AQUATICFORUM
AQUATICFORUM A HOŞGELDİNİZ.FORUMDAN DAHA ETKİN YARARLANMAK İÇİN LÜTFEN GİRİŞ YAPINIZ.
▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▓▓▓▒▒▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▓▓▓▒▒▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓

KUYRUK ACISI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

KUYRUK ACISI

Mesaj tarafından aquahell Bir Ptsi Şub. 20, 2017 5:53 pm

ODUNCU ve YILAN



Fakir mi fakir oduncunun birisi dağa (orman) oduna gider, bir yük odun eder, akşama köyüne gelir, ertesi günü de kasabaya satmaya gidermiş. Sattığı odundan elde ettiği parayla, zorunlu ihtiyaçlarını zar-zor alır, ertesi günü yine dağa oduna gidermiş. Durumundan hiç şikâyet etmezmiş.
Bir gün dağda, çalılıklar arasında kendisinden kaçmayan, zararı da dokunmayacağı her halinden belli olan bir yılan görmüş. Öldürmek geçmiş içinden. Caymış, yardım etmeğe karar vermiş. Oduncu hal hatır soramadan, yılan başlamış söze: “Ey insanoğlu! Ben hastayım. Yuvama kadar gidecek halim yok”. Demiş. Oduncu kucağına alıp yılanı yuvasına bırakmış.
Odununu toplayıp eşeğine yüklemiş, köyüne gelmiş. Hasta yılan aklından hiç çıkmamış.

Ertesi günü yine oduna gidişinde, yılana bir tas süt götürmüş. Yılan sütü iştahla dilliyle içmiş. Oduncunun hoşuna gitmiş. Oduncu, yılan iyileşinceye kadar sütünü taşımış.Dost olmuşlar.Yılan; oduncunun yüreğine hayran kalmış. Yırtık-dökük giysilerine, bir deri bir kemik bedenine bakıp; “ben sana yardım edeceğim ama kimseye söyleme” demiş. Oduncu da:
“Söylemem söz” deyince, yılan ağzından bir altın çıkartıp, “al bunu, bozdur harca, her geldiğinde sana bir altın vereceğim” demiş. Meğer yılan, “yılanlar Padişahıymış”.
Oduncu eşeğine odunu yükleyip, yılanın ağzından çıkartıp verdiği altını da cebine koymuş, ertesi günü kasabaya gittiğinde, hem odunu satmış, hem yılanın verdiği altını bozdurmuş. Ev halkına, bol bolamat yiyecek, sonraki günlerde de giyecek almış. Yıllarca, rahatlık içinde geçinip gitmişler.Oduncu, her dağa gittiğinde yılana bir tas süt götürürmüş. Yılanda sütü diliyle içer, sevinir, oduncuya daha çok minnet duyar, bağlanırmış.
Oduncu, Hicaz’a gitmeğe (aylarca süren çok uzun yolculuk anlamına da gelir) karar vermiş. Yılanla son görüştüğü gün: “Ben Hicaz’a gidiyorum. Hakkını helal et” deyince yılan duygulanmış.
“ Benim sende ne hakkım olur? Asıl sen bana hakkını helal et. ’Oğlum var’ diyordun, her gün gelsin, bir altını ona vereyim” demiş. Oduncu da duygulanmış, sevinmiş.
Köye geldiğinde oğlunu yanına çağırıp: “Bak oğlum sana bir sır vereceğim. Dağda bir yılanla dost olduk. Bana her gün bir altın verdi. Kaç yıldır varlık içinde yaşıyoruz. Ben Hicaz’a gidince her gün dağa gidecek, soğuk suyun duldasındaki kayalıklara oturacaksın. Yanına bir yılan gelecek. Sakın ha, hiç dokunma, korkma. ‘Ey insanoğlu sen kimsin?’ dediğinde; ‘Ben oduncunun oğluyum’ de. Sana her gün bir altın verecek. Altını al, bozdur, evin gereksinimlerine harca.” Demiş.
Oğlunun aklına yatmasa da, dağa gittiğinde babasının söyledikleri bir-bir gerçekleşince anlatılanlara inanmış.
Yılandan bir altını alıp köye, ertesi gün de kasabaya gitmiş. Altını bozdurup alacaklarını almış.
Birkaç kez altın alışverişinden sonra, “nedir bu, her gün her gün? Bu yılanın karnı altın dolu, öldürüp, karnını yarıp hepsini birden alayım, tek-tek uğraşmayayım” demiş.
Aklından geçeni uygulamaya sıra geldiğinde yılan; başına gelecekleri sezmiş, önce davranmak geçmiş içinden. Bir yandan da babasıyla olan dostluğu gözünün önüne gelmiş, oduncu oğluna kıyamamış…
Oduncunun oğlu elindeki baltayı kaldırır kaldırmaz hızla yuvasına kaçmış. Yarı beline kadar yuvaya girmiş, kuyruğunu da çekmek üzereyken oduncunun oğlunun kaldırdığı balta yere inmiş, yılanın kuyruğuna denk gelip kopartmış. Yılanı öldüremediğine üzülen oduncunun oğlu, yuvadan geri dönüp kös-kös giderken, canı yanan yılan, yuvanın içinde ters dönüp, delikten çıkmış, arkasından yetişip sokmuş. (ısırıp zehirini akıtmış)
Oduncunun oğlu oracıkta ölmüş. Köylüleri bulmuş, mezarını kazıp gömmüşler.
Gel zaman git zaman babası Hicazdan gelmiş. Oğlunun öldüğünü, “kayalıklarda yılan soktuğunu” söylemişler. Oduncu yılana çok kızmış. Hemen, oğlundan başka kimseye söylemediği sır gelmiş aklına. Ve kabahatin oğlunda olabileceği kanısına varmış. Yılların dostluğu gözünün önünden geçmiş. Gidip yılanla konuşmaya, gerçeği anlamaya, dostluğu yeniden kurmaya karar vermiş.
Ormandaki kayalıklara gidip yılanı bulmuş. Oduncu bakmış, yılanın kuyruğu yok. Yılan “temkinli”. “Ne oldu, anlat bakalım” demiş oduncu. Yılan da olup bitenleri ekleyip ulamadan anlatmış.
“Biliyordum sende kabahat olmadığını” demiş oduncu. Ve eklemiş. “Olanları unutalım. Yeniden dost olalım.”
Yılan ne gülebilmiş, ne de gözlerinden yaş akmış. Üzgün-üzgün başını iki yana sallamış…
“Geçti” demiş, “Bizim dostluğumuz geçti. Sende o evlat acısı, bende bu kuyruk acısı oldukça bizden dost olmaz.”
avatar
aquahell
WEBMASTER

Erkek
Mesaj Sayısı : 2792
Yaş : 42
Nerden : AQUATICFORUM
Lakap : AQUAHELL
Reputation : 59
Points : 3940
Kayıt tarihi : 22/01/08

http://www.hbgokhan.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz