AQUATICFORUM
AQUATICFORUM A HOŞGELDİNİZ.FORUMDAN DAHA ETKİN YARARLANMAK İÇİN LÜTFEN GİRİŞ YAPINIZ.
▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▓▓▓▒▒▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▓▓▓▒▒▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması

Aşağa gitmek

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması Empty Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması

Mesaj tarafından vgokhan Bir Cuma Haz. 29, 2012 5:53 am

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması A
Abanın kadri yağmurda bilinir.
Her şeyin bir değeri vardır. Bir şeyin gerçek değeri (kadri) ise, ona gerçekten ihtiyaç duyulduğu zaman ortaya çıkar.

Abdala “kar yağıyor” demişler, “titremeye hazırım” demiş.
Yoksulluk ve sıkıntı içinde yaşayıp eziyet çekmekte olan kimseler,
karşılaşacakları zor şartlardan endişe duymazlar. Çünkü onlar bu şekilde
yaşamaya alışıktırlar.

Abdal ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır.
Kimi görgüsüz ve eğitimsiz kimseler bir rastlantı sonucu lâyık
olmadıkları önemli bir işin başına geçseler ya da bir mevki elde
etseler, aptalca davranmaya, o yerin adamı gibi görünmeye ve
böbürlenmeye başlarlar. Dahası, bunun kendi hakları olduğunu da ileri
sürerler.

Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz.
Kimi insanlar yaptıkları işten zevk duyarlar ve onu bırakmak istemezler;
bu işi sürekli olarak, tekrar tekrar yapmaktan da hiç bıkkınlık
duymazlar.

Abdalın dostluğu köy görünceye kadar.
Çıkarı için yakınlık gösterip dostluk kuran kimse, beklediği yararı elde
ettikten, işini yürütecek başka yollar bulduktan sonra sizinle olan
ilişkisini keser.

Abdal (derviş) tekkede, hacı Mekke`de bulunur.

Hemen herkesin ilgi duyduğu bir alanı, kendine özgü bir işi vardır. İlgi duyduğu alan ya da iş neredeyse kişi de orada bulunur.

Acele bir ağaçtır, meyvesi pişmanlık.
Telâşla, sabırsızca ve ivedilikle yapılan işler genellikle kötü sonuçlar doğurur; kişiyi pişmanlığın içine iter.

Acele ile menzil alınmaz.
Telâşlanıp ivmekle, sabırsız davranmakla daha çabuk sonuç alacağımız,
başarı kazanacağımız sanılmamalıdır. Bilinmelidir ki her işin bir süresi
vardır.

Acele işe şeytan karışır.
Düşünüp taşınmadan, çabuk davranılarak yapılan işten iyi sonuç beklenmemelidir; o iş ya yanlış ya da bozuk olur.

Acemi katır kapı önünde yük indirir.
Bir işin yabancısı olan, bir işe alışmamış, beceriksiz ya da anlayışsız
kişi, kendisinden beklenen işi eksik yapar ve istenildiği gibi yerine
getiremez; daha başlangıç anında veya en önemli yerinde işi bırakıverir.

Acıkan doymam (sanır), susayan kanmam sanır.
Uzun süre bir şeyin yokluğunu çekip ona ihtiyaç duyan kimse, o şeyden ne
kadar çok elde ederse etsin tatmin olmaz; kendisine yetmeyeceği duygusu
içinde bulunur.

Acıkmış kudurmuştan beterdir.
Bir şeyden uzun süre yoksun kalan kimse, onu gördüğü anda ele geçirmek
ister; kendinden geçercesine ona saldırır, sanki kudurmuş gibidir, gözü
hiçbir şeyi görmez, tek düşündüğü uzun süre yokluğunu çektiği o
nesnedir.

Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur.
Bir kimsenin acınmasına yol açar, başkalarını ona merhamete
getirirseniz, o kimse yerli yersiz yardım dilemeye başlar ve gittikçe
arsızlaşır; bunun yanında kimilerinin hakkını kısar, emeklerinin
karşılığını vermez ve onları aç-yoksul bırakırsanız, onlar da hırsızlık
yapmaya başlarlar.

Acı patlıcanı kırağı çalmaz.
Kötü durumda olan bir kimseyi, ortaya çıkacak yeni kötü durumlar
etkilemez; pek çok zorluğa katlanabilir; çünkü o, böylesi kötü durumlara
alışmıştır. Ayrıca, işe yaramayacak hâle gelmiş kimseler de, tutar bir
yanları olmadığı için felâketlerden çekinmezler.

Acı (kötü) söz insanı (adamı) dininden (çıkarır), tatlı söz (dil) yılanı deliğinden (ininden) çıkarır.
Onur kırıcı, sert, kötü sözler insanı öfkelendirir; sabrını taşırır,
çileden çıkarır, hoş olmayan davranışlara sürükler. Bunun aksine
yumuşak, tatlı, hoş sözler de öfkeli, geçimsiz, saldırgan insanları
yatıştırabilir; zarar vermelerinin önüne geçip onları doğru yola
sokabilir.

Aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez.
Aç, yemek yeme ihtiyacı olan, yemesi gereken kimsedir. Bu insanın
düşüncesi de karnını doyurmaktır. Onun bu isteği kimi özürlerle
giderilip geçiştirilemez, böyle yapılmak istenirse kimi anlamsız ve
aşırı davranışlara kaymasına neden olunur. Çocuklar da bir şey istediler
mi hemen onun yerine getirilmesini isterler, beklemek nedir bilmezler.

Aç (arık) at yol almaz, aç (arık) it av almaz.
İş gördürülen kimselerden verim umuluyorsa onlar aç, yoksul ve zaruret içinde bırakılmamalı, her yönden tatmin edilmelidirler.

Aç ayı oynamaz.
Kendisinden iş beklenilen kimseden emeğinin karşılığı esirgenmemelidir;
insan ya da hayvan olsun, çalışan mutlaka doyurulmalıdır.

Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız (yüzsüz) edersin.
Yönetiminde bulunan, gözetiminde olan kimseleri maddî ve manevî yönden
tatmin etmelisin. İnsanları bu yönlerden sıkıntıya düşürür, emeklerinin
karşılığını vermez, kötü muameleye maruz bırakırsan yanlış yola
saparlar; söz dinlemez olurlar, arsızlaşırlar.

Aç doymam, tok acıkmam sanır.
Uzun süre yokluk içinde olan aç insan elde ettiğinden çoğunu ister,
tatmin olmaz, yetmeyeceği duygusunu taşır. Tok, yani varlıklı insan ise
var olanla yetinir gibidir, elindekilerin bir gün gelip tükeneceğini
düşünmez, yeni kazanç yollarına başvurmaz, dahası elindekileri
bilinçsizce harcamaya devam eder.

Aç elini kora sokar.
Aç ve yoksul insan, zorunlu ihtiyaçlarını gidermek için canı pahasına bile olsa her türlü tehlikeye atılmaktan çekinmez.

Aç gözünü, açarlar gözünü.
Uğraşılarında, giriştiğin işlerinde uyanık bulunup dikkatli olman
gerekir; yoksa umulmadık, beklenmedik bir anda büyük zararlarla karşı
karşıya kalabilirsin. Bu belâdan sonra aklın başına gelir ama iş işten
geçmiş olur.

Açık ağız aç kalmaz.
Çalışan, didinen, ne istediğini bilen, bıkmadan usanmadan bunu dile
getiren kişi geçim yolunu bulur; muhtaç duruma düşmez, aç kalmaz.

Açık yaraya tuz ekilmez.
Acısı ve derdi taze olan bir kimsenin üzüntüsünü artıracak söz ve davranışlardan kaçınmak gereklidir.

Açık yerde tepecik kendini dağ sanır.

Kıymetli, yetenekli kimselerin bulunmadığı veya az bulunduğu bir yerde,
kendinde az da olsa bir şey bulunan kimse böbürlenmeye, büyüklük
taslamaya başlar.

Açılan solar, ağlayan güler.
Hayatta hemen her şey bir değişimin içindedir, olduğu gibi kalmayıp
tersine dönebilir, güzel çirkinleşebilir; mutsuz mutlu, yoksul da zengin
olabilir.

Açın gözü ekmek teknesindedir (olur).
İnsanın tek amacı, öncelikle kendisi için gerekli, yaşaması için zorunlu olan, yokluğunu çektiği şeyi elde etmektir.

Açın karnı doyar, gözü doymaz.
1. Bir şeyin uzun süren yokluğu açlık ve doyumsuzluk duygusuna iter
insanı; bu insan hiç doymamış, aç kalacakmış gibi davranır; gözü
nesnelerde kalır, o nesneleri kaybedecek sanısına kapılır. 2. İhtiraslı
kişi elindekiyle yetinmez, daha fazlasını ister.

Aç kurt bile komşusunu dalamaz.
Komşu hakkı çok yücedir. Komşuya hangi şartlarda olursa olsun, aç ya da
zengin iyi davranılmalıdır. Çünkü toplumun dirlik ve düzenliği bir
yönüyle buna bağlıdır.

Açma sırrını dostuna, o da söyler dostuna.
Sır özeldir ve gizli tutulmalıdır. Onun gerçekten duyulup yayılması
istenmiyorsa, dosta bile açılmamalıdır. Açılırsa o da ağzından
kaçırabilir ya da yakınına anlatabilir, bunu başkaları duyabilir,
saklamaya çalıştığın şey sır olmaktan çıkar, yayılır.

Aç ne yemez, tok ne demez.
Yoksul kişi ihtiyaç duyduğu şeyin en kötüsüne bile razı olur; iyisini,
kötüsünü arayacak durumda değildir. Oysa varlıklı kişi için durum
farklıdır, o her zaman daha iyisini ister, en güzel şeylerde bile bir
kusur bulur, mırın kırın eder.

Aç tavuk (düşünde) kendini buğday (arpa, darı) ambarında sanır (görür).
Yoksulluk çeken, varlık yüzü görmeyen kişi sürekli ihtiyaç duyduğu
şeylerin hasretini çeker; kendisini onları elde etme hayaline kaptırır,
olmayacak düşler kurar.

Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü.
Hoşuna gitmeyecek sözler söylenmesine, hakkında kötü şeylerin ortaya çıkmasına yol açmak istemiyorsan karşındakini kızdırma.

Aç tokun yüzüne bakmakla doymaz.

İnsan ihtiyaç duyduğu, sürekli yokluğunu çektiği şeyleri varlıklı
kimselerde görmekle onlara sahip olmuş sayılmaz. Tatmin olabilmek için
onları gerçekten elde etmelidir.

Adalet ile zulüm bir yerde barınmaz.
Bu iki şey tamamen bir birinin karşıtıdır. Hak, hukuk ve doğruluğun
bulunduğu yerde zulüm olamaz, zalimler bulunamaz. Zulmün bulunduğu yerde
ise hak yeme, sömürü, eğrilik, azgınlık vardır ve orada da ne adalet ne
de âdil vardır.

Adam adama her daim muhtaç (gerek olur).
Tek başına yaşamak oldukça zor olduğundan insanlar bir arada yaşarlar,
dayanışmaya gerek duyarlar. İhtiyaçlar bu sayede karşılıklı olarak
giderilir. Bu bakımdan hiçbir insanı küçümseyip yararsız saymamalı; olur
ki bir gün, hiçlenen o insanın yardımına gerek duyulabilir.

Adam adama yük değil, can gövdeye mülk değil (Adam adama yük olmaz).
Birileri gelip konuğumuz olabilir, evimizde kalabilir. Bu konuk tıpkı
can gibidir; can nasıl gövdeye geldiği gibi gidiyorsa, konuk da günün
birinde geldiği gibi gidecektir. Bu sebeple yanımıza gelen arkadaş,
dost, yakın ve konuklarımızdan yaka silkmemeliyiz.

Adam adamdan korkmaz, utanır (hatır sayar).
Bir kimse kendisine yapılan kabalık, kötülük karşısında sert tepki
göstermiyor, benzer bir şekilde karşılık vermiyorsa, bu korktuğundan
değildir; hatır saydığındandır, utandığındandır, duygularına egemen
olduğundandır.

Adam adam denmekle adam olmaz.
Değerleri olmadığı hâlde değer verip saygı duyarak, bazı unvanlar
vererek, överek, pohpohlayarak bir kimseyi iyi yetişmiş, değerli bir
kimse yapamayız. Gerçek şahsiyet, olgunluk, insana yakışacak durum,
tutum ve davranış insanın kendinde bulunmalıdır.

Adam adamdır, olmasa da pulu; eşek eşektir, olmasa da çulu.
Bir kimsenin toplumdaki seçkin yeri ve önemi zengin ya da yoksul hâliyle
ölçülemez. Kimi insanlar son derece yoksuldurlar ama kendilerinde bir
adamlık vardır. Kimileri de zengindir ama insanlıktan nasiplerini
almamışlardır. Dolayısıyla yoksul olmak insanın değerini düşürmez,
zengin olmak da değerini artırmaz.

Adam adamı bir kere (defa) aldatır.
Bir kimse, huyunu suyunu bilmediği bir kişiye bir kez aldanır; bir daha
aldanmaz. Çünkü bir kez aldanmış ve ders almıştır. Artık kendini ona
göre ayarlar, karşı tarafın düzenbaz olduğunu bildiği için tedbir alır,
düzenbaz ne derse desin inanmaz ve tuzağına düşmez.

Adama dayanma ölür, duvara (ağaca) dayanma yıkılır (kurur).
İnsanlar hayatları boyunca birbirlerine destek verirler, yardımcı
olurlar. Ne ki her destek ve yardım sürekli olmaz. O hâlde insan,
yapacağı işlerde başkalarının yardımına ve desteğine değil, öncelikle
kendi gücüne, bilgi ve becerisine dayanmalı ve güvenmelidir.

Adam ahbabından bellidir (Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu diyeyim).
İnsan daha çok anlaştığı, huyunu suyunu bildiği, sevdiği, yanında
bulunmaktan hoşlandığı kimselerle arkadaşlık kurar; dostluk eder.
Dolayısıyla bir kimsenin iyi ya da kötü olduğu, arkadaşlık kurduğu
kimsenin kişiliğine bakılarak anlaşılabilir.

Adamak kolay, ödemek güçtür.
Bir işi yerine getireceğim demek, davranışıyla ya da tutumuyla o işi
yapacağım duygusu uyandırmak, umut vermek kolaydır. Ne var ki yerine
getirmek ve yapmak güçtür. Çünkü bu, bir çabaya, bir maddeye ya da bir
paraya dayanır; bunlar da zor sarf edilir şeylerdir.

Adamın (insanın) adı çıkacağına (çıkmaktansa) canı çıksın (çıkması yeğdir).
Toplumun bir insan hakkında verdiği yargı kolay kolay değişmez. Eğer bir
adamın adı kötüye çıkmış, bu yanıyla şöhret bulup tanınmışsa, bu durum
onun için katlanılmazdır. Nereye gitse kötü yanı yüzüne vurulacak,
itilip kakılacak, aşağılanıp toplum dışına itilecektir. Böyle bir hayatı
yaşamak, o insan için yaşarken ölmek demektir.

Adamın iyisi alış verişte belli olur.
Alışveriş bir insanın karakterini, iyi ya da kötü oluşunu belirleyen en
önemli ölçütlerden biridir. Alışveriş her şeyden önce çıkara dayanır.
Birçok insan da çıkarı için ahlâk kurallarını çiğnemekten kaçınmaz. Bunu
anlamanın en iyi yolu da kişiyi alışverişte denemektir. Alışveriş
sırasında hileye başvurmayan, hakkı gözeten, yalan söylemeyen, ahlâksız
yollara sapmayan kimse iyi insandır.

Adamın iyisi iş başında belli olur.
İnsanı gösteren sözü değil, işidir. Bir insanın gerçek değeri; becerikli
mi beceriksiz mi, çalışkan mı tembel mi, başarılı mı başarısız mı, iyi
mi kötü mü olduğu yaptığı işlerle, çevresindekilere karşı takındığı
tutumla ölçülür.

Adamını yere bakanından, suyun ağır (sessiz) akanından kork (sakın).
Genellikle sessiz akan sular derin ve tehlikeli olurlar. Bir olay
karşısında duygu ve düşüncelerini açığa vurmayan, niyetini belli
etmeyen, sessiz kalan kimseler de ağır akan suya benzerler. Sinsidirler,
içlerinde besledikleri kötülükleri hissettirmezler, bu bakımından
sakıncalıdırlar.

Adam olana bir söz yeter.
İyi yetişmiş, kişilikli, anlayışlı, duyarlı kişiler kendilerine söylenen
sözü, ilk söylenişinde anlarlar ve sözün gereğini yerine getirirler.
Bir sözü defalarca söyleten, söyleyeni zorlayan, çıkmaza sokan
kimselerde ise, bir kavrayış noksanlığı, bir ahlâk eksikliği var
sayılabilir.

Âdemoğlu (insanoğlu) çiğ süt emmiştir.
Başlangıcından bu yana nankörlük insanoğlunun değişmez bir sıfatı
olagelmiştir. Yapılan bir iyiliğe karşı, çokluk kötülükle cevap vermek,
insanın atamadığı huylarındandır. Sanki bu, insanda değişmez bir hâldir.
Bu bakımdan insanoğlu güvensizdir, ona karşı daima dikkatli
olunmalıdır.

Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur.

Büyüklerin küçükler üzerinde büyük bir etkisi vardır. Çocuklar, çokluk
büyüklerini örnek alırlar. Onlardan ne görürlerse onu yapmaya
çalışırlar. Bu sebeple, anne-babanın çocuklar, büyüklerin de küçükler
üzerindeki etkisi, eğitim açısından oldukça önemlidir.

Ağacı kurt, insanı dert yer.
Ağaç kurdu, içine yerleştiği bir ağacı veya tahtayı özünden, içten içe
yiyerek çürütür ya da kurutur. Dert ve üzüntü de tıpkı ağaç kurdu
gibidir. İnsanı içten içe yıpratır, perişan eder, dayanıksız kılar,
yiyip bitirir.

Ağaç kökünden yıkılır.
Ağacı ayakta tutan, onu toprağa bağlayan kökleridir. Onun bütün
dallarını kesebilirsiniz, ancak yıkamazsınız. Yıkmak için köklerini
topraktan çıkarmak zorundasınız. Bir aile, toplum ya da düzen de tıpkı
ağaç gibidir. Onu da ayakta tutan bir temel (kök) vardır. Kimi
ayrıntılarını (dallarını) yok edebilirsiniz, ancak yıkıp bozamazsınız;
yıkmak için temelini sarsmak, ana noktalarını bozmak zorundasınız.

Ağaç yaprağı ile güzeldir (gürler).
Bir ağacı güzel gösteren, verimli kılan, canlı tutan yaprakları,
çiçekleri ve meyveleridir. Varlığını ancak bunlarla kanıtlar. İnsanlar
da böyledir. İnsan ailesi, çocukları, yakınları ve dostları ile bir
bütün oluşturup varlık gösterebilir. Eğer bunlardan mahrum olursa
yapraksız, çiçeksiz ve meyvesiz bir ağaç gibi kalır ortada; cansız,
kurumuş gibi, güçsüz ve verimsizdir.

Ağaç yaş iken eğilir.
Çocuklar mutlaka küçük yaşta eğitilmelidirler. Bu yaşlarda işlenmeye,
her türlü bilgiyle donatılmaya elverişlidirler. Zaman geçip de büyüdükçe
eğitilmeleri zorlaşır. Yaşlı insan kolay kolay eğitilmez. Onlar tıpkı
kuru bir ağaç gibidirler. Eğilmezler, buna zorlanırlarsa kırılırlar. Bu
sebeple onlara yeni bir davranış kazandırmak imkânsız gibidir.

Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter.
Yüce Allah, her canlıyı yaratırken onunla birlikte rızkını da yaratır.
Ancak insanlar aç gözlülük edip kimilerinin hakkını gasbederler,
rızklarına el koymaya çalışırlar. Dolayısıyla kimileri aç ve yoksul
kalır. İnsanlar bu tavırlarından vazgeçmiş olsalar, herkesin rızkının
kendisine yeter olduğu apaçık ortaya çıkacaktır.

Ağır giden yol alır, hızlı giden yolda kalır.
Gittiğimiz yolda, tuttuğumuz işte ilerlemek istiyorsak acele edip telâşa
düşmemeliyiz. Yavaş yavaş ama güvenli, gerekli bir tempoda, emin
adımlarla yürümeliyiz. Böyle hareket etmezsek, aceleciliğimiz yüzünden
sürçebilir, yolumuzu şaşırabilir, sonuca da ulaşamayız.

Ağır kazan geç kaynar.
1. Herkesin anlayış yeteneği bir değildir, öğrenme kabiliyetleri de
farklıdır. Kimi kalın kafalı kimseler bir meseleyi oldukça geç ve zor
kavrarlar. 2. Bazı beceriksiz, tembel kişiler işlerini geç yaparlar ve
zamanında yetiştiremezler. 3. Ağırbaşlı, olgun kimseler bir olay
karşısında hemen öfkelenip telâşlanmazlar.

Ağır ol, batman gelesin.
Temkinli, ağırbaşlı, ölçülü ol ve dengeli hareket et ki, itibar göresin;
sevilip sayılasın. Çünkü hafif meşrep, sulu, çabuk kızıp taşkınlık
gösteren, aceleci kimseler toplumda pek sevilip yer edinemezler.

Ağır taş batman döver (yerinden oynamaz).

Tutarlı, ölçülü, ağırbaşlı, temkinli kimselerin toplumda etkin bir
yerleri, ayrıcalıklı bir kişilikleri vardır. Bu ayrıcalıkları sebebiyle
onlara kolay kolay kimse ilişmeye cesaret edemez, onları hırpalamaya
öyle herkesin gücü yetmez, dolayısıyla ister istemez saygı görür ve
yerlerini korurlar.

Ağır yongayı yel kaldırmaz.
Davranışları ölçülü, sözleri yerinde, temkinli ve ağırbaşlı olan
insanlara dış etkenler, niyeti bozuk kimseler kolay kolay zarar
veremezler.

Ağız yer, yüz utanır.
İkram kabul eden, armağan alan kişi, bunları kendisine sunan kimsenin
istediğini yerine getirme zorunluluğunu duyar; bir borçluluk duygusuyla
bu isteği reddetmeye utanır, istemese de işi yapar.

Ağlamayan çocuğa meme vermezler.
Hakkımızın yendiği yerde susup sonuca katlanmak doğru değildir. Susar,
sesimizi çıkarmaz, hakkımızı aramazsak kimse bize yardım elini uzatmaz;
hakkımızı vermez. Onun için hakkımızı arama yoluna gitmeli ve bu yolda
sesimizi duyurmalıyız.

Ağlatan gülmez.
Başkalarına zulmeden, sıkıntı veren, çile çektiren kimselerin
kötülükleri karşılıksız kalmaz; günün birinde bu dünyada ya da öteki
dünyada kendisine döner, yaptıklarının cezasını mutlaka çeker, o da
ağlar.

Ağrısız baş mezarda gerek (olur).
Yaşayan her insan dertten, çileden yakasını kurtarabilmiş değildir.
Yaşadıkça da kurtaramayacaktır. Dolayısıyla dertsiz insan ancak mezarda
bulunur. Bu demektir ki, insan dertten ancak ölünce kurtulacaktır.

Ağustosta gölge kovan, zemheride karnın ovar.
Vakit ve fırsat varken (yazın) çalışmayan, tembel tembel oturan, keyfini
düşünen kimse, fırsat kaçtıktan sonra, çalışmanın zor olduğu günlerde
(kışın) geçim sıkıntısı çeker; perişan olur, aç kalıp yoksul düşer.

Ah alan onmaz.
Zulmeden, hak yiyen, kötülük yapan ve bu sebeple birilerinin bedduasını
alan kimse iflâh olmaz; onun sonu iyi değildir, yaptıklarının cezasını
mutlaka görür.

Ahlatın (armudun) iyisini ayılar yer.
Değerli, güzel ve iyi şeyler çoklukla onlara lâyık olmayan kimselerin
eline geçer ve onlarca kullanılırlar. Bu da gösteriyor ki, insanlar
gelişen olaylara çok kez engel olamazlar.

Ahmağa yüz, abdala söz vermeye gelmez.
Anlayışı kıt, beceriksiz, yüzsüz ve yılışık, çıkarcı kimselere gereksiz
yere yakınlık gösterilmemelidir. Yoksa bu yakınlığı kötüye kullanabilir.
Yerli yersiz karşınıza çıkıp sizi rahatsız ve huzursuz edebilir. Bu
gibi kimselerle kurulacak ilişkilerde dikkatli olunmalıdır.

Ahmak iti yol kocatır.
Bazı insanların girişimleri, uğraşıları, didinmeleri, yaptıkları işleri
ahmaklıkları yüzünden sonuçsuz kalır; yıpranmalarına yol açar. Bunun
böyle olmasının sebebi, işe iyi düşünmeden, plân yapmadan girmiş
bulunmaları, karşılarına çıkacak aksilikleri hesaplamamış olmalarıdır.
İşte böylesi bir giriş, onları tekrar tekrar yapmak zorunda bırakmış,
zaman kaybettirmiş, yormuş ve yıpratmıştır.

Akacak kan damarda durmaz.
“Takdir, tedbiri bozar” derler. Bir zarara uğramak, önemli bir şeyimizi
kaybetmek kaderimizde varsa, ne yaparsak yapalım, ne önlem alırsak
alalım bunun önüne geçemeyiz. Bugün ya da yarın, er veya geç olan
olacaktır.

Ak akçe kara gün içindir.
Emek vererek, alın teri dökerek kazandığımız para, sıkıntılı anlarımız
ve zor günlerimiz içindir; bizi darlıktan bu para çekip kurtarır, rahata
erdirir. Dara düşülen günlerimizde bu parayı harcamaktan da geri
durmamalı, çekinmemeliyiz.

Akan su yosun (pislik) tutmaz.
Bilinen bir şey ki, devamlı akan su kendini ve yatağını temiz tutar;
hareketsiz ve birikinti hâlinde olan su da aksine mikrop ve pisliği
bünyesinde taşır. Denebilir ki hareketlilik, canlılık ve çalışkanlık
insanı canlı ve üretken yapar; iyimser kılar, kötülükten uzak tutar,
düşkünlüğünü önler; böylece de o insan hem kendine, hem de başkalarına
yararlı olur.

Akar su çukurunu kendi kazar.
Azimli olan, bir şey yapma isteği ve gücünü taşıyan, gayretli ve atak
kimseler zorluklara boyun eğmezler; amaçlarını gerçekleştirmek için
imkân ararlar, yollarını ne yapıp edip bulurlar.

Akan suya inanma, el oğluna güvenme.
Kimi akar sular yavaş aktığı için tehlikesiz görünebilir, ancak yine de
güvenmemelidir. Bir an o suya kapılıp sürüklenebilir, derinlere ve
burgaçlara çekilip boğulabiliriz. El oğlu da tıpkı bu akar sular
gibidir, kimi yanlarına bakarak onlara güven duyamayız. Çıkarı için bizi
tuzağa düşürebilir, başımıza olmadık işler açabilir, zor durumda
bırakıp zarara uğratabilir. Bunun için temkinli olmalıyız.

Akıl akıldan üstündür.
Her insan aynı anlayış, bilgi ve düşünme gücüne sahip değildir. Bizim
akletmediğimizi, bir başkası akledebilir. Biri bizden daha iyi düşünüp
karanlık bir noktada bize ışık tutabilir. Bu bakımdan önemli işlerimizde
güvenli, geniş düşünce sahibi kimselere danışmaktan, onların bilgi ve
tecrübesine başvurmaktan kaçınmamalıyız.

Akıl için tarik (yol) birdir.
Bir mesele ancak akıl yoluyla çözülebilir. Bu yol ise tektir. Doğru
düşünenlerin, mantıklı olanların bu yolu izlediklerinde vardıkları sonuç
hep aynı olacaktır.

Akıl kişiye (adama) sermayedir.
Giriştiğimiz hemen bütün işlerde başarılı ya da başarısız olmamızdaki en
büyük etken akıldır. O, yapmaya çalıştığımız işte baş aracımızdır. Onu
gerektiği gibi, yerinde kullanırsak iyi sonuç almamız kolaylaşır. Hemen
her işte bir sermayeye gerek duyulduğu açıktır. Bu sermaye de paradır.
Ama unutmayalım ki, paranın da işe yarar şekilde kullanılması akılla
olur.

Akıllı düşman, akılsız dosttan hayırlıdır (Deli dostun olacağına akıllı düşmanın olsun).
Düşüncesiz ve yersiz davranan, gerçeği görmeyen, anlayışı kıt kimseler
yaptıkları işlerin, söyledikleri sözlerin ne gibi sonuçlar doğuracağını
hesap edemezler. Bu yanlarıyla, iyi niyetli de olsalar dostlarına
bilmeyerek zarar verebilirler. Bunun aksine, akıllı düşmanın neler
yapabileceği, hangi yollara başvuracağı önceden tahmin edilip
sezilebilir; dolayısıyla kişi tedbirini alır, kendisine gelebilecek
zararları önlemeye çalışır.

Akıllı hırsız, şaşkın ev sahibini bastırır.
Aklını kullanmasını bilen, açık göz, uyanık ve düzenbaz kimseler
düşüncesiz, kavrayışı kıt, ahmak ve şaşkın kimseleri aldatmakta bir
zorlukla karşılaşmazlar. Hatta bu kimseler, karşılarındaki bu aptal
insanları, haklı da olsalar haksız çıkarabilirler; kendilerini suç
işlememiş gibi gösterebilirler.

Akıllı köprü arayıncaya dek deli suyu geçer.
Önlem almaya, hazırlıklı olmaya alışmış kimi tedbirli kimse, hemen her
şeyde bir sonuca ulaşmak için sağlam bir yol arar. Bunun için de düşünüp
taşınır, kolay kolay karar veremez. Dolayısıyla da epey zaman harcamış
ve sonuca ulaşmakta gecikmiş olur. Oysa gözü pek atak ve yeterince
düşünmeden karar veren kimse, tehlikeyi göze alıp işe girişir ve sonuca
daha çabuk ulaşır.

Akıllıyı arkada tutma, akılsızı kılavuz etme.
Hangi işte, hangi yönetimde olursa olsun sağlıklı bir sonuca gidilmek
isteniyorsa, mutlaka iyi ve doğru düşünenlere, işinin ehli ve akıllı
kimselere öncelik verilmelidir; onlar takipçi değil, takip edilenler
olmalıdır. Eğer bunun tersi yapılıp akılsız, ahmak, beceriksiz, anlayışı
kıt kimselere öncelik verilir, onlar iş başına getirilirse yapılan
işten olumlu bir sonuç elde edilemez; elde kalan yalnızca zarar olur.

Akıl para ile satılmaz.
İnsanlar akılca eşit değillerdir. Kimileri akıllı, kimileri aptaldır.
Bunu değiştirmek mümkün değildir, böyle de sürüp gidecektir. Üstelik
akıl, somut bir şey de değildir. Sonradan da elde edilemez, parayla da
alınıp satılamaz. Etrafımıza şöyle bir baktığımızda delice işler yapan
varlıklı insanlar, akıllıca işler yapan yoksul insanlar görürüz. Eğer
akıl parayla satın alınmış olsaydı zenginlerin dilece işler
yapmadıklarına tanık olabilirdik.

Akılsız başın zahmetini (cezasını) ayaklar çeker.
1. İyi düşünüp taşınmadan, eni konu hesaplamadan verdiğimiz kararlar,
yaptığımız girişimler bizi kötü sonuçlarla karşı karşıya bırakır,
çıkmaza sokup oraya buraya koşturur, yorgun düşürür. Hemen her şeyi yeni
baştan yapmak durumuyla yüz yüze getirir. 2. İşin başında olanların
akletmeden verdikleri yanlış karar ve ortaya koydukları tutumların
doğurduğu kötü sonuçların sıkıntılarını, zahmetini buyruk altında
çalışanlar çeker.

Akıl yaşta değil baştadır.
İnsanın yaşlanması, aklının artması anlamına gelmez. İnsan büyüyebilir
fakat aklı (kıt) kalabilir. Biliriz ki, pek çok genç yaşça büyük
olanlardan daha akıllıdırlar. İnsanlar yaşlandıkça tecrübe sahibi
olabilirler ama tecrübe akıllı olanların işine yarar, akılsızların
değil.

Ak koyunun kara kuzusu da olur.
1. İyi ana-babadan kimi zaman kötü huylu çocuklar da olabilir. 2. Çok
iyi sandığımız bir işin, girişimin veya tavrın kötü yanları da
bulunabilir. 3. Arkadaş, dost ve yakınlarımızın kimi kusurlu yanları da
bulunabilir.

Akla gelmeyen başa gelir.
İnsan her şeyi eksiksiz düşünüp, başına gelebilecekleri önceden kestirip
tedbir alacak güçte değildir. Hiç ummadığı, beklemediği bir anda başına
öyle şey gelir ki, bu şeyi daha önce hiç düşünmemiştir bile. Bu durumda
yapılacak şey endişe ve korkuya kapılmamak, sakin olmaya çalışmaktır.

Aklına geleni işleme, her ağacı taşlama.
Aklına geleni hemen gerçekleştirmeye çalışma; önce iyi düşün, taşın,
doğabilecek sonuçları hesapla. Bunun aksine hareket edip iş yapmaya
kalkar, her önüne gelene çatarsan büyük sıkıntılarla karşılaşır, zarar
görürsün.

Akraba (dost) ile ye, iç, alışveriş etme.
Hemen her alışverişin temelinde çıkar yatar. Bu çıkarlar insanları
çatışmaya sürükleyip tatsızlıklara yol açabilir; sonuçta ortaya kırıcı,
incitici davranışlar çıkar. Dolayısıyla alışveriş dostluğu bozucu bir
işlev yüklenmiş olur. Bu ise devamlı görüşen insanlar için hoş bir durum
değildir. Bu bakımdan özellikle kendine güvenemeyenler, dostluklarının
devamını dileyenler alışveriş konusunda dikkatli olmalı, gerekirse
birbirleriyle alışverişten kaçınmalıdırlar.

Akşama karşı gitme, tana karşı yatma.
Yüce Allah, gündüzü çalışıp rızk kazanma, geceyi de uyku ve dinlenme
zamanı olarak yaratmıştır. Bu sebeple erken kalkıp çalışmalı ve erken
yatmalıdır. Yola çıkmak için de en uygun zaman seher vaktidir, her şey
görünür olduğundan daha güvenlidir. Gece yolculuk yapmaktan mümkünse
kaçınmalıdır; gece yolculuğu hem zor, hem de tehlikelidir.

Akşamın hayrından sabahın şerri yeğdir (iyidir).
Elden geldiğince işler akşam ya da gece yapılmamalıdır. Sabah görülmesi
daha uygundur. Çünkü gece iş yapmak tehlikelidir. İnsanların en yoğun,
yorgun ve dalgın oldukları zaman bu zamandır. Çalışanların hata
yapmaları, işi eksik görmeleri, verimsiz olmaları gündüze oranla daha
fazla olur. Ayrıca gündüz elde edilebilen imkânlar gece elde edilemez.
Bu bakımdan sabahleyin yapılacak iş kusurlu da olsa, akşam yapılacak
işten daha iyidir.

Alacağın olsunda da alakargada olsun.
İnsanlar kolay kolay borçlu olmak istemezler. Çünkü borç ödemek,
özellikle sıkıntıda olanlar için hayli zordur. Bu bakımdan borçlu
olmaktansa alacaklı olmak daima iyi görülür. Alınması zor da olsa,
borçlu olan ödememek için karşı da koysa, insanın alacaklı olması yine
de iyi bir şeydir.

Alacakla verecek (borç) ödenmez.
Kimilerine borçlu, kimilerinden de alacaklı olabiliriz. Ne var ki,
borcumuza karşılık, alacağımıza güvenip onunla borcumuzu
ödeyebileceğimizi düşünmemeliyiz. Böyle yaparsak tedbirsiz hareket etmiş
oluruz. Borcumuzun ödenme günü geldiğinde, eğer alacağımız bize
ödenmemişse zor durumda kalabiliriz. Bu yüzden borcumuzu, alacağımızla
öderiz hesabına gitmek doğru değildir; bu bir tedbirsizliktir.

Alçak uçan yüce konar, yüce uçan alçak konar.
İnsanların toplum içindeki yerlerini tutum ve davranışları belli eder.
Kimi insan vardır ki alçak gönüllüdür, büyüklük taslamaz, insanların
mevkilerine göre tavır takınmaz; işte bu kimseler saygı ve sevgi görür,
toplum içinde yükselir. Kimi insan da vardır ki kibirlidir, herkesi
küçük görür, üstünlük taslar; bu insan da hiç sevilip sayılmaz, toplum
içinde de iyi bir yer edinemez.

Alçak yerde yatma sel alır, yüksek yerde yatma yel alır.
İnsan hiçbir işinde aşırılığa kaçmamalı, orta bir yol izlemelidir. Gerek
maddî, gerekse manevî yönden kendisine en uygun olanı seçmelidir. Orta
bir yol izlemeye yanaşmayan insana hem çok düşük, hem de çok yüksek
hayat biçimi zarar verir.

Alçak yer yiğidi hor gösterir.
Elindeki imkânları sınırlı olan, basit bir görevde bulunan kimse ne
kadar değerli olursa olsun kendini gösteremez; kişiliğini, yeteneğini
kanıtlayıp lâyık olduğu yere gelemez. Bu durumda onun önemsiz
görülmesine, etkisiz kalmasına, yitip gitmesine sebep olur.

Al elmaya taş atan çok olur.
1. Önemli, parlak mevkileri elde etmeye çalışan çok olur. 2. Değerli,
güzel ve çekici olan şey herkesin dikkatini çeker. Kimileri onu elde
etmeye çalışırken, kimileri de kıskançlığa düşüp onun aleyhinde
çalışırlar.

Alet işler, el övünür.
İnsan ne iş yaparsa yapsın, ne kadar usta olursa olsun, o iş için
gerekli araç-gereç olmadan başarı elde edemez. Durum bu kadar açık
olduğu hâlde, araç-gereci bir tarafa atıp kendi ustalığı ile övünmekten
geri durmaz insanoğlu.

Alışmış kudurmuştan beterdir.
Bir şeye alışkanlık tutkuyu, tutku da tutsaklığı peşinden sürükler. Bir
şeye alışkın olan, bir anlamda onun tutsağı olmuştur. Artık onu yöneten
alışkanlıklarıdır, kolay kolay bu alışkanlıklardan vazgeçmez. Alışkın
olduğu şeyden kopmamak için her yola başvurur, delice davranışlar
gösterir.

Al kaşağıyı gir ahıra, yarası (yağırı) olan gocunsun (gocunur).
Bir meseleyi halletmek, bir yolsuzluğu soruşturmak, bir haksızlığın
önüne geçmek için ne gerekirse yapılıp söylenmelidir. Bu sırada kabahati
olan varsın tedirgin olsun, alınıp telâşa kapılsın.

Allah bir kapıyı kapatırsa ötekini açar.
İşi büsbütün bozulan, bir çıkmaza düşen insan karamsarlığa kapılıp Yüce
Allah`tan umut kesmemelidir. Çünkü Allah rahmetini esirgemez, O`nun
rahmeti boldur. Allah hiç umulmadık bir anda bir sebep yaratır ve çare
gösterir, bize iyi imkânlar sunar. Yeter ki O`na inanıp güvenelim,
O`ndan umut kesmeyelim.

Allah dağına göre kar verir (verir kışı).
Yüce Allah, her kuluna kaldırabileceği ölçüde yük, sıkıntı verir. Bu kimine az, kimine çoktur. Herkesin dayanabileceği kadardır.

Allah doğrunun yardımcısıdır.
Yüce Allah, insanlara neyin eğri, neyin doğru olduğunu kitapları ve
peygamberleri vasıtasıyla göstermiştir. Onun yap dediğini yapan, yapma
dediğini yapmayan doğru yoldadır. Onun istediklerini yerine getiren,
haram kıldığı şeylerden kaçınan, onu bunu aldatmayan, yalan söylemeyen,
doğruluktan sapmayan kişiye Allah yardım eder; o kişi her işte başarı
sağlar, kötülük görmez, zarara da uğramaz. O hâlde doğruluktan
şaşmamalıdır.

Allah gümüş kapıyı kaparsa altın kapıyı açar.
İşleri kötü giden kişi Allah`tan umut kesmemelidir. Rahmeti bol olan
Yüce Allah, kimseyi rızksız koymaz. Allah`ın bir sebeple bizi içine
düştüğümüz kötü durumdan çıkarıp, daha iyi ve güzel bir duruma
kavuşturacağına inancımız tam olmalıdır.

Allah`ın bildiği kuldan saklanmaz.
Bütün insanlar, yaptıkları her şeyden yaratıcıları olan Allah`a karşı
sorumludurlar. Allah, kullarının ne yaptıklarını, ne düşündüklerini ve
kalplerinden geçenleri bilir. İnsan, eğer bir suç işlemişse, bu suçundan
dolayı önce Allah`tan korkmalı ve utanmalıdır. Çünkü, hiçbir şeyin
kendisine gizli olmadığı Allah, onun suç işlediğini biliyordur. Bunu
gizlemek, o suçu ortadan kaldırmaz. Öyle ise onu kuldan niçin
saklamalıdır?

Allah kulunu kısmeti ile yaratır.
Her insan dünyaya rızkı ile gelir. Allah, onu mutlaka bir geçim yoluna
ulaştırır; bu yol zor ya da kolay olabilir. Yeter ki insanlar birbirinin
rızkına el uzatmasınlar.

Allah sabırlı kulunu sever.
Acı, yoksulluk, haksızlık ve hastalık gibi üzücü durumlar karşısında ses
çıkarmadan, olacak veya gelecek bir şeyi telâşa kapılmadan bekleme
erdemidir sabır. Bu, insanın sahip olabileceği en değerli huylardandır.
Böyle kimseler dayanıklı olur, güçlüklere göğüs gerer, kötülükleri kolay
savar, sıkıntıları çabuk atlatır. Cenab-ı Hak da böyle kullarını sever.
Öyleyse bu sevgiye lâyık olmak için sabırlı olmaya gayret etmeli insan.

Allah sağ eli sol ele muhtaç etmesin.
Birine muhtaç olup ondan bir şey istemek, istediğinin yerine gelmediğini
görmek insana çok ağır gelir. Bu yüzden bir de hakarete uğramak, hele
en yakınından böyle bir tavır görmek insanı kahreder. Bu sebeple
“Allah`a, bizi en yakınımıza dahi muhtaç etmesin” diye dua etmeyi bir
görev bilir insan.

Allah`tan umut kesilmez.
Allah, kendisine inananları güç durumda bırakmaz. En umutsuz anlarında
bile bir sebep yaratıp onları sevindirir, işlerini yoluna kor,
durumlarını düzeltir. Bu bakımdan Müslümanlar en kötü ve umutsuz
durumlarında bile karamsarlığa düşüp yalnızlık korkusuna kapılmazlar.
Yüce Allah`ın onlara lütufta bulunacağına, onları koruyacağına gönülden
inanırlar.

Allah uçamayan kuşa alçacık dal verir.
Kiminin gücü az, kiminin yeteneği sınırlıdır. Allah, bu insanlara da
durumlarına göre imkânlar verir; kolaylıklar gösterir; onların da bir
hayat düzeni kurmalarına, geçim yolu bulup barınmalarına yardım eder.

Almadan vermek, Allah`a mahsus (yaraşır).
Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, ama ihtiyaç sahiplerinin muhtaç olduğu tek
varlık, şanı yüce olan Allah`tır. Karşılık beklemeden yardım yapmak
sadece ve sadece Allah`a mahsustur. Bu sebeple insanlar yardımlaşırken
bir karşılığı gözetirler. Bir şey verirken almaya gereklilik duyarlar.
Öyleyse siz başkasına yardımcı olunuz ki, başkası da size yardımcı
olsun.

Almadığın hayvanı kuyruğundan tutma.
Hiçbir zaman alamayacağın bir mala alacakmış gibi, yapamayacağın bir işe
yapacakmış gibi, yanında çalıştıramayacağın bir kişiye çalıştıracakmış
gibi yakın ilgi gösterme. Bu, karşı tarafa boş yere umut vermek olur ki,
doğru bir hareket değildir.

Alma mazlumun âhını, çıkar âheste âheste.
Zalim olma, kötülük yapıp da can yakma. Yoksa mazlumların bedduasını alır, yaptığın kötülüklerin cezasını feci şekilde çekersin.

Altın anahtar her kapıyı açar.
Para güçlü bir araçtır. Paranın halledemeyeceği, ortadan kaldıramayacağı
engel ya da mesele yok gibidir. Çünkü insanlar çıkarlarına, nefislerine
düşkündürler. Bu düşkünlük onları zayıf bırakır. Para da bu zayıf
insanları kolayca elde eder. Dolayısıyla karşılığını para ile
ödediğinizde, insanlar pek çok engeli önünüzden kaldırır; istediğiniz
şeyi kolayca elde edersiniz.

Altın eli bıçak kesmez.
1. Zengin kişi para ile pek çok meselesini halleder, paranın gücü
sebebiyle ona zarar vermek zorlaşır. 2. Hünerli, işinin ehli kimseyi
hayat zorlukları kolay kolay etkileyemez. Bir an zorluklar onu sarssa
bile, o yılmadan çalışır; işlerini yoluna kor ve hayatını sürdürür.

Altın eşik, gümüş eşiğe muhtaç olur.
Ne varlığa, ne makama güvenmemeli; hiç kimseye yukarıdan bakılmamalıdır.
Gün gelir insan elindeki varlığı yitirip yoksullaşabilir, bir zamanlar
kendisinden daha yoksul olan bir kişiye muhtaç olabilir. Mevkisini de
kaybedebilir ve kendisinden daha önce altta olan insanların emrinde
çalışmaya mecbur kalabilir.

Altın yere düşmekle pul olmaz.
Yetenekli, dürüst ve değerli bir kişi bulunduğu yüksek yeri
(makam-mevki) yitirip önemsiz bir yerde bulunmak zorunda kalsa bile
değerinden bir şey kaybetmez.

Altı olur, yedi olur, hep Allah`ın dediği olur.
İnsanoğlu ne tür hesaplar ve plânlar yaparsa yapsın, ne tür ihtimalleri
göz önüne alırsa alsın, sonuçta Allah ne dilemişse o olur. Bunun için
“takdir, tedbiri bozar” demişlerdir.

Aman diyene kılıç kalkmaz (Eğilen baş kesilmez).
Yiğitliğinize, mertliğinize güvenerek teslim olan kişi size sığınıyor;
canının da sizin tarafınızdan korunmasını istiyor demektir. Böyle bir
durumda ona kötülük yapmak ya da onu öldürmek doğru değildir. Aksi bir
tavır insanlık dışı bir hareket olur, meğer ki sığınan kişi düşman bile
olsa.

Ana evlâdını atmış, yar başında tutmuş.
Biliriz ki, çocuğu en fazla seven, ona en fazla emeği geçen, onu en
fazla koruyan, onunla en fazla bütünleşen genellikle annedir. Bu sebeple
ona ne kadar kızarsa kızsın, ondan ne kadar nefret ederse etsin, bu
durumunu devamlı sürdürmesi düşünülemez. Çocuğun tehlikeye düştüğü bir
anda, annelik içgüdüleri harekete geçer ve onu korumaya çalışır.

Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz.
Şehirler içinde Bağdat öteden beri güzel, önemli ve gözde şehirlerden
biridir. İnsanı kendine çeken, pek çok şehirde bulunmayan özelliklere
sahiptir. Annenin de diğer insanlar içinde ayrıcalıklı bir yeri vardır.
Onun kadar çocuğunu seven, çocuğuna gönülden bağlı bir yakın, bir dost
yoktur insanlar içinde. Ne zaman başımız dara düşse hemen o koşar,
elimizden tutmaya o çalışır.

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
Kimi meseleleri üstü kapalı, bazı ipuçları vererek şöyle bir anlatmak
zorunluluğu hasıl olur. Anlayışlı kimseler bu tür konuşmadan ne denmek
istendiğini kolayca anlarlar. Ama kavrayışı kıt kimseler ne kadar açık
anlatılırsa anlatılsın, ne kadar tekrar edilirse edilsin ne denmek
istendiğini bir türlü anlayamazlar.

Araba devrilince (teker kırılınca) yol gösteren çok olur.
İnsanlar her nedense her şey olup bittikten, işler bozulduktan, ortaya
kötü bir sonuç çıktıktan sonra “niçin böyle yaptın, şöyle yapsaydın, bu
yolu tutmalıydın” gibi sözler söylemeyi alışkanlık edinmişlerdir. Önemli
olan yapma biçimindeki yanlışlığı, tutulan yoldaki tehlikeyi önceden
görmek ve uyarıda bulunmaktır.

Araba ile tavşan avlanmaz.
Hemen her iş ayrı bir araç, yol ve yöntemi gerekli kılar. Başarıya
ulaşılmak isteniyorsa o iş için uygun olanlar seçilmelidir. Eğer bunun
dışına çıkılırsa başarıdan söz edilemez.

Arabanın ön tekeri nereden geçerse arka tekeri de oradan geçer.
1. Büyükler nasıl bir davranış veya yaşayış yolu tutmuşlarsa çocuklar da
onları taklit eder, onların izinden gider. 2. Yönetenlerin tavır
biçimi, zamanla yönetilenlere geçer.

Ar dünyası değil kâr dünyası.
1. Yaptığı iş eğer namusuna dokunmuyor, onurunu zedelemiyorsa geçim için
şu ya da bu işi yapmalı insan; utanıp sıkılmadan para kazanmalıdır. 2.
Kimi insanlar vardır ki, namus ve onur denen değerleri bir tarafa
fırlatmış, çıkar için her türlü işi yapmaktadırlar.

Arı bal alacak çiçeği bilir.
Bazı kimseler, açıkgöz insanlar ve işinin uzmanı olanlar, çıkar
sağlayabilecekleri, kazanç elde edecekleri yerleri gayet iyi bilirler.

Arı, kızdıranı sokar.
Hiçbir insan durup dururken çoklukla birinin canını yakmaz. Kişi ancak
kendisini kızdırıp bunaltana, sataşıp ilişene, kötülük yapana karşı
ister istemez eyleme geçer; saldırır ve zarar verir.

Arık öküze bıçak çalınmaz.
Güçsüz, zayıf, kendisini zor ayakta tutan kimselerden yararlanmaya
çalışmak, onlara eziyet edip çile çektirmek doğru değildir; bu
yiğitliğin ve insanlığın şaşına yakışmaz.

Arpa eken buğday biçmez.
1. Kötü bir davranışta bulunan insan iyilik göremez. 2. Yapmaya
çalıştığı işin üzerinde lâyıkıyla durmayan ondan iyi sonuç alamaz.
Arsızın yüzüne tükürmüşler, “yağmur yağıyor” demiş.
Arsız insan kişiliğini, saygınlığını, utanma duygusunu yitirmiş
insandır. Dolayısıyla o ne kadar ağır hareket görse, söz işitse yine de
aldırış etmez; pişkinliğe vurup iyi bile karşılar.

Arslan yatağından (yattığı yerden) bellidir (belli olur).
İnsanların kişilikleri ile sürekli bulundukları yerler arasında bir
özdeşlik kurmak mümkündür. Bir kimsenin kişiliği çalıştığı iş yerinin
niteliğinden; yatıp kalktığı evin temizliğinden, düzeninden anlaşılır.

Asil azmaz, bal kokmaz (kokarsa yağ kokar, çünkü aslı ayrandır).
Kendine has özellikleri bulunan bir nesne ne denli biçim değiştirirse
değiştirsin, aslî özelliğini yitirmez. Bu durum insan için de söz
konusudur. Soylu bir aileden gelen insanlar ne denli büyük bir sarsıntı
geçirirlerse geçirsinler, bayağı bir duruma düşüp yozlaşmazlar;
soyluluklarını yitirmezler. Ama mayalarında kötülük, noksanlık bulunan
kimseler için böyle bir şeyden söz edilemez; onlar eninde sonunda bir
açık verirler, olumsuz yanlarını dışa vururlar.

Aslını inkâr eden (saklayan) haramzadedir.
Bir insan çarpık bir ailenin üyesi olabilir; yoksul, eğitim görmemiş
kaba bir aileden gelebilir. Bu durumunu birilerinden saklamak ve onlara
karşı bir utanç kaynağı olarak görmek son derece yanlıştır. Çünkü insan,
böyle bir aileden gelmekle değersiz olamaz. Kendisini değerli ya da
değersiz kılmak kendi elindedir. Böyle bir tavrı da ancak zayıf
karakterli insanlar gösterebilir ya da bu tavır ancak piçlere yaraşır.

Âşığa Bağdat sorulmaz (ırak değildir).
Kim ki bir şeyi elde etmek ister, ona taşkın bir kavuşma isteğiyle yanıp
tutuşur, o kimseye zor şartlar ağır gelmez; o, her türlü çabayı
gösterir; her türlü fedakârlığa katlanır.

Âşık âlemi kör, dört yanını duvar sanır.
Aşk duygusuyla dolup taşan kişi, bu derin sevginin etkisiyle ne
yaptığını bilemez; hoşa gitmeyecek davranışlarda bulunur, sanki
bilincini kaybetmiş gibidir; yapıp ettiklerini kimse bilmez, görmez ve
söylediklerini kimse işitmez sanır.

Aşını, eşini, işini bil.
Doğru, düzgün, sağlıklı, mutlu ve verimli bir hayat mı yaşamak
istiyorsun? O hâlde yiyeceğine dikkat et, temiz ve helâl ye. Eşini ve
arkadaşını iyi seç, kötülerden uzak dur. Bir iş edin, edindiğin işe
sahip çık, onu lâyıkıyla yap.

Aş taşınca kepçeye paha olmaz.
Kimi değersiz görülen, bir kenara atılmış bulunan araçlar bir zaman
gelir gerekli olurlar; bir zararı önlemeye yararlar. İşte o zaman
değerleri birden bire artar, kıymet biçilemez olurlar.

At, adımına göre değil, adamına göre yürür.
Bir atın yürümesi ya da koşması, doğrudan sırtındaki binicisinin
yönetimine bağlıdır; binici ne isterse onu yapar; koşar, durur ya da
yavaş gider. Bir işin akışı da böyledir. İşin sonucu, verimli yahut
verimsiz oluşu, o işi yapanın bilgi, beceri çaba ve tutumuna bağlıdır.

Ata eyer gerek, eyere er gerek.
Çıplak ata binmek oldukça zordur. Ata binmeyi kolaylaştıran eyerdir.
Ancak bu yeterli değildir. Atın üzerinde oturacak kimse eyerin hakkını
vermeli ve başarılı olmalıdır. Bunu da ancak yiğit olan yapar. Bir iş
için de durum bundan farklı değildir. Yapılan işten verim alınmak
isteniyorsa, önce işte kullanılacak araçlar sağlanmalı; sonra da iş ve
araçlar işini iyi bilen, bunları kullanabilecek birine teslim
edilmelidir.

Atanın (babanın) sanatı oğula mirastır.
Çocuklar küçük yaşlarda öncelikle babalarının yaptıkları işlerle
ilgilenirler. Babanın oğulla yakın ilişkisi, çocuğun giderek babasının
yaptığı işi öğrenmesine yol açar. Baba da bunun için özel bir çaba sarf
etmişse, çocukta, bu işi öğrenme yolu kalıcı olur. Büyüyünce kendisi de
bu sanatla uğraşır, geçimini bu yolla sağlamaya çalışır.

Atasını tanımayan Allah`ını tanımaz.
Ana-babaya değer vermek, onlara saygı-sevgi göstermek, onlara dar
günlerinde yardımcı olmak, onlara “öf” bile dememek Yüce Allah`ın
buyruklarındandır. Bu buyruklara itaat etmeyen, ana-babaya gerekli
ilgiyi göstermeyen, onlara karşı gelen bir kimse Allah`a da karşı
geliyor demektir.

At binenin (iş bilenin), kılıç kuşananın.
1. Kim ki bir işi beceriyor, bir şeyi kullanıyor, bir şeyden gerektiği
gibi faydalanıyor, o şeye sahip olmalıdır; en uygunu, yakışanı da budur.
2. Kim ki başkasının yararlanmadığı, yararlanmasını bilmediği bir şeyi
elinde tutuyor ve ondan yararlanıyorsa, o şey, mal sahibinden çok onun
sayılır.

At binicisini tanır (bilir).
Emir altında çalışan kişi, kendisini yönetenin işten anlayıp
anlamadığını, ne isteyip istemediğini, hangi olay karşısında nasıl tavır
takındığını bilir; işini de ona göre yapar ve yürütür.

Ateş düştüğü yeri yakar.
Bir felâket ya da üzücü olay gerçek anlamda ona uğrayana, yalnızca
ilgili kimselere acı verir; onların yüreklerini yakar. Başkalarının,
uzak kimselerin duydukları acı, gösterdikleri üzüntü ise yüzeyseldir;
kalıcı değil, gelip geçicidir.

Ateşle barut bir yerde durmaz.
Bir arada bulunmaları çok tehlikeli görülen şeyler birbirinden uzak bir yerde tutulmalıdırlar.

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Bir olay ya da durumun varlığı, gerçekten ortada olup olmadığı,
belirtisinin görülmesiyle anlaşılacak bir şeydir. Eğer meydanda bir
belirti varsa, olay veya durum da var demektir.

Atılan ok geri dönmez.
Kimi zaman iyi düşünüp taşınmadan, olacakları hesaplamadan bazı
eylemlere girişir ve sonuçta pişman olur insan. O anda ilk durumuna
dönmek ister ama bu mümkün değildir. Çünkü olan olmuş, iş işten
geçmiştir çoktan.

Atın bahtsızı arabaya düşer.
Kimi değerli, yetenekli ama talihsiz kimseler, kişiliklerine uymayan kötü ve bayağı işlerde çalıştırılır; görevlere itilir.

Atın ölümü arpadan olsun.
Bir şeye tutkun olan, bir şeyin uzun süre yokluğunu çeken kimi kişiler,
kendilerine zarar vereceğini bile bile o şeyi kullanmaktan çekinmezler
ve şöyle düşünürler: “Sevdiğim şeye özlem duyarak yaşamaktansa, onu
çokça (aşırı ölçüde) kullanıp (yiyip) hasta olayım; hatta öleyim.”

Atın ürkeği, yiğidin korkağı.
1. Yiğit de, at da doğacak bir tehlikeye karşı hep tetikte bulunmalı;
uyanık davranıp duyarlı olmalıdır. 2. Atın da, yiğidin de korkağından
kaçınmalı; onlardan hayır gelmez.

Atlar nallanırken kurbağa ayağını uzatmaz.
Meydanda olan şu ki, insana değer, nitelik ve kişiliğine göre
davranılır; iş verilir. Bu bakımdan kişi başkalarını ilgilendiren
konularda ortaya atılmamalıdır. Ayrıca, değersiz bir kimse de kıymetli
ve nitelikli kişilere gösterilen ilgiyi ne beklemeli, ne de ummalıdır.

Atlasa kıl yapışmaz.
Dürüst, temiz, kötülükten uzak, işinde başarılı kimseler hakkında
söylenen karalayıcı sözler, yapılan iftiralar havada kalır; boşuna
söylenmiş olur, onlara bu sözlerin mazarratı bulaşmaz.

At ölür, itlere bayram olur.
Kimi yararlı, kıymetli, şahsiyet sahibi kimselerin ölmesi; bulunduğu
görevden ayrılması ya da alınması kimi çıkarcı, kıskanç ve aşağılık
kimselerin işine gelir; onların sevinmesine yol açar.

At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.
Dünyadaki her canlı gibi at da ölümlüdür. Günü gelince o da bu dünyadan
ayrılır. Ama onun koştuğu, gezdiği meydan onunla gitmez; kendisinden
sonrakilere kalır ve onu hatırlatır. İnsan için de durum atınkinden
farklı değildir. O da ölümlüdür. Doğacak, yaşayacak ve ölecektir. Ne var
ki, bu dünyadan ayrılırken bıraktığı izler sürüp gidecektir. İnsanlar
bu dünyada bu izleriyle anılacaklardır. Önemli olan dünya hayatında iyi
bir iz (nam) bırakmak ve rahmetle anılmaktır. Bu bakımdan kişi daha
yaşarken adını yaşatacak iyi işler yapmalıdır. Unutulmamalıdır ki,
yaşarken iyi işler yapan, iyi eserler bırakan kişiler öldükten sonra da
unutulmazlar; onları tanıtan eserleriyle de gelecek kuşaklara
taşınırlar.

At sahibine (biniciye) göre eşer (kişner).
Yönetilen veya buyruk altında çalışan kişi, tutumunu ya da çalışmasını
yöneticisinin tavrına göre ayarlar. Bu sebeple yönetilen değil yöneten,
çalışan değil çalıştırıcı daha önemlidir.

At yiğidin yoldaşıdır.
Çok açık olarak bilinen bir şey ki, göçebe bir millet olan Türkler için
at, savaşta ya da barışta candan bir dosttur. Hemen her saati onunla
geçer. At, Türkler için soyluluğun, yiğitliğin, vefakârlığın,
yararlılığın ve inceliğin bir sembolüdür. Silâhsız er düşünülemediği
gibi, atsız er de düşünülmemiştir. Dolayısıyla at, Türk`ün edebiyatına
girmiş ve önemli bir motif oluşturmuştur. At hakkında şiir, menkıbe,
masal, atasözü söylenmiş; risaleler kaleme alınmış, âdeta ona insan gibi
muamele edilmiştir.

Ava gelmez kuş olmaz, başa gelmez iş olmaz.
Uçsuz bucaksız gökyüzünde uçan, istediği yere ulaşabilen kuşlar bile
avlanmak tehlikesinden kurtulamazlar. Hele usta avcılar da varsa tehlike
daha da artar. İnsanlar da benzer biçimde tehlikelerden uzak
değillerdir. Hiç ummadıkları çeşitli felâketlerle karşılaşabilir, dert
ve sıkıntılara düşebilirler. İnsan kendini ne kadar güvenlik alanına
çekmeye çalışırsa çalışsın dert, sıkıntı, tehlike, kaza ve türlü
işlerden yakasını kurtaramaz.

Ava giden avlanır.
Bir çıkar sağlamak için birilerine tuzak kuran, onları aldatan, onlara
zarar vermeye çalışan kimse, yapmaya çalıştığı kötülüğe kendisi düşer;
zarara uğrar.

Av avlayanın, kemer bağlayanın.
Bir uğraş vererek bir şeyi ele geçiren kimse, onu hak eder; o, onundur.
Doğrusu ve yakışık alanı da budur. Aksini düşünmek yanlıştır. Bunun
yanında, bir şey, onu kullanmasını becerip faydalanmasını bilenindir.

Avrat var ev yapar, avrat var ev yıkar.
Kimi becerikli, iyi huylu kadınlar vardır ki, yoksulluk içinde bile olsa
onlar eve bir çeki düzen verir; temiz tutar, evi yaşanacak hâle
getirirler; içten, samimî davranışlarıyla yuvalarını mutlulukla
doldururlar. Kimi kadınlar da vardır ki, huysuzlukları,
beceriksizlikleri, kötü davranışlarıyla ailenin düzenini ve mutluluğunu
bozarlar. Bolluk içinde bile olsalar, onların tertipsizlikleri,
düzensizlikleri, beceriksizlikleri yüzünden ailede huzur kalmaz; onların
bu tabiatları yüzünden aile kötüye gider, perişan olur ve sonunda
yıkılır.

Ayağa değmedik taş olmaz, başa gelmedik iş olmaz.
Hayat öyle pürüzsüz, gailesiz değildir. İnsanoğlu yaşadığı hayat
süresince çeşitli engeller, güçlükler ve olaylarla karşılaşır.
Sıkıntılara, çeşitli felâketlere uğrar. Kimi zaman tersi de olmaz
değildir, rahata ve mutluluğa da kavuşur.

Ayağını sıcak tut, başını serin; gönlünü ferah tut, düşünme derin.
Sağlıklı olmak, türlü hastalıklardan korunmak için ayağı sıcak, başı da
serin tutmak oldukça faydalıdır. Beden sağlığımızı düşündüğümüz gibi ruh
sağlığımızı da düşünmek zorundayız. Bunun için de her sorunu dert
etmemeli, olur olmaz şeylere üzülmemeliyiz; sabırlı ve geniş gönüllü
olmalı, rahat hareket etmeliyiz.

Ayağını yorganına göre uzat.
Dengeli yaşamak isteyen insan mutlaka gelirini, giderine göre
ayarlamalıdır. Harcamalar geliri aşmamalı, imkânlar zorlanmamalıdır.
Aksine bir hareket bütçeyi sarsar, dengeyi bozar, insanı sıkıntıya sokup
rahatsız eder.

Ayağı yürüten baştır.
Bedensel hareketlerimizin tümü beynin bulunduğu kafaya bağlıdır, kafaya
göre bir yön tutar ve gelişir. Bunun gibi bir işçinin verimli iş
yapmasını, bir toplumun dirlik düzenlik içinde yol tutmasını da başta
bulunan yöneticiler sağlar.

Ayı görmeden bayram etme.
Müslümanlar Ramazan orucuna gökte hilâli (ay`ı) görünce başlarlar; oruç
bitince, yani bir ay sonra yine gökte hilâli görünce bayram ederler. Ayı
görme işi de son derece dikkat isteyen bir iştir. İnsanlar ayı görmeden
nasıl bayram yapamıyorlarsa, sen de bir iş gerçekleşmeden ona oldu gözü
ile bakıp de sevinme; dikkatli ol, ola ki bir sebep yüzünden iş
gerçekleşmeyebilir, üzülebilirsin.

Ayıpsız yâr (dost) arayan, yârsız (dostsuz) kalır.
Hemen her şeyin, her insanın bir kusuru, bir eksiği vardır. Hatasız kul
olmaz. Dolayısıyla insanın mükemmel bir dost, arkadaş ve sevgili aramaya
çalışması boşunadır. Böyle bir dost bulamayacağı gibi, dostsuz kalması
da mümkündür. Bu bakımdan insan bir şey elde etmek, bir dost bulmak
istiyorsa onları kusurları ile kabul etmeye hazır olmalıdır.

Ay ışığında ceviz silkilmez.
Bir işten iyi, verimli bir sonuç alınmak isteniyorsa, o işin şartları
da, araçları da yeterli ve uygun olmalıdır. Aksi takdirde kötü bir
sonuçla karşı karşıya kalması mukadder olur.

Aza demişler: “Nereye?”, “Çoğun yanına” demiş.
Çok, her zaman azdan daha baskın çıkar. Bu bakımdan genellikle her şeyin
azı, çoğa boyun eğer; yahut az, çoğa uyar. Büyük sermaye, küçük
sermayeye fırsat vermez; onu idare eder. Bir toplumda çoğun oyu, azın
oyunu geçersiz kılar; dolayısıyla az oy sahipleri, çok oy sahiplerine
uymak zorunda kalırlar.

Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz.
Kim ki elindekinden hoşnut olmuyor, onu yeter bulmuyor, onunla
yetinmiyor, daha fazlasını istiyor ve onu hor görüp geri çeviriyorsa
büyük bir hata işliyor demektir. Çünkü çoklar, azların (küçük şeylerin)
birikmesiyle meydana gelir. Küçük şeylere sahip çıkmayan, onların
birikmesiyle olmuş olan çoğu da kaybetmiş sayılır.

Azıcık aşım, kaygısız (ağrısız) başım.
Aralıksız çalışarak, çeşitli sıkıntılara katlanarak, amansız zorluklara
göğüs gererek zenginlere özgü bir hayat yaşamaktansa, didişmelerden ve
çekişmelerden uzak, gösterişsiz ve sakin bir hayat sürmek daha yeğdir.

Az söyle, çok dinle.
Dinlemek, öğrenmenin güzel bir yoludur. Kulak vererek dinleyen insan pek
çok şey öğrenebilir. Oysa çok konuşan insanda yanılma payı (özellikle
bilmediği konularda) çok olur, hata yapma ihtimalî de artar. Ayrıca kişi
yanlış ve çok konuşmalarıyla çevresindekileri rahatsız da edebilir.

Az tamah çok ziyan getirir.
Elindekiyle yetinmeyen, daha fazlasını isteyen, isteklerine kavuşmak
için çeşitli yollara başvuran insan, bu tutumundan ötürü zarara uğrar.
Çünkü aç gözlülüğün sebebiyle ihtiyatsız davranmış ve tehlikenin içine
düşmüştür. Bu gibi kişiler kimi zaman ellerindekileri de kaybederler.

Az veren candan, çok veren maldan.
Varolalı beri insan, insanın yardımına ihtiyaç duymuştur. Bu bakımdan
ihtiyaç sahibine yardımda bulunmak bir insanlık görevi hâline gelmiştir.
Kimi yoksul kimseler birilerine yardım ya da armağan olarak bir şey
verirlerse (küçük de olsa) bu onlar için bir fedakârlıktır. Çünkü
verdikleri şeyden kendilerinde de yok denecek kadar az bulunmaktadır.
Dolayısıyla yardımları ya da armağanları yürekten, içten ve candandır.
Bunun yanında zengin olanın yapacağı yardım, fakirin yaptığı yardımdan
daha fazla olabilir. Ancak bu onun için fedakârlık sayılmaz. Çünkü
ihtiyacından fazla olan malından vermiştir. Dolayısıyla verdiği malın
yoksulluğunu çekmiyordur o.




vgokhan
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7173
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7895
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması Empty Geri: Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması

Mesaj tarafından vgokhan Bir Cuma Haz. 29, 2012 5:54 am

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması B
Baba koruk (ekşi elma, erik) yer, oğlunun dişi kamaşır.
Bir babanın yaptığı kötü iş, sürekli tekrarladığı uygunsuz hareketler
her nedense aileye yüklenmeye çalışılır. Toplum içinde de bunun
sıkıntısını en çok, çocuk çeker; en çok o, güç duruma düşer.

Baba malı tez tükenir, evlât gerek kazana.
Çoklukla insanlar bir emek vererek kazanmadıkları malın değerini pek
bilmezler, meğer ki bu baba malı ola. Babadan kalan mal, mülk ya da para
hazır olduğu, değeri de pek bilinmediği için kolay ve çabuk harcanır;
tez biter. Bu bakımdan babadan kalan mirasa güvenip çalışmamak, bir
kazanç yolu tutmamak son derece sakıncalıdır. Kişilik sahibi olan kimse
ise baba malına güvenmez, alın teri dökerek kazanmaya çalışır,
kazandığının değerini de bilir, ona sahip çıkar, dolayısıyla onu
dikkatle harcar.

Baca eğri de olsa duman doğru çıkar.
Dürüst, doğru, iyi ve güzel vasıflarını doğuştan getiren insan, ne denli
bozuk, elverişsiz ortamlarda bulunursa bulunsun niteliklerini
kaybetmeyip korur. Bu durum nesneler için de geçerlidir.

Bağa bak üzüm olsun, yemeye yüzün olsun (Bağda izin olsun, üzüm yemeye yüzün olsun).
Bir bağın bağ olması için gereken bakım gösterilmelidir. Üzümler
zamanında budanmalı, gübrelenmeli, çapalanmalı ve sulanmalıdır. Bu
yapılmazsa o bağdan istenilen üzüm alınamaz. Bu da bize gösteriyor ki
emekle üzüm arasında sıkı bir ilişki var. Bir kişi bir şeyden verim
bekliyor, fayda temin etmek istiyorsa gereken çabayı göstermeli; gerekli
harcamalardan kaçmamalı, o şeye iyi bakmalıdır. Aksi takdirde o şeyden
yararlanmaya yüzü olmaz.

Bağla atını, ısmarla Hakk`a.
Hayvanların bir yerde durmaları isteniyorsa onları mutlaka bağlamak
gerekir. Bu durum at için de geçerlidir. Eğer onu başı boş bırakırsak
oradan uzaklaşıp kaybolabilir, başına türlü hâl gelebilir. Bunun gibi
pek çok şeyde önce tedbir alınmalı, sonra da Allah`a havale etmeliyiz.
Kısacası önce tedbir, sonra tevekkül her işte kural olmalıdır.

Bağlı koyun yerinde otlar.
Nasıl ki bağlı koyun, bağlı olduğu ipin izin verdiği sınırların dışına
çıkıp otlayamıyorsa, kimi insanlar da ellerinde olan imkânın dışına
çıkıp iş göremezler; ellerindeki imkân ne kadarsa o kadar başarılı
olurlar. Fazla imkânlara kavuşmak, becerikli insanların daha verimli ve
başarılı olmalarına kapı aralar. Bu sebeple onlara gerekli olan imkân ve
fırsat verilmelidir.

Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.
İster bağ, ister iş yeri, isterse bir eşya olsun, ona gerekli bakımı
gösterirsek beklediğimiz faydaya kavuşuruz. Bir bağa bakmaz, onu
çapalamaz, budamasını yapmaz, yabancı otlardan temizlemez ve
gübrelemezsek bir zaman sonra onu dağa, verimsiz bir yere dönmüş
görebiliriz. Bakımı olmayan bir iş yeri, bir eşya için de durum bundan
farklı değildir.
Bakımdan uzak tutulmuş bir iş yerinde düzen gözetilmezse aksaklıklar
giderek büyür, önü alınamaz olur, sonunda iş yeri iflasın eşiğine
gelebilir. Bir eşyanın bozuk, kırık, eksik bir yanı yerinde ve zamanında
giderilmezse, o eşya bir süre sonra kullanılamayacak hâle gelir.
Unutulmamalıdır ki, bakılan ve onarılan şeyler ancak yararlanılacak
şeyler olarak ortada kalır.

Bakmakla usta olunsa, köpekler (kediler) kasap olurdu.
Öğrenmenin esası denemeye ve yapmaya dayanır. Bir şey, başkasının
yaptığı işe bakılarak öğrenilemez. Eğer bilgi ve becerinin de
kazanılmasının yapmaya dayandığı düşünülürse, bir işin öğrenilmesinin
seyretmeye değil, bizzat denemeye ve o iş üzerinde çalışmaya bağlı
olduğu daha açıkça görülür. Ustalık da ancak böyle elde edilir.

Bal bal demekle ağız tatlanmaz.
Bir şeyin yalnızca adını etmekle, onun hakkında tatlı sözler söylemekle o
şeye kavuşulmaz. Önemli olan gerekli girişimlerde bulunup onu ele
geçirmek için uğraş vermektir.
Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir.
Çoklukla düşünüp taşınmadan, olacakları hesaplamadan işe kalkışan insan,
bu ihtiyatsızlığı sebebiyle bir felâkete düştükten sonra aklını başına
toplar; kendine gelip uyanır. Ama dövünmesi, çırpınması bir fayda
vermez; çünkü iş işten geçmiş olur.

Balık baştan avlanır.
Bir yeri yöneten oraya hâkim demektir. Eğer bir yeri ele geçirmek
istiyorsan, oranın hâkimi olan yöneticileri ele geçirmen yeter.

Balık baştan kokar.
Gerek bir aile, gerek bir topluluk ve gerekse bir ülkede baştaki
yöneticilerin niyetleri ve tutumları bozuksa o yerdeki her şey de bozuk
ve düzensiz olur. Ortada değerini koruyan bir şey kalmaz.

Balın olsun tek, sinek Bağdat`tan gelir.
1. Yeter ki malın, mülkün ve paran olsun; ondan faydalanmak isteyen pek
çok kimse olduğuna, hatta bunlardan kimilerinin çok uzaklardan geldiğine
bile şahit olacaksın. 2. Kıymetli bir malın mı var? Kaygılanma, onun
müşterisi eninde sonunda mutlaka çıkıp gelir.

Balta değmedik (girmedik) ağaç (orman) olmaz.
Hayat öyle çetrefilli bir yoldur ki, zorluk, felâket ve acılarla karşılaşmayan, bir zarar görmeyen kimse yoktur.

Bal tutan parmağını yalar.
Başkalarına yararı dokunan yerlerde çalışan, onlara iyi ve güzel şeyleri
sunmakla görevli bulunan kimse, ürettiğinden ya da dağıttığından
kendisi de faydalanır. Genellikle bu tutum da hoş görülmeye çalışılır.
Çünkü o görevi yapan bunu hak ediyor kanaati yaygın hâle gelmiştir.

Bana benden her ne olursa, başım rahat bulur dilim susarsa.

1. Hemen her kişi kendi geleceğini kendisi hazırlar. Kendisine gelecek
zararların ya da faydaların tümü onun tutumuna bağlıdır, her şeyin
sorumlusu o olur. 2. Ne söylediğini bilmeyen, sözlerinin onu nereye
ulaştıracağını hesap etmeyen, lüzumsuz ve çok konuşan kimse, dili
yüzünden çeşitli zararlara uğrar. Aksine diline bir çeki düzen veren,
susmasını bilen ve ancak gerektiği yerde konuşan kimseler bu belâlardan
uzak olur.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.
Bazı bencil, çıkarcı kimseler vardır ki, onlar, sırf kendilerine zarar
vermiyor diye kötülük yapan kimselere engel olmazlar. Onların
başkalarına kötülük yapmalarına, bu kötülüklerinin bütün bir toplumu
zarara uğratmalarına ses dahi çıkarmazlar; onlara dokunmamaya
çalışırlar. Oysa bu tavır son derece yanlıştır. Yalnız kendimizi değil,
toplumun diğer bireylerini de düşünmek zorundayız. Bana ne demek,
nemelâzımcı olmak toplumun dirlik ve düzenliğini temelden bozacak bir
harekete yol açar.

Baskın basanındır.
Kim ki savaşta düşmanını gafil avlayıp fırsat vermeden hücum ederse, zaferi elde eder; savaşı kazanır.

Baskısız (çivisiz) yongayı (tahtayı) yel (el) alır, sahipsiz tarlayı sel alır.
1. İyi korunmayan araç ve gereçler çabuk yıpranır; sahiplenilmeyen
mallar elden gider, onlara başkaları sahip çıkar. 2. Çocukların ya da
gençlerin denetimini ve gözetimini iyi yapmalı; aksi takdirde onlar kötü
yollara düşebilir, zararlı alışkanlıkların tutsağı olabilirler.
Bunların yanında aile ile bağları kopup ilişkileri tamamen kesilebilir.

Başa gelen çekilir.
Ne kadar istersek isteyelim kimi felâketleri, kötü durumları
önleyemeyiz; üstümüze çöken acılara katlanmaktan başka bir şey gelmez
elimizden. Bu durumda yapılacak tek şey sabırlı olmak, sıkıntılara
katlanmayı bilmektir.

Başa gelmeyince bilinmez.
İnsan başkalarının uğradığı felâketlerin, dertlerin ne denli acı
olduğunu gerektiği gibi idrak edemez. Ne zaman ki benzer bir olayla
karşılaşır ve acıyı tadar, işte o zaman anlar.

Baş başa bağlı, baş da şeriata.
Bulunduğumuz yerdeki yöneticiler, bir üst yöneticiye; üst yönetici ise
en üst yöneticiye; o da şeriata, yani Cenab-ı Hakk`ın koymuş olduğu
kanunlara bağlıdır. İnsanların başına buyruk hareket etmeleri böylelikle
önlenir, bir sorumluluk zinciri oluşturulur. Alttakiler üsttekilere,
üsttekiler de şeriate karşı sorumlu olurlar. Bu durum toplumların genel
düzenini sağlamış olur. Ancak günümüzde bu sorumluluk bağı şeriatla
değil, lâik kanunlarla sağlanmaya çalışılmaktadır.

Baş başa vermeyince taş yerinden kalkmaz.
Bir insanın gücü sınırlıdır, tek başına her işi yapamaz. Kimi zor işleri
yapması için de başka insanların gücüne, işbirliğine ihtiyaç duyar.
Güçler birleştirilince zor işlerin yapılması da kolaylaşır. Çünkü
birlikten kuvvet doğar.

Baş dille tartılır.
Kişilerin ne kadar akıllı, ne kadar düşünceli oldukları söyledikleri
sözlerle ölçülür. Çünkü konuşmaların tutarlı ve yerinde olup olmaması
böyle bir ölçüm için en elverişli yolların başında gelir.

Başını acemi berbere teslim eden, pamuğunu cebinde taşısın.
Bir işin yapılmasını tecrübesiz, beceriksiz, ustalığı olmayan kişilere
teslim eden, meydana gelebilecek zararlara katlanmaya da hazır
olmalıdır.

Baş kes, yaş kesme.
Tabiatı zengin kılan, bir yeri yaşanılacak hâle getiren unsurların
başında ağaç gelir. Hayatımız için yararları o kadar çoktur ki, yaş bir
ağaç kesmek, bir insan öldürmek gibidir.

Baş nereye giderse ayak da oraya gider.
1. Küçükler çoklukla büyükleri taklit ederler. Onlara özenir, onların
yaptıklarını yapmaya çalışırlar. 2. Bir ülkede iş başında bulunanlar,
bir iş yerini yönetenler nasıl hareket edip bir yol izlerlerse,
yönetilenler de onlar gibi davranıp onları takip ederler.

Baz bazla, kaz kazla, kel tavuk topal horozla.
Bir kimse, kendi niteliğine uyan, kendine denk olan, kendine benzeyen kimselerle beraber olur, arkadaşlık eder, düşüp kalkar.

Bedava sirke baldan tatlıdır.
Emek verilmeden, karşılığı ödenmeden ele geçirilen şeylerin kıymeti ne kadar düşük olursa olsun kişinin pek hoşuna gider.

Belâ geliyorum demez.
Hayat inişli çıkışlı bir yoldur. İnsanın karşısına neyi, ne zaman
çıkaracağı hiç bilinmez. İnsan bir anda, hiç umulmadık bir zamanda
kötülüklerle, felâketlerle karşı karşıya kalabilir. Bu yüzden tedbiri
elden bırakmamak gerekir.

Beleş atın dişine (yaşına, yularına, dizginine) bakılmaz.
Bir çaba, bir emek harcanmadan, bedava elde edilen şeyler insana oldukça
hoş gelir. Bu sebeple bir kusuru, bir eksiği var mı diye bakılmaz;
güzel olup olmadığı aranmaz, niteliklerine pek dikkat edilmez.

Besle, büyük danayı; tanımasın anayı.
Anne ve babalar çocukların sağlıklı büyümeleri, iyi bir eğitim görmeleri
için her türlü zorluğa katlanırlar. Ama buna karşılık çocuklarından
umduklarını bulamazlar. Çocuklar kendilerine karşı gerekli saygı ve
sevgiyi göstermezler, hayırsız olurlar, onların değerini bilmezler,
onları tanımazlar. Dolayısıyla da anne ve babanın emeklerine karşı
nankörlük etmiş olurlar.

Besle kargayı, oysun gözünü.
Kimi nankör, kötü niyetli, sütü bozuk kimseler vardır ki, hiç de lâyık
olmadıkları hâlde sen onlara iyilik yaparsın, onlar da sana fenalıkla
karşılık verirler.

Beş parmağın beşi bir değil (olmaz).
Bir eldeki parmakların kimisi uzun, kimisi de kısadır. Bunun gibi bir
anne-babadan olmuş, aynı çatı altında yetişmiş kardeşlerin de fiziksel
ve ruhsal yapıları birbirinden farklıdır. Huyları, becerileri,
karakterleri birbirine benzemez. Bu durum toplumdaki diğer insanlar için
de söz konusudur, onlar da birbirlerinden çeşitli nitelikleriyle
ayrılırlar.

Beterin beteri vardır.
Kötü bir duruma düştüğümüzde, bir belâ ile karşılaştığımızda bundan
kötüsü de olamaz diye düşünmemeli; daha da kötüsünün olabileceğini
aklımızdan çıkarmadan gereken sabrı göstermeli, Allah`a sığınmalıyız.

Bıçağı kestiren kendi yüzü suyu, insanı sevdiren kendi huyu.
İyi su verilmiş çelikten yapılan, ustalıkla bilenen bıçak dayanıklı ve
keskin olur; bu da onun değerini artırır. Kişileri değerli, sevimli
kılan da huy güzelliğidir. Geçimsiz, huysuz kimseler toplumca
sevilmezler.

Bıçak sapını kesmez.
Bıçağı bıçak yapan demir kısmı ile sap kısmıdır. Demir kısmı, saplı
kısmına ilişemez. Ama başka bıçakların saplarına ilişip zarar verebilir.
Bunun gibi insanlar da çok yakınlarına, anne-baba-evlâtlarına ve diğer
akrabalarına kolay kolay zarar veremez. Aralarında onları bütünleyen,
birbirlerine bağlayan bir kan, bir sevgi bağı vardır.

Bıçak yarası geçer (onulur), dil yarası geçmez (onulmaz).
Bıçak ya da herhangi bir silâhın açtığı yara bir süre sonra iyileşir,
vücutça onulur. Ama dilden çıkan kötü ve acı sözlerin gönülde açtığı
yara, bıraktığı izi kolay kolay kapanmaz; her hatırlamada yeniden
açılır, insana üzüntü verir.

Bilen bilir, bilmeyen aslı var sanır.

İnsan bir şeyi duymuşsa, o ancak bir söylentidir; doğruluğu belirsiz,
gerçekliği de şüphe götürür. Ancak insanlar söylentilerin bu yanına
bakmazlar, duyduklarını başkalarına aktarıp dedikodu yaparlar. Konuşulan
bir olayın aslının olup olmadığını ancak gören bilir, görmeyen ama
söylenenleri duyanlar ise dedikoduları gerçekmiş gibi kabul ederler.

Bilinmedik aş ya karın ağrıtır, ya baş.
Anlamadığımız, daha önce denemediğimiz, iç yüzünü bilmediğimiz bir iş
yapmaya kalkışmak akıl kârı değildir. Çünkü tanışık olmadığımız bu işin
başımıza iş açması, bize zarar vermesi kuvvetle muhtemeldir. Bunun için
bir işe girişirken dikkatli olmak zorundayız.

Bilmemek ayıp değil, sormamak (öğrenmemek) ayıp.
İnsan hayatı için bilgi oldukça önemlidir. Ne ki insan her şeyi bilmez.
Bilmesine de imkân yoktur. İnsanın her şeyi bilmemesi doğaldır. Bunun
utanılacak bir yanı da yoktur. Ancak imkân varken bilmediklerini sorup
öğrenmemesi, biliyorum tavrıyla bir işe girişmesi son derece
sakıncalıdır ve kusurludur. Çünkü yanlış bir yola saparak hem kendine,
hem de başkalarına zarar verebilir.

Bin bilsen de bir bilene danış.
Herkes eşit bilgiye sahip değildir. Çok iyi bildiğimizi sandığımız
konunun bilmediğimiz bir yanı olabilir, o konuyu bizden daha iyi
bilenler de çıkabilir. Bu yüzden bir işe kalkışmadan önce bu gibi
kimselere danışmalı, onların bilgi ve tecrübelerinden yararlanmalıyız.
Eksiğimizi ancak böyle giderebilir, yanlışımızdan ancak böyle
kurtulabilir, iyi bir sonuca da ancak böyle kavuşabiliriz.

Bin dost az, bir düşman çok.
Sıkıntılı bir anımızda, kötü bir günümüzde hemen yardımımıza koşan,
daima iyiliğimizi isteyen dostlarımızdır. Derdimizi onlarla unutur,
mutluluğu onlarla tadarız. Onlardan zarar değil, yalnızca fayda görürüz.
Bu sebeple ne kadar çok olurlarsa, bizim için o kadar iyidir. Ama
düşmanımız olan yalnızca bizim kötülüğümüzü ister, bir tane de olsa onun
varlığı bizi rahatsız eder.

Bin merak bir borç ödemez.
Ne denli kaygı içinde olursan ol, bunun borcunun ödenmesinde hiçbir
yararı yoktur. Tasalanmayı bırakıp borcunu ödemek için çaba harcamalı,
yollar aramalısın.

Bin nasihatten bir musibet yeğdir.
Yanlış bir yol tutmuş kimi insanlar vardır ki, onlara ne kadar çok öğüt
verirsen ver, tuttukları yanlış yoldan onları çevirmekte bu öğütler bir
fayda temin etmez. Ama takip ettiği yanlış yolda başına gelen bir
felâket, onu doğru yola getirmekte daha etkili olur. Çünkü kötü
tecrübelerin öğretme gücü oldukça büyüktür.

Bin ölçüp bir biçmeli.
En basitinden en zoruna, yapmaya çalıştığımız işin bütün ayrıntılarını
önceden düşünmeli; gerekli ölçümleri yapmalı, sonucu iyi hesaplamalı,
sonra işe girişmeliyiz. Yoksa istemediğimiz bir zararın ortaya
çıkmasından duyacağımız pişmanlık fayda etmez.

Bin tasa (kaygı) bir borç ödemez.
Çok tasalanmak ve üzülmekle borçtan kurtulunamaz. Çünkü borç durduğu
yerde ödenmez. Borcu ödemek için bir şeyler yapmalı, harekete geçip
çalışmalı, kimi çıkış yolları aranmalıdır.

Bir adama kırk gün deli desen deli olur.
İnsana yapılan sürekli telkinler sonunda bir neticeye ulaşmak mümkündür.
Çünkü insan etkilenen bir varlıktır. Birtakım iyi ya da kötü duygular,
düşünceler ve inançların sürekli telkin edilmesiyle insanlar
biçimlendirilip yönlendirilebilirler.

Bir adamın adı çıkacağına canı çıksın.
Toplumun bir kişi hakkında verdiği yargı öyle kolay kolay değişmez.
Toplum kişiyi nasıl nitelemişse, kişi o niteliğiyle tanınır. Adı bir
kere kötüye çıkan kişi, iyi de olsa toplumun bu yargısının önüne
geçemez. Adına sürülen bu leke onun yakasını bırakmaz. Nereye gitse bu
leke yüzüne vurulur, itilip kakılır, sıkıntılar içinde kalır. Böyle
yaşamak kişi için
ölmekten daha iyidir.

Bir ağızdan çıkar bin ağıza yayılır.
Bir sırrın yayılması istenmiyorsa, kimseye söylenmemelidir. Sır ağızdan
çıktı mı hemen yayılır, gizli kalmasını önlemek çok zordur. Çünkü
insanın merak ve dedikoduya eğilimi vardır. Bu eğilim sır olan şeyin
dilden dile dolaşmasına, toplum içinde yayılmasına yol açar.

Bir ahırda at da bulunur, eşek de.
Bir toplumda iyi, yararlı ve güzel işler yapanlar bulunduğu gibi kötü, yararsız ve çirkin işler yapan insanlar da bulunabilir.

Bir başa bir göz yeter.
Ne kadar çok malı olsa da insan yine de elde etmek ister, geleni geri
çevirmek istemez. Oysa insan hayatta ihtiraslı olmamalı, ihtiyacından
fazlasını düşünmemelidir. Kanaatkâr olan kimseler ihtiyaçları kadar
olanı yeter görürler.

Bir bulutla kış olmaz (Bir çiçekle yaz gelmez).
1. Önemli bir durumun netlik kazanması için küçük, önemsiz belirtilerin
varlığı yeterli değildir. 2. Güzel ve hoş da olsa, küçük bir değeri elde
etmekle mutluluk tam anlamıyla yakalanmış sayılmaz.

Bir çöplükte iki horoz ötmez.
Bir toplumda iki baş, bir iş yerinde iki yönetici olmaz. Olursa
aralarında kıskançlık, çekememezlik yüzünden anlaşmazlık çıkar; fikir
ayrılığına düşerler; biri diğerini yok etmeye, bulunduğu yere tek baş
olmaya çalışır. Bu çatışma sonunda güçlü kalır, güçsüz gider. Bu da az
şeye mal olmaz.

Bir deli kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış.
1. Aklî dengesini yitirmiş kimi insanların yaptıkları öyle işler vardır
ki, bunu akıllı insanlar bir araya gelse ne yorumlayabilir, ne de
çözebilirler. 2. Kimi zaman bir insan öyle delice bir iş yapar ve zarara
yol açar ki, pek çok akıllı kimse bir araya gelir ama bu zararı
gideremez; işi de düzeltemez.

Bir (sağ) elinin verdiğini öbür (sol) elin görmesin.
Yardım yapmak bir insanlık görevi, dinî bir emirdir. Ancak bunu yapmanın
da bir yolu yordamı vardır. Yoksula yardım ederken insanın amacı
kendini gösterip övünmek değil, görevini ve sorumluluğunu yerine
getirmektir. Bu bakımdan yoksulları inciten gösterişlerden kaçınmak;
kimsenin haberi, hatta en yakınların bile haberi olmadan yardım yapmak
gereklidir. Yoksa tersine bir hareket yardım edilen kimseyi mahcup
duruma düşürür, yapılan iyilik de iyilik olmaktan
çıkar.

Bir elin nesi var iki elin sesi var.
İnsanın gücü sınırlıdır. Bunun için büyük işlerin üstesinden tek başına
gelemez. Bu tür işleri başarabilmek için başkalarıyla işbirliğine,
dayanışmaya girer. Güçleri birleştirerek zor işlerin altından böylelikle
kalkar.

Bir evde düzen olunca düzenbaz olmaz.
Eğer bir ailenin hemen bütün fertleri arasında bir uyum, bir anlaşma,
karşılıklı sevgi ve hoşgörü varsa, o ailede düzen de var demektir.
Dolayısıyla ailenin huzurunu kaçıracak bir kimsenin bu ailede barınması
da mümkün değildir.

Bir göz ağlarken öbür göz gülmez.
Aile fertleri birbirine kan ve akrabalık bağlarıyla bağlıdırlar. Onlar
bir vücudun azaları gibidirler. Dolayısıyla ailenin bir ferdine gelen
zarar, bütün aile fertlerine gelmiş gibidir. Hemen hepsi de aynı ölçüde
üzüntü çekerler.

Bir günlük beylik, beyliktir.
İnsanlar her zaman arzu ettikleri nimetlere kavuşup bunun sefasını
süremezler. Bu sebeple çok kısa bir süre içinde de olsa,
çevresindekilerden daha üstün, dertlerden uzak ve arzu ettiği biçimde
bir an yaşamak o kişi için güzel bir şeydir.

Bir insanı tanımak için ya alış veriş etmeli, ya yola gitmeli.
Ortak bir işe girmeden insanların gerçek yüzünü anlamak oldukça zordur.
Alış veriş etmek, onları tanımak bakımından önemli ölçüttür. Çünkü alış
veriş bir şeye sahiplenmeyi gerekli kıldığı için kişinin çıkarcı yönünü
bütün çıplaklığıyla ortaya koyar. Yolculuk ise fedakârlığı, cesareti,
mertliği gerektirir; dolayısıyla yolculukta karşılaşılan zorluklar
sebebiyle ortaya konan davranışlar kişilerin niteliklerini belirgin
kılar.

Biri yer, biri bakar; kıyamet ondan kopar.
Bir toplumun sahip olduğu varlıklardan her fert bir adalet çerçevesi
içinde yararlanmalıdır. Eğer böyle olmaz, adaletli davranılıp hak
gözetilmez, sadece bir kısım insanların yararlanmasına göz yumulup diğer
insanların yararlanmasına fırsat verilmezse kargaşa çıkar; kavga baş
gösterir, toplumdaki sosyal barış zedelenir, düzen bozulur, insanlar
birbirlerine düşer.

Bir koyundan iki post çıkmaz.
Bir iş, nesne ya da insandan temin edilecek faydanın bir ölçüsü, bir
sınır vardır. Alınabilecek alındıktan sonra, onlardan bir kez daha verim
istemek, onları bu konuda zorlamak doğru değildir. Bu davranışın devamı
insanı yanlış bir yola götürüp zarara sokabilir.

Bir kötünün yedi mahalleye zararı dokunur (vardır).
Yalancı, düzenbaz, iffetsiz bir kimse sadece kendi çevresine zarar
vermekle kalmaz; kötülüklerini daha geniş çevrelere de taşır. Kendinin,
yakınlarının, çevresinin ve daha geniş muhitlerin adını lekeler; bu leke
gittikçe yayılır.

Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır.
Küçük ve kıymetsiz gördüğümüz şeyler zaman gelir çok önem kazanır ve
büyük iş görebilir. Küçük bir somun parçası yüzünden bir dikiş
makinesinin çalışmaması, işlerin yatması mümkündür. Bu sebeple herhangi
bir nesne, iş ya da olayı küçük görmeyip önemle ele almak gereklidir.

Bir selâm bin hatır yapar.
Dinimizin bir emri olan selâm, bir bilgi ve sevgi belirtisidir.
Dolayısıyla gönül kazanmanın önemli bir anahtarıdır. Yakınlarımıza,
arkadaşlarımıza, hatta yabancılara bile vereceğimiz selâm onlarla
aramızda bir yakınlığın doğmasına yol açar; gönülleri birbirine
yaklaştırır. Bu sebeple selâmlaşmayı ihmal etmemek gereklidir.

Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge, üçüncüde ele geçersin çekirge.
Bir suçu işleyebilir, kanunsuz bir işi yapabilir ve yakalanmayabilirsin.
Hatta bunu birkaç kez de başarabilirsin. Ama bu böyle devam etmez,
eninde sonunda yakayı ele verirsin.

Bir sürçen atın başı kesilmez.
Kusursuz insan olmaz. Hemen her insan bir yanlışlık yapabilir. Bu
bakımdan sürekli iyi iş yapan, doğru yoldan çıkmayan, kişiliğini her
yönüyle kanıtlamış olan bir kimseyi, bir kez hata yaptı diye gözden
çıkarmak, olumsuzlamak ve cezalandırmak doğru değildir. Yapılacak şey,
yalnızca uyarıda bulunmak olmalıdır.

Bir şeyin önüne bakma, sonuna bak.
Kimi işler vardır ki iyi başlamamış ama iyi sonuç vermiştir. Üstelik
başlamış bir işte geri dönmek de zordur. Bu sebeple bize düşen yolumuza
azimle devam etmek, gereken çabayı göstermek, işi lâyıkıyla yapmaya
çalışmaktır.

Bir yemem diyenden kork, bir oturmam diyenden.
Kimi insanlar vardır ki dedikleriyle yaptıkları birbirine uymaz. Kimi
isteksiz görünüp “yemem” diyen insanların isteklilerden daha çok
yedikleri, kimi hevessiz görünüp “kalamam” diyen insanların da
diğerlerinden daha çok oturdukları, hatta yatıya kaldıkları bile
görülmüştür.

Bitli (kurtlu, çürük) baklanın kör alıcısı olur.
Değersiz, işe yaramaz, kötü şeylerin de müşterisi olur. Onları kimileri
anlamadığı, kalitesini bilmediği için alır; kimileri de kendileri
bakımından bizim kavrayamadığımız bir değer ifade ettiği için alır.

Boğaz dokuz (kırk) boğumdur (boğa boğa söyler).
Bir sözü düşünüp taşınmadan, içimizden geçirmeden, kendi kendimize ölçüp
tartmadan, doğuracağı sonuçları hesaplamadan, düzeltmeden
söylememeliyiz. Ola ki istemediğimiz bir sözü ağzımızdan çıkarmış
olabiliriz. En doğrusu, uygun biçimi bulduktan sonra söylemektir.

Bol bol yiyen, bel bel bakar.
Bugünün yarını da vardır. Savurganlık yapıp elindekini bol bol harcayan,
düşünceli davranıp ilerisi için bir şey bırakmayan kimse, yarın
geçimini temin edecek bir şey bulamaz. Başkalarına muhtaç olur, onun
bunun eline bakar.

Borç iyi güne kalmaz.
Borçlu olan, borcunu hemen ödemenin yollarını aramalıdır. “Elim
genişleyince, ileride öderim” diye düşünmesi son derece sakıncalıdır.
Çünkü gelecek günlerin ne göstereceği belli olmaz. Eli daha da
darlaşabilir. Dolayısıyla borcunu ödemesi güçleşir, gün geçtikçe de
borcu artar.

Borçlunun yalımı alçak olur.
Borçlu kimseler, borçlarını ödeyemedikleri için alacaklıları yanında
rahat olamazlar; başları yukarıda yürüyemezler, üzülüp incinirler, sanki
suçlu gibi dururlar, kendilerini ezik hissederler.

Borçsuz çoban yoksul beyden yeğdir.
Beyleri bey yapan cömertlikleri, ellerindeki varlıkları yoksullara
dağıtmalarıdır. Varlıksız, sıkıntı içinde yüzen bir beyin sadece adı
kalmıştır. Varlığı olmayan, yoksulları gözetme ve doyurma görevini
yapamayan bir bey için bu durum acı vericidir. Böyle bir konumda bey
olmaktansa borçsuz, tasasız, kıt kanaat geçinen bir çoban olmak daha
iyidir. Çünkü, o yoksulluğa alışkındır.

Borçtan korkan kapısını geniş (büyük) açmaz.
Alacaklının yanında yüzü yerde olmak istemeyen, borç etmekten korkan
kimse tedbirli olur; masraflarını kısar, gelişigüzel harcamalar
yapmaktan kaçınır, kendine uygun bir yol seçip ona buna ziyafet
vermekten uzak durur.

Borç uzayınca kalır, dert uzayınca alır.
Hemen her şeyin bir yapılma zamanı vardır. Borç da zamanında ödenmezse
kişilerde bir gevşeklik görülür, borçluluk duygusu zamanla azalır. Borç
uzun süre ödenmez olur, hatta hiç ödenmez bile. Dert de böyledir;
zamanında önlem alınmaz ve hastalık uzarsa, kişi sonunda güçsüz kalır;
dayanma gücü kalmaz ve ölür.

Borç yiğidin kamçısıdır.
Birisine borçlanan, borcunu da ödemek isteyen kimse kendini daha çok
çalışmak ve kazanmak zorunda hisseder; bu yönde girişimde bulunur.

Bostan yeşil (gök) iken pazarlığa oturulmaz.
Ne olacağı, nasıl gelişeceği, nasıl sonuçlanacağı bilinmeyen bir konu, iş ya da durum üzerinde anlaşmaya varılıp söz verilemez.

Boş çuval ayakta (dik) durmaz.
1. Karnı aç olan kimse, iş yapamaz. 2. Beceriksiz, deneyimsiz, bilgisiz
kimse bir iş tutunamaz. 3. Hiçbir tutamağı bulunmayan, gerçeklerden
uzak, temelsiz düşünce ya da plânlarla sonuca ulaşılamaz.

Boş fıçı çok (fazla) langırdar.
Gösterişe düşkün, bilgisiz, deneyimsiz kimse kendini ön plâna çıkarmak
ve bilgiçlik taslamak amacıyla çok konuşur; her sözün arasına girer,
etrafındakileri rahatsız eder.

Boş gezmekten bedava çalışmak yeğdir.
Boş olmak, hiçbir uğraşa girmeden gezmek insanı tembelliğe, miskinliğe
alıştırır. Öyle ki bu insanların kimisi can sıkıntısından ne yapacağını
bilemez olur, yanlış yola sapar, kötülüklere bile bulaşır. Parasız da
olsa çalışmak, boş oturmamak insanı hareketli ve canlı yapar;
girişimcilik yeteneğini artırır, onu geliştirir, zararlı
alışkanlıklardan kurtarır. İleri de para kazanacağı bir iş bulmasına da
kapı aralar.

Boş torba ile at tutulmaz (Boş torbaya eşek gelmez).
1. Hiç kimse emeğinin boşa çıkmasını istemez, karşılığını mutlaka
bekler. Bir kimseye iş yaptırmak, onu bir yere bağlamak istiyorsanız,
ona emeğinin karşılığını da ödemek zorundasınız. 2. Hemen her iş
çoklukla bir emek, masraf ve fedakârlık ister. Bunları gösteriniz ki
elde etmek istediğinize kavuşmanız mümkün olsun.

Boynuz kulağı geçer (Boynuz kulaktan sonra çıkar ama kulağı geçer).
Eğitime sonradan da başlasa kimi yetenekli, becerikli, öğrenme ve
kavrama gücü gelişkin olan çırak veya öğrenci, ustasından ya da
öğreticisinden daha ileri gidebilir; onlardan daha başarılı olabilir.

Böyle gelmiş böyle gider.
Öteden beri süre gelen durum, kurulu düzen, halk arasında yaşayan gelenek ve görenekler kolay kolay değişmez.

Bugün bana ise yarın sana.
Neyin ne zaman olacağı bilinmez; bu ister felâket, ister nimet olsun.
Bugün ben bir felâket ve haksızlıkla karşılaşmışsam, yarın da sen aynı
durumla karşılaşabilirsin. Bugün sen nimetler içinde bulunup mutluysan,
yarın da ben kavuşup mutlu olabilirim. Bunu aklından çıkarma.

Bugünün işini yarına bırakma.
Bir iş günü gününe yapılmalıdır. İşi yarına bırakmak kimi olumsuzlukları
da beraberinde getirir. Yarın daha önemli bir işin çıkmayacağını
nereden bilebiliriz? Diyelim ki çıktı, o zaman ne yapacağız? Kuşkusuz
bugünkü işten önce onu yapacağız, bugünkü iş de kalacak. Dolayısıyla
işler birikmeye başlayacak, çıkmaza girecek. Ayrıca bugün yapılması
gereken işin sonraki güne bırakılmasıyla önemini yitirmesi, istenen
sonucu vermemesi de söz konusu olabilir.

Bugünkü tavuk yarınki kazdan iyidir.
Az da olsa bugün elimizde bulunan bir nimet, imkân ya da nesne, büyük de
olsa henüz elimize geçmemiş olandan daha daha iyidir. Çünkü henüz
elimize geçmemiş olan, ihtimal dahilindedir. Bir engel çıkıp onun
elimize geçmesi gerçekleşmeyebilir. Oysa ötekinin elimizde olması
gerçekleşmiştir.

Buğday başak verince orak pahaya çıkar (kıymete biner).
Kimi zaman ortada duran, pek önemli görünmeyen şeyler kendilerine
ihtiyaç duyulunca çok değer kazanırlar. İsteklisi çok olan nesnenin
fiyatı artar. Sözgelimi yazın ortasında el sürülmek istenmeyen odun ya
da kömür, kışa doğru birden kıymet kazanır; ucuzken pahalı olur.

Buğdayım var deme ambara girmeyince, oğlum var deme yoksulluğa düşmeyince.
Tarlada ya da harmanda duran, henüz hasadı yapılıp ambara girmemiş ürün
bizim sayılmaz. Çünkü bir yangın, bir sel, yağmur ya da başka bir
felâket onun harap olup yok olmasına yol açabilir. Anne ve babanın
varlıklı olduğu günlerde oğulun gerçek kişiliği ortaya çıkmaz. Ne zaman
anne-baba yoksullaşır, işte o zaman gerçek yüzü ortaya çıkar. Eğer oğul,
anne-babasına karşı olan görevlerini yerine getirmiyor, onlardan
yardımını esirgiyorsa, ona iyi bir oğul denemez.

Buğdayın yanında acı ot da sulanır.
Mümkün olduğunca dikkatli olunup iyi ve yararlının yanında, kötü ve yararsızın gelişip büyümesine fırsat verilmemelidir.

Bükemediğin eli öp.
Kendisiyle mücadele ettiğin rakibinin kuvveti, bilgisi ve becerisi
karşısında başarı gösteremeyip mağlûp olduysan rakibinin üstünlüğünü
kabul et; bu onurlu bir davranış olacaktır.

Bülbülü altın kafese koymuşlar, “ah vatanım” demiş.
İnsan, özgürlüğünü ancak vatanında bulur. Bu bakımdan vatan en değerli
varlığıdır insanın. Orda doğmuş, orda büyümüş, orda doymuş, orda
tatmıştır mutluluğu. Bu sebeple yurdundan uzakta yaşamak, ne denli
bolluk içinde olursa olsun insana zor gelir. Nasıl ki bülbül asıl vatanı
olan yeşil tabiatı, kanat çırpacağı mavi gökleri özleyip ister ve altın
kafesten kurtulmaya çalışırsa, insan da (hele bir de tutsaksa) özgür
yaşayacağı vatanını ister ve hasretini çeker.

Bülbülün çektiği dil (i) belâsıdır.
Bir karganın kafese konup beslendiği pek görülmemiştir. Ama bülbül için
kafesler sürekli yapılır durur. Bunun tek sebebi, sesinin güzelliğidir. O
oldukça güzel öter ve bunun için yakalanıp kafese konur. İnsanlar
bundan ders almalıdır. Çünkü düşünüp taşınmadan, sonunun nereye
varacağını hesaplamadan sarf edilen sözler, insanın başına dert
açabilir. Dili yüzünden belâya saplanıp zarar görebilir.

Büyük balık, küçük balığı yutar.
Güçlü olan kendinden güçsüzü ya ezer, ya yok eder, ya da kendisine bağlı
kılar. Bu durum insan için olduğu kadar, ticarî işletmeler ve devletler
arasında da çoklukla söz konusudur. Kişiye düşen, yok olmamak için var
gücüyle mücadele etmektir.

Büyük başın derdi büyük olur.
Bir iş ne kadar büyükse çözüm bekleyen sorunları da o kadar büyük olur.
Dolayısıyla bir işletmeyi idare eden, bir toplumu yöneten, kısacası
büyük işlerin başında bulunan kimselerin de hem sorumlulukları, hem de
dertleri büyük olur.

Büyük lokma ye (de), büyük söz söyleme.
İnsan çoklukla nefsine yenik düşer. Kendini pek çok konuda ön plâna
çıkarmak, ne kadar becerikli ve akıllı olduğunu belirtmek ister. Bu
durum onun böbürlenmesine, “ben olsaydım öyle değil, böyle yapardım;
şunu yapsaydı kötü duruma düşmezdi; ben asla onun yaptığı gibi kötü bir
şey yapmam; o sözler de söylenir miydi?” gibi sözler sarf etmesine sebep
olur ki, böyle bir tavır sergilemek son derece zararlıdır. Dünya ve
insanlık hâli bu, öyle bir gün gelir ki, yerip kınadığımız kişinin
başına gelenler bizim de başımıza gelebilir ve gülünç duruma
düşebiliriz. Bu sebeple ağzımızdan çıkacak söze dikkat etmeli, büyük söz
söylemekten kaçınmalıyız.




vgokhan
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7173
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7895
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması Empty Geri: Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması

Mesaj tarafından vgokhan Bir Cuma Haz. 29, 2012 5:55 am

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması C
Cahile söz anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zordur.
Cahil kişi, okuyup öğrenim görmemiş, bilgisiz ve deneyimsiz kimsedir. Bu
bakımdan söylenen bir sözün ne maksatla söylendiğini, hangi anlama
geldiğini kavramakta zorluk çeker. O ne biliyorsa, doğru onlardır. Ne
kadar uğraşırsanız uğraşın kendi doğrularından başka bir doğru kabul
etmez. Öyle de inatçıdır ki deve nasıl hendek atlamamak için
direniyorsa, o da görüşünden vazgeçmemek için direnip durur.

Cambaz ipte, balık dipte gerek.
Niteliği gereği hemen her varlık farklı bir yerde bulunur, barınır ve iş
yapar. Niteliğine uygun olmayan yerin şartları onu zor durumda
bırakabilir. Dolayısıyla her kişi elde ettiği niteliklerin gerektirdiği
bilgi, beceri ve uzmanlık sahası içinde çalışmalı; o alanın dışındaki
işlerden uzak durmalıdır.

Cana gelecek (kaza-zarar) mala gelsin.
Eğer bir kaza gelecek ve zarar görecekse insan, canına değil malına
gelsin. Çünkü kazaya uğrayan, zarar gören malın tekrar kazanılması veya
elde edilmesi mümkündür. Ama can için durum böyle değildir. Cana gelen
felâketler silinmeyecek izler bırakır. Bir kazadan ötürü insan ölebilir,
sakat kalabilir, dolayısıyla böylesi zararları gidermek mümkün
değildir.

Can boğazdan gelir.
Her canlı gibi insan da beslenmek zorundadır. Bedeni için gerekli olan
gıdaları ancak bu şekilde alır. İyi beslenmeyen, yeterli gıdaları
almayan bir vücut sağlıklı, dinç ve dayanıklı olamaz; bu kimselerin
güçsüz kalıp hasta olmaları da kaçınılmazdır. O hâlde insan sağlığını
korumak istiyorsa, iyi beslenmeye önem vermelidir.

Can canın yoldaşıdır.
İnsan yaratılışı gereği tek başına yaşayamaz. Bir arkadaşa, bir dosta
mutlaka ihtiyaç duyar. Bu, gerek iş yapması, gerek sorunlarını çözmesi,
gerekse konuşup dertleşmesi için zorunludur.

Can cümleden aziz (dir).
1. Bir tehlike anında insan önce kendi canını kurtarmaya başlar. O anda
kendi canı, diğer canlardan daha önemli olur. Kimi istisnalar hariç, bu
durum hemen her insanda göze çarpar. Bu da tabiî bir vak`a olarak
görülür. 2. İnsanın kendisi hemen herkesten önce gelir. Her ne kadar
kimi zaman özveride bulunur, fedakârlıklar gösterirse de (bunun da bir
yeri ve sınırı vardır), vahim konularda çıkarlar çatışmaya başlayınca,
kendi çıkarından asla taviz vermez.

Can çıkmayınca huy çıkmaz.
Huy, insanın yaratılış ve ruh özelliklerinin bütünüdür. İnsanla birlikte
var olmaya başlar; insan büyüdükçe, huy da onun benliğine iyice
yerleşir; kişiliğinin bir parçası hâline gelir. İster eğitim, ister
başka bir yolla olsun, kişinin huyunu değiştirmek mümkün değildir;
kişinin ölümüne kadar öylece devam eder.

Canı yanan eşek attan yürük olur.
Herhangi bir durumdan ötürü canı yanıp acı çekmiş olan kimse, aynı
durumla bir daha karşılaşmamak için kendisinden beklenilenin üstünde bir
çaba gösterir. Öyle ki altından kalkamaz sanılan işleri bile başarır,
çok iyi sonuçlara ulaşır.

Cefa çekmeyen sefanın kadrini bilmez.
Sürekli bolluk, rahatlık içinde yaşayan insanlar içinde bulundukları
vefa ve mutluluğun kıymetini bilmezler. Bunu doğal bir şeymiş gibi
görürler. Nasıl sağlıklı bir insan, hasta olmadan sağlığın kıymetini
bilmezse, sefa içinde olan da darlığa ve sıkıntıya düşmeden rahatlık,
huzur ve mutluluğun kıymetini bilemez.

Cennetin kapısını cömertler açar.
Cömert kimse, para ve malını esirgemeden veren, eli açık olan, yardım
seven, muhtaç kimseleri gözeten kimsedir. İslâm dini böyle kimseleri
över ve onları cömert olmaya davet eder. Eğer böyle davranırlarsa;
yetime, kimsesize, yolda kalmışa, düşküne yardım ederlerse sevap
işleyecekler ve öbür dünyada yaptıklarının karşılığını kat kat
fazlasıyla göreceklerdir.

Cesurun bakışı, korkağın kılıcından keskindir.
Kimi cesur insanlar kararlıdır, mertlikleri ve azimleri yüzlerinden
okunur. Yüz ifadeleriyle hasımlarını yıldırabilirler. Korkak insanlarda
ise yürek gücü yoktur. Bu güç olmadığından ötürü kılıcı gerektiği gibi
kullanamazlar, dolayısıyla kılıçları keskin de olsa bir işe yaramaz.

Cins horoz yumurtada (iken) öter.
Kimi soylu ve değerli kimse, daha bebekken, eğitim çağına gelmeden
kendini kimi hareketleriyle belli eder; başarılı bir insan olup yararlı
işler yapacağını ortaya koyar.

Cins kedi ölüsünü göstermez.
Şahsiyetli, soylu bir kimse, sıkıntılı ve kötü durumunu başkasına göstermez ve söylemez.
Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler.
Bazı insanlar vardır ki övülmekten çok hoşlanırlar. Kimi çıkarcılar da
böyle insanları iyi tanırlar. Onları “ne kadar cömertsin” diyerek
pohpohlayıp överler; bu okşayıcı sözlere kanan kimse de malını, parasını
bol bol harcar; ona buna yedirir, sonunda tüketir. Benzer bir şekilde,
ne amaç güttüğü bilinmez kimseler de kişiyi “ne kadar güçlüsün, sana
karşı gelemez” diye pohpohlayıp överler. Bu tip övgülerden hoşlanan
kimse de, böyle biri olduğunu kanıtlamak için harekete geçer; olmayacak
bir dövüşe atılır, bu sırada birisi çıkıp canından eder onu.

Ç

Çabuk parlayan, çabuk söner.
1. Bazı insanlar vardır ki bir olay karşısında çok çabuk öfkelenip
kızarırlar. Ancak öfkelenip kızdıkları gibi de çabuk sakinleşirler. 2.
Bazı insanlar hak etmedikleri hâlde, kimi yolları kullanarak, yasa ve
kurallara uymaksızın önemli mevkilere, makamlara çok kısa zamanda
gelirler; ancak o görevin ehli, o makamın adamı olmadıkları
anlaşıldığında da çabucak o yerden uzaklaştırılırlar.

Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme.
İçinde yaşanılan toplumda sosyal ilişkiler oldukça önemlidir. Bu sebeple
yapılan davetlere-çok önemli bir sebep yoksa-bir nezaket gereği olarak
gitmelidir. Toplum dayanışması bakımından bu bir görevdir. Kişi,
çağrılmadığı yere ise gitmemelidir. Geleneğimize göre çağrılmadığı yere
gitmek terbiyesizlik ve yüzsüzlüktür. Çünkü gittiği o yerde insanların
rahatını kaçırabilir.

Çalıda gül bitmez, cahile söz yetmez.
Her varlığın bir niteliği, bir yapısı vardır. Gülü, ancak gül ağacından
alabilirsin. Bir çalının gül açması mümkün değildir. Çünkü tabiatına
aykırıdır. Bunun gibi cahil kimselere de bir söz anlatmak hemen hemen
mümkün değildir. Çünkü cahil kimsenin kavrayışı kıttır, ayrıca inatçıdır
ve bildiğinden de şaşmaz. Dolayısıyla onu yola getirmek, ondan olumlu
davranışlar beklemek son derece zordur; ona ne söylerseniz boşa gider.

Çalma elin kapısını, çalarlar kapını.
Kimseye kötülük yapma, kimseyi arkasından çekiştirme, bu tür
hareketlerden kaçın. Yoksa günü gelir, benzer bir şeyi onlar da sana
yaparlar ve zor durumda kalırsın.

Çam sakızı, çoban armağanı.
İnsanlar birbirlerini sevindirmek, mutlu etmek için karşılıklı
hediyeleşirler. Bu hareket insanların gönüllerini okşar, onları
birbirlerine yaklaştırır. İnsan ne kadar yoksul olsa da böyle bir
eylemde bulunmak ister. Ne var ki o, varlıklı insanlar gibi değeri
yüksek armağanlar veremez. Onun armağanı küçük bir şeydir. Ama taşıdığı
değer büyüktür. Davranışı da soylucadır.

Çanağa ne doğrarsan kaşığına o çıkar.
İnsan harcadığı çabanın, başkalarına gösterdiği tavrın karşılığını
ileride görür. Bir işte ne kadar hazırlık yapmışsa o kadar verim alır.
İnsan diğer ilişkilerinde de böyledir. İyilik yapan iyilik, kötülük
yapan kötülük bulur.

Çanakta balın olsun, arı Bağdat`tan gelir.
Elindeki malın iyi ve değerli ise müşteri bulmakta güçlük çekmezsin.
Öyle ki nerede olursan ol, alıcılar çok uzakta da olsa gelip seni
bulurlar.

Çarşı iti ev beklemez.
Boş gezen, şurada burada dolaşan, hiç ciddî bir iş yapmayan ve aylaklığı
alışkanlık edinenler düzenli bir iş yapmaya gelemezler. Çalışmaktan
hoşlanmadıkları gibi kolay kolay disiplin altına da girmezler.

Çatal kazık yere çakılmaz.
Bir işe, çok başlılık zarar verir. Çünkü her kafadan bir ses çıkar. Bir o
yana, biri bu yana çeker. Dedikleri birbirini tutmadığı için iş bir
türlü ortaya gelemez. Yapılmamış olarak öylece kalakalır.

Çıkmadık candan umut kesilmez.
1. İnsanların ölüm ve dirimi Yüce Allah`ın takdirine bağlıdır. Bu
bakımdan eceli gelmeyen kimsenin, ölümcül hâlde de olsan canı çıkmadığı
sürece iyileşeceğinden umut kesilmez. 2. İşlerimiz içinde durum
böyledir. Kötü giden, felâkete uğrayan işlerin yok olma kertesine gelmiş
de olsa düzelmeyeceğini kim söyleyebilir? Yüce Allah`tan hiçbir durumda
umut kesilmez.

Çıngıraklı deve kaybolmaz.
Kimi kişiler vardır ki, nerede olurlarsa olsunlar onlar bazı
özelliklerini koruyarak kendilerini belli ederler. Bir yol bulup toplum
içinde yitip gitmelerini önlerler.

Çiftçinin ambarı sabanın ucundadır.
Çiftçi, geçimini toprağı ekerek sağlamaya çalışan kimsedir. Bu bakımdan
toprağı zamanında ve iyi sürmeli, tohumunu zamanında ekmelidir. Eğer bu
işlerini zamanında ve lâyıkıyla yapmazsa, iyi verim alıp ambarlarını
dolduramaz; başkasına muhtaç olup kapı çalar hâle gelir. Hemen her işte
durum aynıdır. İyi sonuç almak isteyen kişi, işini zamanında ve iyi
yapmalıdır.

Çiftçiye yağmur, yolcuya kurak; cümlenin muradını verecek Hakk.
İnsan ne ile uğraşıyorsa, onun yararına bir sonuç vermesini ister.
Çiftçinin iyi ürün alabilmesi için yağmura ihtiyacı vardır. Bir kimse de
güzel ve sıkıntısız bir yolculuk yapabilmek için kurak havayı ister.
Görüldüğü gibi birinin istediği şey diğerinin zararınadır. Ancak sonucu
yine Yüce Yaratan belirler. O nasıl takdir etmişse öyle olur, kime neyi
nasip etmek isterse o gerçekleşir.

Çingene çingeneye çatmadıkça kasnak boynuna geçmez.
Kişilerin ne kadar cahil, görgüsüz ve bayağı oldukları ilk bakışta
anlaşılmaz. Ta ki kendi ayarlarında bir kişiyle karşılaşıp kavga edene
dek. O zaman gerçek kişilikleri ortaya çıkar.

Çingeneden çoban olmaz, Yahudi`den pehlivan.
Her kişinin ayrı bir karakteri vardır, soyu sopu farklıdır. Yetişmesi,
bilgi ve becerisi doğrultusunda yapacağı işleri de birbirine uymaz.
Çobanlık öyle sanıldığı gibi kolay bir iş değildir; önce sabır ve
sorumluluk, sonra sözünde durma ve bir yere bağlanıp kalmak ister.
Çingenede ise bu hasletler bulunmaz, bunun için de çobanlık yapamaz.
Benzer şekilde, pehlivanlık da cesaret, yürek ve mertlik ister. Oysa
Yahudi tam tersine korkaktır, bu yüzden pehlivanlık yapamaz.

Çingeneye beylik vermişler, önce babasını asmış.
Sorumsuz, bayağı ve soysuz kimse eline bir yetki ya da imkân geçince
mizacının gereğini yerine getirir. Öyle ki değil yabancılara, en
yakınlarına bile kötülük yapmaktan çekinmez. Ve işe başladığını böyle
belli eder.

Çirkefe taş atma üstüne sıçrar.
Şerli, etrafa kötülük saçıp duran kimselerden uzak dur; zorunlu
olmadıkça onlara çatma, söz atma. Çünkü onlar bir kötülük yapmak için
fırsat kollarlar. Böyle bir fırsatı onlara verirsen onların kötülükleri
sana bulaşır, kirlenir ve zararlı çıkarsın.

Çivi çıkar ama yeri kalır.
Birine yaptığımız kötülüğü ne denli gidermeye çalışırsak çalışalım, yeni
de o kötülüğün bir izi ve hatırası kalır. Bunun için kimseyi
incitmemeye, kırmamaya gayret edelim.

Çivi çiviyi söker.
Güçlü bir şeyin etkisine, en az kendisi kadar güçlü bir başka şeyin etkisiyle karşı konabilir.
Çobana verme kızı, ya koyun güttürür ya kuzu.
1. Kararını vermeden önce iyi düşün. Kızını vereceğin kimse ne işle
ilgileniyorsa, kızın da o işle ilgilenmek zorunda kalacaktır. 2.
İncelikli, hassasiyet gerektiren bir işi, o işten anlamayan birine
teslim etme. Kabalığı, beceriksizliği, dikkatsizliği yüzünden işi berbat
edebilir.

Çobansız koyunu kurt kapar.
1. Elindeki nesneleri kaybetmek, birine kaptırmak istemiyorsanız gereken
önlemleri alıp koruyunuz. 2. Yöneticisi ve koruyucusu bulunmayan,
başsız kalan toplum onun bunun saldırısına uğrar; sonunda dağılıp
çözülür.

Çocuğa iş buyuran, ardına kendi düşer (Çocuğa iş, ardına sen düş/ Çocuğu işe sal, ardınca sen var).
Çocuk gerek yaşı, gerek bilgi ve becerisi sebebiyle kimi işlerin
altından kalkamaz. Çocuğa yapamayacağı, üstesinden gelemeyeceği, belli
bir sorumluluk gerektiren işi yükleyen kimse, bunun farkına vardığı anda
onun arkasından gitmek ve işle ilgilenmek zorunda kalır.

Çocuğun bulunduğu yerde dedikodu (gıybet) olmaz.
1. Çocuk, bir sözün nereye varacağını bilmez. Onun için sözün gizlisi ya
da saklısı da olmaz. Duyduğunu hiç umulmadık bir anda ve yerde lâf
olsun diye söyleyip başkalarına aktarabilir. Bu korkuyla çocuğun
bulunduğu yerde başkasını çekiştirme olmaz, dedikodu yapılmaz. 2.
Çocuğun bulunduğu yerde dedikodu olmaz. Çünkü herkes çocukla meşgul
olur, oyalanır ve dedikoduya fırsat bulamaz.

Çocuğun yediği helâl, giydiği haram.
Çocuğun sağlıklı, dinç ve güçlü olması için iyi beslenmeye ihtiyacı
vardır. İyi beslenmeyen çocuk kimi hastalıkların pençesine kolayca
düşebilir ve sağlıklı bir gelişim gösteremez. Bu bakımdan onun gelişip
büyümesi, iyi beslenmesi için ne kadar para harcansa yerindedir. Ancak
giyim için yapılan hesapsız harcamalar doğru değildir. Çocuk giydiği
elbisenin kıymetini bilemez, hor kullanır, kirletir ve paralar. Ayrıca
gittikçe büyüdüğü için bugün kullandığını yarın da kullanamaz. Bu
sebeple gerekli olan dışında çocuğu pek pahalı giysilerle donatmak
yanlıştır.

Çocuk büyütmek taş kemirmek.
Çocuk büyütmek büyük fedakârlık ister. Çünkü anne_baba çocuğu büyütmek
için türlü zahmetler çeker, büyük emek verirler. Gerek yeme ve içmeleri,
gerek eğitimleri için ellerinden geleni yapıp olmadık zorluklara
katlanırlar.

Çocuk doğmadan kaftan biçilmez.
Bir iş henüz ortaya çıkmadan, bir neticeye varmadan kimi hazırlıklara
girişmek, onun hakkında yorum yapmak yanlıştır. Önce iş ya da olay
netleşmeli, ne olup olmadığı anlaşılmalı, sonra hazırlık yapılmalıdır.

Çocuk düşe kalka büyür.
Hemen her çocuk emeklemeye, yürümeye başladığı zamanda sık sık düşüp
şurasını ya da burasını incitebilir. Bu durum son derece doğaldır.
Anne_baba bunun için kaygı duymamalıdır.

Çocuktan al haberi.
1. Çocuk gizlilik kavramından haberdar değildir. Dolayısıyla duyduğu
şeyi kolayca başkalarına söyleyebilir. Bunun yanlış olduğunu da
düşünemez. Bu sebeple başkasının duyması istenmeyen, sır olarak kalması
gereken şeyleri çocuğun yanında konuşmaktan kaçınılmalıdır. 2. Çocuklar
yaşları gereği yalan dolan nedir pek bilmezler. Kendilerine sorulan bir
şeyi, bildikleri ve tanık oldukları bir olayı, duydukları bir sözü
olduğu gibi anlattıkları, çarpıtmadıkları için haberin doğrusu
çocuklardan alınır.

Çoğu zarar, azı karar.
Her şeyin bir ölçüsü ve bir sınırı vardır. Bunları ihlâl eden, aşan,
aşırıya kaçan insan zararla karşılaşır. Böyle bir sonuçla karşılaşmamak
için en uygun ölçü olan “karar” sınırında kalınmalı, öteye
gidilmemelidir.

Çok arpa atı çatlatır.
At arpayı çok sever ama ölçüyü kaçırıp da gereğinden fazla yerse
zararını hemen görür. Bunun gibi her işte de bir ölçü vardır, ölçüyü
kaçırıp işte aşırı gitmek zararımıza olur.

Çok bilen çok yanılır.
Bir insan çok bilgi sahibi olabilir. Ama bu demek değildir ki her şeyin
mahiyetini biliyor. Onun da bilmediği, inceliğini kavramadığı pek çok
şey vardır. Bu bakımdan bilgisi sebebiyle bir insan kendisine güvenip
öyle olur olmaz şeylere karışmamalıdır. Yoksa yaptığı bir hareket,
söylediği bir söz, fark etmediği bir durum onu yanılgıya düşürüp zor
durumda bırakabilir.

Çok gezen çok bilir.
Bilgi edinmenin çeşitli yolları vardır. Bunlardan biri de gezip görerek
öğrenmedir. İnsanlar gezdikleri yerlerde gördükleriyle ilgili pek çok
bilgi edinirler. Ne kadar çok yer gezerlerse, bilgileri de o kadar çok
artar; bu yolla, bildikleri üzerine bilgi katarlar, bilgi dağarcıklarını
zengin kılarlar.

Çok havlayan köpek ısırmaz.
Bilinen şu ki, bağırıp çağıran, yapacağı kötülüğü açıkça söyleyen,
sözleriyle karşısındakini korkutmaya çalışan kimse, saldırıda bulunamaz;
istese de bunu yapamaz. Bunun aksine, sesini çıkarmayıp sinsice hareket
edenler tehlikelidirler. Onlar yapacaklarını yapıp gösterirler.

Çok koşan (seğirten) çabuk (tez) yorulur.
Hemen her işte sağlıklı sonuca ulaşmak dengeli çalışmakla mümkündür.
İnsanın gücü bellidir. Gücünün üstünde çalışır, aşırı çaba gösterirse
çabuk yorulur; yorgun düşer, dolayısıyla sonuca da geç ulaşır. Gücünün
üstüne çıkmadan, kendisini çok yormadan çaba harcayanlar hem sürekli
çalışırlar, hem de sonuca daha kolay ulaşırlar.

Çok söyleme arsız olur, aç koyma hırsız olur (Aç bırakma hırsız olur, çok söyleme arsız olur).
Yönettiğin, eğittiğin, koruduğun kimselere aşırı ölçüde söylemek, ardı
arkası kesilmeyen buyruklar vermek, eleştirilerde bulunmak sözlerinin
gücünü kırıp tesirsiz bırakabilir; dolayısıyla o kimseler yüzsüz ve söz
dinlemez olurlar. Benzer bir şekilde bu kimseleri aç da bırakma,
haklarını ver; gerek yiyecek, gerek para bakımından bir sıkıntıya
düşürme; yoksa onları kötü yola iter, hırsızlığa sevk edersin.

Çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir.
İnsanın bilgisi yaşıyla ölçülemez. Uzun bir ömür süren ama çevresinden
hiç ayrılmayan kimselerin bilgileri de sınırlıdır. Oysa çok gezen, çok
yer gören kimseler daha bilgilidirler. Çünkü onlar gördükleri yerler
hakkında ayrı ayrı bilgiler edinmişler ve bilgi dağarcıklarını
zenginleştirmişlerdir.

Çürük tahta çivi tutmaz.
1. Gerçek niteliğini yitirmiş, aslı bozulmuş, eskimiş, işe yaramaz bir
hâle gelmiş bulunan bir şeyi, ne kadar uğraşırsak uğraşalım
faydalanabilecek bir duruma getiremeyiz. 2. Şahsiyetini yitirmiş,
soyluluğu kalmamış, kaypak ve güvenilmez kimselerle bir işe girişilemez.
Bu gibi kimselerle kurulacak ilişkilerin sonu hüsranla biter.

vgokhan
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7173
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7895
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması Empty Geri: Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması

Mesaj tarafından vgokhan Bir Cuma Haz. 29, 2012 5:57 am

AÇIKLAMALI ATASÖZLERİ SÖZLÜĞÜ

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması DAçıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması E
Dağ başı dumansız olmaz.
Tabiatları gereği dağ başları genellikle dumanlı olur. Nasıl dağ
başlarından duman eksik olmazsa, toplumda yüksek mevkilere, makamlara
çıkan ve sorumluluk alan kimselerin başında da dert eksik olmaz.

Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.
İnsanlar gezen, dolaşan, hareket eden varlıklardır. Bir yerden kalkıp
başka bir yere gidebilirler. Arkadaşlar, dostlar, tanıdıklar
birbirlerinden ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar, günün birinde, bir
yerde karşılaşabilirler; hatta hiç karşılaşmayacaklarını sanan insanlar
dahi birbirlerine kavuşabilirler.

Dağ ne kadar yüce olsa yol (onun) üstünden aşar.
1. Güçlünün daha güçlüsü, yetkilinin daha yetkilisi, yönetilmez
sanılanın bir yöneteni vardır. 2. Çözümü güç meselelerin, yenilmesi
imkânsız gibi görünen zorlukların da üstesinden gelinebilecek bir yol
vardır. Yeter ki gerekli azim, sabır ve cesaret gösterilsin, yılgınlığa
düşülmesin.

Damlaya damlaya göl olur.
Her çok azdan olur. Küçük ve önemsiz şeyler birikerek büyük şeyleri
meydana getirirler. Bunun için küçüktür, azdır, önemsizdir deyip hiçbir
şey hor görülmemelidir; bunların önemi bilinmeli, çarçur edilmemelidir.

Danışan dağı aşmış, danışmayan (-ın) yolu şaşmış.
Kimi meseleler vardır ki, insanın onu tek başına halletmesi mümkün
değildir. Bu durumda yapacağı tek şey, bilmediği şeyler hakkında
uzmanlara başvurmak ve onlardan bilgi almaktır. Bu durumda, işleri
kolaylaşacak, güçlükleri zorlanmadan yenecektir. Aksine hareket etmek,
bilene sorup danışmaktan kaçmak, işleri zorlaştıracak, insanı çıkmazın
içine itecektir.

Darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz.
Her işin kendine has araç ve gereci vardır. O işten sağlıklı bir sonuç
alınmak isteniyorsa uygun olan araç ve gereç kullanılmalıdır. Kötü,
uygun olmayan araç ve gereçlerle iyi bir şey, kaliteli bir ürün
alınamaz.

Davul dengi dengine çalar.
Bir işte çalışacaklar, dostluk ve arkadaşlık kuracaklar, özellikle de
evlenecek olanlar her bakımdan (zenginlik, makam, alışkanlık, karakter
vb.) kendilerine uygun kimseleri seçmelidirler. Aksi takdirde kısa
zamanda anlaşmazlıklar başlar, kurulan ilişkiler bozulur.

Davulun sesi uzaktan hoş gelir.
İçindekilere hiç tat vermeyen, onları rahatsız eden kimi işler vardır ki
uzakta olanlara kolay, hoş ve sevimli gelir. Ne zaman ki işin içine
girerler, işte o zaman gerçeği görüp yanıldıklarını anlarlar.

Değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan.
Birlikte iş görmek, birlikte yolculuk etmek, birlikte yaşamak isteyen
karı-koca gibi insanlar arasında öncelikle bir uyumun olması şarttır. Bu
uyum da karşılıklı saygı ve sevgi temeline dayanır. Tek taraflı sevgi
ve saygı uyumu sağlamaya yetmez, ortada düzen diye bir şey kalmaz,
kurulan beraberlikten de hayır gelmez.

Deli deliden hoşlanır, imam ölüden.
Kişiler, her bakımdan (mevki, yaş, fikir, duygu, eğitim v.b.)
kendilerine benzeyen, uygun olan ya da yarar yağlayabilecekleri kimse ve
şeylerden hoşlanıp onlara yaklaşırlar.

Deli ile çıkma yola, başına getirir (gelir türlü) belâ.
Kavrayışı kıt, akılsız, aşırı davranışları olan kimselerle ne işe
girilir, ne de yolculuk edilir. Buna kalkışan başına türlü dertler alır,
çok zarar görür.

Deliye her gün bayram.
Aklı kıt, kavrayışı az, sorumluluk nedir bilmeyen, hiçbir şeyi kendisine
dert edinmeyen, istediği işi yapıp istediği yerde dolaşan, ne kazanıp
ne kaybettiğinin farkında olmayan kişinin hâli tıpkı bir delinin hâli
gibidir. Onun için günlerin birbirinden farkı yoktur, hemen her gününü
bayram neşesi içinde geçirir.

Demir nemden, insan gamdan çürür (Duvarı nem, insanı gam yıkar).
Bir demirin paslanıp niteliğini kaybetmesine nasıl nem sebep oluyorsa
bir insanın yıpranmasına, çöküntüye uğramasına, için için erimesine,
harap olmasına da üzüntü, sıkıntı ve çeşitli dertler sebep olur. Bu
bakımdan insan her olur olmaz şeyi kendisine dert edinmemelidir.

Demir tavında dövülür.
Demirin istenilen biçime sokulabilmesi, çekiçle dövülüp işlenebilmesi
için önce ateşte ısınıp kızarması, yumuşaması gereklidir. Bunun gibi her
işin yapılması, o işten iyi netice alınması için de en uygun zamanı
kollamak ve bundan yararlanmak gereklidir.

Denize düşen yılana sarılır.
Son derece tehlikeli bir durumla karşı karşıya gelen, çaresiz kalan,
kurtuluş için bir çıkar yol bulamayan kişi, bu kötü durumdan kurtulmak
için her türlü yola başvurur. Öyle ki, en tehlikeli şeylere bile
sarılmaya çalışır, onlardan yardım bekler. Çünkü hiçbir tutar seçeneği
kalmamıştır.

Derdini söylemeyen derman bulamaz.
Her derdin, müşkülün, güç ve sıkıntının altından insanın tek başına
kalkması mümkün değildir. Böyle kötü bir durumda bulunan kişi, içinde
bulunduğu bu durumu kendisine yardımı dokunacak kimselere, yakınlarına
açmalıdır. Derdine ancak bu şekilde çare bulabilir, sıkıntılarından
kurtulup rahatlayabilir.

Dertsiz baş (kul) olmaz.
Hemen herkesin az veya çok bir derdi vardır. Dertsiz insanın düşünülmesi
mümkün değildir. İnsan bunu bilmeli ve karamsarlığa kapılmadan
dertlerini azaltmaya çalışmalıdır.

Dervişin fikri ne ise, zikri de odur.
Bir insan ne düşünüyor, gönlünden ne geçiriyorsa, bunu hareket ve
sözleriyle belli eder; açığa vurur. Devamlı kafasında ve gönlünde
taşıdıklarının gündemde kalmasını ister.

Destursuz bağa girilmez (gireni sopa ile kovarlar).
İzin alınmadan girilmeyecek bir yere girmeye, yapılmayacak bir işi yapmaya kalkan kimse, bunun cezasını fazlasıyla çeker.

Deveden büyük fil var.
Hiçbir insan sahip olduğu makamın büyüklüğü, elindeki yetki ve
imkânların genişliği ile övünmemeli, bunlara sırtını dayayarak
büyüklenmemeli, kimseyi hor görmemelidir. Çünkü ondan büyüğü ve üstünü
her zaman vardır.

Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.
Tamah, açgözlülük insanı küçük çıkarlar peşinde koşturur; onu
tehlikelere iter, felâketlerle karşı karşıya bırakır ve zarar görmesine
yol açar.

Devletin malı deniz, yemeyen domuz.
Kimi vatan haini, rüşvetçi, menfaatçi kimseler soygunculuğu kural
edinmişlerdir. Bunlara göre devletin malı çalıp çırpmakla, yemekle
tükenmez; bir yolunu bulup da bu maldan aşırıp yararlanmayandan daha
budala kim olabilir.

Dibi görünmeyen suya girme.
İç yüzünü iyi bilmediğin, anlamadığın, öğrenmediğin, bir işe girişme; yoksa tehlikeye düşüp zararlı çıkabilirsin.

Dikensiz gül olmaz.
Hoşumuza giden, bizi sevindiren, fayda temin ettiğimiz hemen her güzel
şeyin kusurlu, eksik ve kötü bir yanı da bulunabilir. Eğer bunları elde
etmek istiyorsak, hoşa gitmeyen ve bize sıkıntı veren bu yanlarını da
hoş görmeliyiz.

Dilim seni dilim dilim dileyim, başıma geleni senden bileyim.
İnsanların başına kimi felâketler, sıkıntılar da çok kez dilleri
yüzünden gelir. Dilini tutmayan, ne zaman ve nasıl konuşacağını bilmeyen
insanların başlarına belâ geldiği ve bu yüzden pişmanlık duydukları çok
görülmüştür.

Dilin cismi küçük, cürmü büyük.
Konuşma organımız olan dil, küçük hacimli bir nesnedir. Küçük olmasına
küçüktür ama büyük suçlar onunla işlenir. Kimi zaman sarf ettiği kötü
sözler insanın başını belâya sokup felâketini hazırlayabilir.

Dilin kemiği yok.
Dil kolayca her yana dönebilir. Bu özelliğe sahip olan dilde, her türlü
kelimeler de kolayca çıkar; insan doğru olmayan, birbiriyle çelişkili
sözleri söyleyebilir; önce söylediğini sonra inkâr edip başka şekle
çevirebilir.

Dinsizin hakkından imansız gelir.
Acımasız, kötü, insafsız ve ahlâksız bir kişinin hakkından ancak ondan daha kötü bir kişi gelebilir.

Doğmadık çocuğa kaftan (don) biçilmez.
Daha ihtimal dahilinde olan, henüz ne olacağı belli olmayan, ele
geçmeyen, ortaya çıkmayan bir şey için önceden hazırlık yapmak ve kesin
karar vermek doğru değildir. Çünkü beklediğimizin aksine bir durumla
karşılaşıp zarar görebiliriz.

Doğrunun yardımcısı Allah`tır.
Hak ve adaletten kopmayan, işlerinde doğruluktan ayrılmayan kişiye Yüce Allah her zaman yardım eder.

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
Özellikle çıkarlarını düşünen insanların çoğaldığı, fedakârlığın
azaldığı yerlerde yalan dolan, hile, ahlâksızlık artar ve insanlar iki
yüzlü olurlar. Böyle bir ortamda doğru sözlü olan, sözünü esirgemeyen ve
sakınmadan herkesi eleştiren kişiyi kimse sevmez. Herkes onu kınar,
yanından ve yöresinden uzaklaştırmaya çalışır. Çünkü bu kişi doğru
sözleriyle ahlâksızlık üzerine bina edilmiş menfaat düzenini bozmaya
çalışır ve çok kimseyi rahatsız eder. Dolayısıyla çıkarları zedelenen,
kusurları yüzüne söylenen, ikiyüzlülükleri yüzlerine çarpılan insanlar
tarafından hor görülüp kovulurlar.

Doğru söz (ağıdan) acıdır.
Kimi insanlara (özellikle yalancı, çıkarcı, ahlâkı bozuk) kusurlarını,
yanlışlarını, düzensizliklerini, yolsuzluklarını ortaya çıkaran sözleri
yüzüne karşı söylemek çok acı gelir. Çünkü çoklukla bu tür insanlar ya
açıklarının ortaya çıkmasını istemezler ya da doğru sandıkları
hareketlerinin yanlış olduğunu kabul etmezler.

Dokuz at bir kazığa bağlanmaz.
1. Her tedbir, tehlikenin büyüklük oranı düşünülerek alınmalıdır. Gücü
büyük olan tehlikelere küçük ya da zayıf tehlikelerle önlenemez. 2. Bir
işin başına, birbiri ile anlaşması mümkün olmayan birden çok yetkili
kimse getirilmemelidir. Çünkü her biri bir yana çeker, anlaşamaz ve
birbirlerine düşerler. İşi aksatıp geciktirirler.

Dolu bardak su almaz.
Bilinmeli ki, her insanın kaldıracağı, taşıyacağı bir yük vardır. Eğer
bu yükten fazlası kendisine yüklenir ve taşıması istenirse verimli bir
sonuç da umulmamalıdır. Çünkü gücünün üstündeki bir yükün altından
yıkılıp kalması, çöküp ezilmesi kaçınılmazdır. Bu bakımdan her kişiye
ancak yapabileceği bir işi yüklemek lâzımdır.

Dolu küpün sesi çıkmaz.
Bk. “Boş fıçı çok langırdar.” Domuz derisi post olmaz, eski düşman dost olmaz.
İslâm dinine göre domuzun her şeyi pistir. Eti haramdır, beslenmesi
yasaktır. Bu nedenle onun derisi de kullanılamaz. Üstünde namaz
kılınamadığı gibi oturulamaz da. Eski düşman da domuz derisi gibidir. Ne
kadar iyi niyet beslerse beslesin, yakınlık gösterirse göstersin ona
güvenilemez; dostluğuna inanılamaz. Hiç ummadığımız bir zamanda bize
kötülük yapabilir. Çünkü kolay kolay düşmanlık duyguları silinmez.

Dost acı söyler.
Dost sevilip güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş, iyi görüşülen kimsedir.
Dostlar hiçbir çıkar kaygısı gütmeden yaklaşırlar insana. Düşman
kimselerin aksine, insanın iyiliğini isterler. Sevinci paylaştıkları
gibi üzüntüyü de paylaşırlar. Bu bakımdan dostlarımız olanlar
eksikliklerimizi, kusurlarımızı, yanlışlıklarımızı yüzümüze karşı
söylemekten çekinmezler. Bizi memnun etmek için değil doğruyu göstermek
için konuşurlar. Amaçları bizi düzeltmek, acı da olsa gerçeği yüzümüze
söylemektir. Bu bakımdan iyiliğimiz için söyledikleri sözlerden ötürü
onlara kırılmamalıyız.

Dost başa bakar, düşman ayağa.
Temiz giyinip kuşanmak hem dost, hem de düşman için oldukça önemlidir.
Bu durum başımızı yukarıda görmek isteyen dostlarımızı sevindirecek,
ayağımızın kaymasını bekleyen düşmanlarımızı da kahredecektir.

Dost dostun eyerlenmiş atıdır.
Hakikî dost, dostunun en sıkışık zamanında yardımına koşmaya hazır durumda bekler.

Dost ile ye, iç; alış veriş etme.
Her türlü alış verişin temelinde çıkar yatar. Dolayısıyla çıkarların
çatıştığı yerde tatsızlıkların baş göstermesi, giderek de dostluğu
bozması mümkündür. O hâlde dostluklarını sürdürmek isteyen kimseler
birbirleriyle alışveriş yaparken ya çok dikkatli olmalı, ya da alışveriş
yapmaktan mümkün olduğunca kaçınmalıdırlar.

Dost kara günde belli olur.
Varlıklı, iyi, güzel ve mutlu günlerimizde bizimle dostluk kuran,
arkadaşlık eden, yanımızdan ayrılmak istemeyen çok olur. Herkesin
mutluluktan bir pay almaya çalıştığı böyle günlerimizde, etrafımızdaki
bu kişilerin hepsine gerçek dost diyebilir miyiz? Kuşkusuz hayır. Bu
ancak işlerimizin kötü gittiği, üzüntülerimizin arttığı, felâketlerin
bizi boğmaya çalıştığı günlerimizde belli olur. İyi ve mutlu
günlerimizde olduğu gibi, bizi kara günlerimizde de yalnız bırakmayan,
sıkıntılarımızı paylaşan kişiler gerçek dostlarımızdır.

Dostluk başka, alış veriş başka.
Alış verişin temelinde çıkar, dostluğun temelinde ise fedakârlık yatar.
Bunu bilip dost kalmak isteyenler alış verişlerini arkadaşlık
ilişkisinden ayrı tutarlar. Bu kişiler arasındaki dostluk, birinin
ötekine fedakârlık yapmasını gerekli kılmaz.

Dostun attığı taş baş yarmaz.
Dostun acı sözünden veya sert davranışından bize kötülük gelmez. Biliriz ki, onun bu yaptığı bizim iyiliğimiz içindir.

Duvarı nem, insanı gam yıkar.
Bk. “Demir nemden, insan gamdan çürür.”

Dünya malı dünyada kalır.
Mal, varlık, servet, insanın hoşuna gidecek durum ve şartların bütünü bu
dünya içindir. İnsan bunların hiçbirini öldükten sonra öbür dünyaya
götürecek güçte değildir. Öbür dünyaya götüreceği ise iyilik ya da
kötülükleridir. Bu bakımdan dünya malına fazla tamah etmemeli, kendisini
sıkıntıya sokmamalı, gerek kendisi ve gerekse başkaları için malını
harcamaktan kaçınmamalıdır.

Dünya Sultan Süleyman`a bile kalmamış.
Peygamber Hz. Süleyman, aynı zamanda büyük ve zengin bir hükümdardı da.
İnsan, cin, hayvan ve rüzgâr bile Allah`ın izniyle onun hükmüne tâbi
idi. Ancak o bile bu eşsiz egemenliğine rağmen ölümden kurtulamadı, öbür
dünyaya gitti. O hâlde ibret alınmalı, bu dünyaya tamah edip bel
bağlanmamalıdır.

Dünya tükenir, yalan tükenmez.
Dünyada yalancıları saymak mümkün değildir. Yalancıların çokluğu,
yalanın hemen her yerde barınmasına imkân hazırlamıştır. Yalanın ortadan
kalkması, insanların yalan söyleme alışkanlıklarından vazgeçmeleriyle
mümkündür. Ancak bu da çok zordur, dolayısıyla yalan sürüp gidecektir.

Düşenin dostu olmaz, hele bir yol düş de gör.
Zenginliğini, makamını, itibarını kaybeden ve bir felâketle karşılaşan
kişinin etrafında kimse kalmaz; iyi, güzel ve mutlu günlerin dostları
birer birer kaybolur; çünkü çıkar sağladıkları kaynak kurumuştur. Bunun
böyle olduğunu ise, ancak bu duruma düşen bilir.

Düşman düşmana rahmet (gazel, yasîn) okumaz.
Hiçbir zaman düşmandan bir yakınlık, yumuşama ve bir iyilik umulup
beklenmemelidir. O, eline fırsat geçse kötülüklerin en beteriyle
üstünüze yürür.

Düşmez, kalkmaz bir Allah.
Hayatta hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Hemen her şey değişip hâlden hâle
girer. Sağlıklı bir insan hastalanabilir, zengin de yoksul düşebilir.
Küçük imkânlar içinde olanlar büyük imkânlara kavuştukları gibi, büyük
imkânlar içinde olanlar da ellerindekini yitirebilirler. Olumlu ve
olumsuz tüm değişmelerin dışında kalan sadece Yüce Allah`tır. Bu
bakımdan insan kendini büyük görmemeli, elindeki imkânların sürekli
varolacağını düşünüp de kibirlenmemelidir.

E

Ecel geldi cihana, baş ağrısı bahane.
Her canlı gibi insan da yaşar ve ölür. Her insanın da Yüce Allah
tarafından takdir edilmiş bir ömrü vardır. İnsan bunu ne uzatabilir ne
de kısaltabilir. Ecel saati gelen kimse bir nedenle ölür. Ancak ölüm
nedeni olarak gösterilen hastalık, kaza gibi bir şeyler aslında bir
bahanedir. Asıl neden kişinin kendisine takdir edilen yaşam süresinin
dolmasıdır.

Eceli gelen köpek cami duvarına işer.
Tutum ve davranışlarıyla herkesin nefretini kazanmış, büyük bir cezayı
hak etmiş ve çaresiz kalmış kimse, şaşkınlığa düşer; sanki hak ettiği
cezanın biran önce uygulanmasını ister gibi daha büyük suçlar işler;
kendisini yargılayacak kimselere çatar, onları kötüler, öfkelerini
üzerine çeker. Bütün bu hareketleri onu kötü bir sona ulaştırır.

Eden bulur, inleyen ölür.
Bir durumun nasıl sonuçlanacağı olayın gidişatından bellidir. Birilerine
kötülük yapmayı kural edinenler, yaptıkları kötülüğün cezasını eninde
sonunda görürler; bu dünyada olmasa bile öbür dünyada. Öte yandan
inlemekten kurtulamayan ağır hasta da ölür.

Eğilen baş kesilmez.
Bize teslim olan, hatasını anlayıp af dileyen, bize sığınan kişi
bağışlanmalıdır. Bu davranış Türk-İslâm geleneğinin önemli bir
kuralıdır.

Eğreti ata (el atına) binen tez iner.
Başkasının malına, yetkisine ve gücüne güvenerek iş yapan yarı yolda
kalır. Çünkü kısa bir süre sonra bunları asıl sahibine iade etmek
zorunda kalacaktır.

Eğri otur, doğru söyle.
Yalnızca seni ilgilendiren konularda özgür sayılabilirsin, sana kimse
karışamaz; istediğin gibi yer, içer, giyinir ve oturursun. Ancak toplumu
ilgilendiren konularda doğru konuşmalı, yalandan kaçınmalısın; eğer
çıkar kaygısı ile yalan söyler, doğruyu eğri diye gösterirsen toplumu
ayakta tutan güven duygusunu sarsmış olursun.

Ekmeden biçilmez.
1. Verim alınmak isteniyorsa mutlaka emek ve çaba harcanmalı; para
yatırılmalıdır. 2. Birine iyilik yapıp fedakârlık göster ki, benzer
şekilde karşılığını alabilesin.

Ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını.
Bir işten sağlıklı bir sonuç almak istiyorsan onu sağlam temel üzerine
oturt. Nitelikli tohumdan güzel ve bol ürün alındığı bilinen bir şey.
Bunun gibi nitelikli insan, nitelikli araç ve gereçle iyi iş yapılır;
olumlu sonuç alınır.

Elçiye zeval olmaz.
İki taraf arasında uzlaşma sağlanması, bir işin bitirilmesi için birinin
yanına söz götürmekle görevli kimse, götürdüğü sözler ne kadar kötü de
olsa, bu sözlerden sorumlu tutulamaz. Çünkü o sözleri söyleyen değil
sadece iletendir. Bu bakımdan cezalandırılamaz.

El elden üstündür.
Bir kimse, kendisinden üstün olan bir başkasının da olabileceğini
bilmeli; “hiç kimse bu işi benden daha iyi yapamaz” dememelidir.

El el ile, değirmen yel ile.
Nasıl ki bir değirmenin dönüp buğdayı öğütebilmesi için rüzgâra ihtiyacı
varsa, insanın da birtakım ihtiyaçlarını karşılaması, işlerini
görebilmesi için diğer insanlara ihtiyacı vardır. Çünkü toplum hayatı
yardımlaşma esası üzerine kurulmuştur, insan tek başına bütün işleri
yürütemez ve başarıya ulaşamaz.

El elin eşeğini türkü çağırarak arar.
Hiç kimse, başkasının içine düştüğü derdi tam anlamıyla kavrayamaz.
Çünkü üzücü olaylar sadece ilgili kimseleri kederlendirir, onlara acı
verir. Bu bakımdan birinin derdine çare bulacak kimseler olayla ne kadar
ilgilenseler de keyiflerini bozmazlar, derinden acı duyarak işe
girişmezler, acele etmezler.

El eli yıkar, iki el de yüzü.
Toplu yaşama biçimi herkese bir görev yükler. Bu görevlerin yapılması
bir yandan düzeni sağlar, bir yandan da sıkıntıların ortadan kalkmasını.
Dolayısıyla karşılıklı yardımlaşma esasına dayalı bu görev iyilikleri
çoğaltır, toplumu güçlü kılar.

El için kuyu kazan, evvelâ kendi düşer.
Başkasının kötülüğünü düşünen, bunun için tuzaklar kuran kimse, kurduğu
tuzağa önce kendisi düşer, hiç kimsenin yaptığı kötülük yanına kalmaz,
ona yarardan çok zarar getirir.

El ile gelen düğün bayram.
Bir topluluğun hep birlikte uğradığı bir sıkıntıya yakınmasız
katlanılır; çünkü insanın sadece kendisi değil, herkesin sıkıntı içinde
olduğu düşünülür.

El kazanı ile aş kaynamaz.
Başkasının hazırladığı imkânları kendi hesabımıza kullanarak iş
yapamayız. Her en imkânlar geri alınıp iş yarıda kalabilir, başarısız
olabiliriz.

El mi yaman, bey mi?
Baştakiler ne kadar güçlü görünürlerse görünsünler, asıl güç halktadır; halk yöneticilerden her zaman ağır basar.

El yarası onulur (geçer, iyi olur) dil yarası onulmaz (iyi olmaz).
Silâh, bıçak, taş ve sopa ile açılan yara çabuk iyi olur. Ama acı
sözlerin gönülde açtığı yara kolay kolay iyi olmaz. Çünkü hatırlandığı
her an acı tazelenir ve kişiyi üzer.

Emanete hıyanet olmaz.
Bize güvenerek korumamız altına bırakılan şeylere el uzatmamalı, kötülük
etmemeli, haince davranmamalıyız. Böyle bir davranış ne dinimiz
İslâm`a, ne de örf ve âdetlerimize yakışır. Bize düşen onların güvenine
lâyık olmak ve emaneti titizlikle korumaktır.

Emek olmadan yemek olmaz.
Özenle ve çok çalışmadan bir şey kazanıp meydana getiremeyiz. Yiyip
içmek, harcamak ve kısacası yaşayabilmek için haksız bir yolla değil,
alın teri dökerek kazanmamız şarttır.

Er ekmeği er kursağında kalmaz.
Mert, cömert olan insanlar gördükleri iyiliği unutmazlar; bunun karşılığını mutlaka bir gün öderler.

Erkek arslan dişisinden kuvvet alır.
Toplum hayatında kadınların yeri ve görevi asla küçümsenemez. Bu
bakımdan erkekler daima arkalarında güçlü bir kadının desteğine ihtiyaç
duyarlar. Bu desteğe kavuşanların başarıları daha da artar.

Er olan ekmeğini taştan çıkarır.
Çalışkan, namuslu, gücüne ve kendine güvenen kişi aç kalmaz; başkasına
muhtaç olmamak için en zor işlerde bile çalışır, her zorluğa katlanır,
rızkını arayıp bulur.

Erteye kalan, arkaya kalır.
Bir iş zamanında yapılmalı, başka bir zamana bırakılmamalıdır. Yoksa
başarılı bir sonuç alınamaz. Geç kalan, sırasını geçiren, erken
davranmayan fırsatı kaçırdığı için o şeyden fayda temin edemez.

Esirgenen göze çöp batar.
Titizlikle korunmak istenen, üzerine fazla düşülüp titrenen şeye
çoklukla bir zarar gelir. Bunu önlemek insanın elinde değildir. Bu
bakımdan bir şey üzerinde gereğinden fazla, aşırı ölçüde durulup
titrememelidir.

Eski dost düşman olmaz, yenisinden vefa gelmez.
Temeli çok eskiye dayanan ve devam eden dostluklar sağlamdır. Kolay
kolay bozulmaz. Çünkü dostluğu yaşatabilmeyi başaran eski dostlar pek
çok sıkıntılı, acı ve tatlı günleri birlikte paylaşmışlar; birbirlerine
duydukları güveni içinde oldukları zamana kadar taşıyabilmişlerdir. Bu
bakımdan kimi ufak tefek meseleler yüzünden birbirlerine düşman
olamazlar. Öte yandan yeni dostlar arasında ise böyle bir dostluktan söz
edilemez. Çünkü birbirlerini yeterince denememişler, sıkıntılara ve
acılara birlikte göğüs gerip tavırlarını tam olarak ortaya
koyamamışlardır. Dolayısıyla dostluğu oluşturacak güven bağı henüz
oluşmamıştır.

Eşeğe altın semer vursalar, eşek yine eşektir.
Hiçbir yeteneği, bilgisi olmayan, kavrayıştan ve faziletten yoksun
kimse, hangi mevkiye geçerse geçsin, ne kadar yetki ve mal sahibi olursa
olsun değerli ve saygın kılınamaz. Kısa zaman içinde gerçek kişiliğini,
bayağı ve kötü olduğunu tavır ve davranışlarıyla belli eden bu gibi
kimselerin aslını kimi unsurlarla değiştirmek mümkün değildir.

Eşeğini sağlam kazığa bağla, sonra Allah`a ısmarla.
Akıl insan içindir. İnsan önce aklını kullanarak işlerinin iyi yürümesi
için tedbir almalı, sonra da tevekkül etmeli, yani o konuda yüce Allah`a
güvenmelidir.

Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesme; kimi uzun, kimi kısa der.
Kimi işlerimiz vardır ki onları yalnız yapmamız daha uygundur. Eğer ona
buna açar, şundan bundan fikir almaya çalışırsak her kafadan bir ses
çıkar; birbirine ters öneriler kafamızı karıştırır, işin içinden
çıkmamız da güçleşir.

Eşek bile bir düştüğü yere bir daha düşmez.
İçine düştüğümüz kötü durumlardan, başımıza gelen felâketlerden ders
almalı, zarar gördüğümüz işe bir daha bulaşmamalı, hata yapmaktan geri
durup kendimizi korumalıyız.

Eşek hoşaftan ne anlar; suyunu içer, tanesini bırakır.
Kavrayışsız, bilgisiz, kaba ve zevksiz kimseler bir şeyin gerçek
değerini bilemez; küçümser, anlamsız bulup hiçler, güzellik ve inceliğin
farkına varamaz.

Etle tırnak arasına girilmez.
Ortaya çıkan aile anlaşmazlıklarında bir yanı tutmak doğru değildir.
Karı-koca, ana-baba ile evlâtlar birbirine çok yakın insanlardır. Bunlar
kimi zaman birbirlerine darılıp küsebilirler, ancak bu durum gelip
geçicidir. Bunu fırsat bilip onların aralarını açmaya çalışmak yanlış,
yanlış olduğu kadar da faydasız bir davranıştır.

Etme bulma dünyası.
Şurası muhakkak ki, yaptığı kötülük hiç kimsenin yanına kalmaz; cezasını
çoklukla bu dünyada çeker. Bu dünyada görmese bile, öbür dünyada
mutlaka görür.

Ev alma komşu al.
İnsanlar bir arada yaşarlar. Dolayısıyla yakınlarında oturan
komşularının ilişkiler açısından önemi büyüktür. Kötü komşular ile yan
yana yaşamak oldukça zordur. Kavgalara, gürültülere ve anlaşmazlıklara
yol açar. Bu bakımdan, ev almadan önce, komşuların nasıl insanlar
olduklarını öğrenmek, incelemek her zaman yarar sağlayacaktır.

Evdeki hesap çarşıya uymaz.
Bir iş, bir sorun hakkında önceden yapılan tasarılar, hesaplar ve
plânların çoklukla hayat gerçeklerine aykırı düştüğünü uygulamada açıkça
görürüz. Bu sebeple geleceğe dönük hesaplarımızda bu gerçeği daima göz
önünde bulundurmalıyız.

Evi ev eden avrat, yurdu şen eden devlet.
Mutluluk havası ancak düzenli, temiz, güzel ve ekonomik açıdan rahat bir
evde eser. Bunu sağlayan da kadındır. Eğer kadın becerikli, tertipli ve
nazik değilse, yuva yaşanılır bir yer olmaktan çıkar. Benzer bir
şekilde, içinde yaşanılan yurdu şen eden de devlettir. Eğer devletin
başında bulunanlar beceriksiz, zalim, hain ve kendi çıkarlarını düşünen
insanlarsa, bunların ülke insanını mutlu etmesi düşünülemez.

Evli evinde, köylü köyünde gerek.
Yaşanan sosyal hayat bir düzeni kurarken, kişilere de toplumda uygun bir
yer, bir iş göstermiştir. Dolayısıyla herkes buna uymalı; hem kendinin,
hem de toplumun rahatını ve düzenini bu şekilde sağlamayı görev
bilmelidir. Aksine bir hareket huzursuzluğa ve kargaşalığa yol açar.
vgokhan
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7173
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7895
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması Empty Geri: Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması

Mesaj tarafından vgokhan Bir Cuma Haz. 29, 2012 5:58 am

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması FAçıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması GAçıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması H
Fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp.
İnsanın kusur ve eksiği, ahlâkî yönü varlıkla belirlenemez. Bu bakımdan
yoksul olması, geçimini sağlamakta güçlük çekmesi utanılacak bir durum
değildir. Asıl utanılacak durum ve davranış, gücü varken tembellik edip
çalışmamak ve yoksul düşmektir.

Fare (sıçan) deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna (kıçına) kabak bağlamış.
1. Yapamayacağı kadar ağır bir iş varken başka bir iş daha yüklenmek son
derece sakıncalıdır. İnsan önce kendi işini yapıp düzlüğe çıkmalı, daha
sonra başkalarının yükünü omuzlamayı düşünmelidir. 2. Kendisi sığıntı
durumunda iken yanına bir kişi daha almak yanlış ve tutarsız bir
davranıştır.

Faydasız baş mezara yaraşır.
Mademki yaşıyor, o hâlde bir işe yaramalıdır insan. Ne kendisine, ne de
etrafına bir yararı, bir kârı dokunmayan ve ona buna yük olan kişinin
yaşaması ile ölmesi arasında bir fark yoktur.

Fazla (artık) mal göz çıkarmaz.
O an için ihtiyaç duyulmayan mal, ne kadar ve ne türden olursa olsun
elden çıkarılmamalıdır. Hiç umulmadık bir günde ona gerek duyulabilir.
Ayrıca malın çok olmasının kimseye bir zararı da yoktur.

Fırsat her vakit ele geçmez.
Ele geçirilen imkân veya durumdan en iyi biçimde yararlanmak gereklidir. Çünkü insanın karşısına çok seyrek çıkar.

Fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar.
Yoksulun şansı hemen hemen hiç gülmez. Onun eline geçen imkânlar da öyle
çok değildir. İmkânları sınırlıdır; bunun için, hangi işe el atarsa
atsın, zengin gibi kazanamaz. Umduğundan fazla kazandığı görülmemiştir.

-G-

Gafile kelâm, nafile kelâm.
Çevresindeki gerçekleri görmeyen, sezmeyen, bilgisiz, dalgın kimseye ne
söylense kâr etmez. O, bildiği gibi hareket eder. Dolayısıyla ona
söylenecek her söz boşa gider.

Gammaz olmasa tilki pazarda gezer.
Gizli-saklı, kanunsuz yollarla çıkar sağlamayı iş edinen kimseleri, söz
getirip götüren kimselerin varlığı korkutur. Dolayısıyla bunlar yakayı
ele vereceklerinden çekinerek, herkesin içinde öyle uluorta
dolaşamazlar.

Garip kuşun yuvasını Allah yapar.
Kimsesiz, zavallı, yoksul ve güçsüz kişiye yüce Allah yardım eder. Hiç
ummadıkları bir yerden kendilerine yardım eli uzanır ve darda kalmazlar.
Yüce Allah onları korur, gözetir ve mal sahibi yapar.

Gâvurun ekmeğini yiyen, gâvurun kılıcını çalar.
Kişi geçimini kimden sağlıyorsa, kimin hizmetinde ise, ne kadar
merhametsiz ve acımasız olursa olsun, ne kadar fikirleri uyuşmazsa
uyuşmasın onun yanında olur; onun istediklerini yerine getirir.

Gelene git denilmez.
1. Kendiliğinden gelen güzel bir şeyi, faydayı geri çevirmek doğru olan
ve yakışık alan bir şey değildir. 2. Gelenek ve göreneklerimize göre,
kendiliğinden gelen konuğu kabul etmeyip geri çevirmek doğru bir
davranış olmaz.

Gelen gidene rahmet okutur (Gelen gideni aratır).
Bir işe veya göreve sonradan gelen, orada daha önce çalışandan daha
başarısız ve geçimsiz olabilir. Dolayısıyla beğenmediğimiz o eskiyi bize
aratır ve “keşke o gitmeseydi, o çok iyiydi” dedirttiği olur.

Gemisini kurtaran kaptan.
Tehlikeli, güç bir duruma düşüp de ortalık iyice karışınca kimileri
kendi başlarının çaresine bakarlar. Bunlar ne yapıp yapıp kurtulur ve
iyi sonuca ulaşırlar.

Gençliğin kıymeti ihtiyarlıkta bilinir (anlaşılır).
İnsanın gençliği göz açıp kapayıncaya kadardır. Ne olup bittiği pek
anlaşılamadan geçip gider. İnsan ihtiyarlayınca şöyle düşünür, yapılacak
pek çok şeyin varolduğunu fark eder. Ancak iş işten de geçmiştir. Çünkü
bunları yapacak ne gücü ne de zamanı vardır. İşte o an, gençliğin ve
gençlik günlerinin ne denli kıymetli olduğunu anlar.

Gençlikte para kazan (taş taşı), kocalıkta kur kazan (ye aşı).
Gençlik, insanın en verimli çağıdır. Güç ve enerji doludur. İnsan işte
bu dönemde çalışıp para biriktirmeli, mal-mülk sahibi olmalıdır. Çünkü
ihtiyarlayıp gücünü yitirdiği, çalışamadığı dönemde ona ihtiyaç
duyacaktır. Elinde olduğu için de rahat yaşayacak ve sıkıntı çekmeden
gün geçirecektir.

Gidilmeyen yer senin değildir (olmaz).
Ulaşıp yanına varamadığımız, kendisinden yararlanamadığımız yer bizim
olsa ne olur? Bizim dediğimiz yer, elimizde bizzat tutup kendisinden
yararlandığımız yer olmalıdır.

Gidip de gelmemek, gelip de görmemek (bulmamak) var.
Bulunduğu yerden uzaklara gidecek kimsenin geri dönmemesi, döndüğünde de
bıraktıklarını bulamaması mümkündür. Bu sebeple yola çıkacak kişi bunu
düşünmeli ve yakınları ile helâllaşmalıdır.

Göğe direk, denize kapak olmaz.
Öyle işler vardır ki, insanın gücünü ve imkânlarını aşar;
gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla bu tür işlerle uğraşmak,
bu yolda hayallere kapılmak boşunadır.

Gönlün yazı var, kışı var.
Hayat inişli çıkışlıdır. Hayatın bu durumu insanı etkiler. Dolayısıyla
insanın bir günü diğerine uymaz. İnsan bazen iyimser, neşeli, umutlu ve
mutluluk doludur; bazen de kötümser, üzgün, neşesiz, mutsuz ve
bezgindir.

Gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz.
Gönül; sevgi, istek, düşünüş, anma ve hatır gibi kalpte var sayılan
duygu kaynağıdır. Bu kaynak insanı yeterince nazik ve içli kılar.
Dolayısıyla kaba ve sert hareketler karşısında fazla dayanamaz, çabucak
incinip kırılır ve gücenir. Kırılan bir gönlü kolay kolay onarmak ve
eski hâline getirmek de oldukça güçtür. Öyleyse etrafımızdaki insanlarla
olan ilişkilerimizde dikkatli olmalı, gönül kırmaktan kaçınmalıyız.

Gönülden gönüle (kalpten kalbe) yol vardır. (Kalp kalbe karşıdır).
İnsanları bir araya getiren huy, zevk, alışkanlık, fikir ve inanç
birliğidir. Dolayısıyla bu insanların gönüllerinde de bir duygu birliği
vardır. Biri öteki için ne düşünüyor ve ne hissediyorsa, ötekide beriki
için benzer şeyi düşünür ve hisseder.

Gönül ferman dinlemez.
Ne denli engel, ne denli yasak konursa konsun gönül sevdiğinden asla
vazgeçmez. Çünkü insanın gönlüne söz geçirmesi oldukça zordur.

Gönülsüz namaz göğe (göklere) ağmaz (Gönülsüz davara giden köpekten hayır gelmez).
İçten gelen bir istekle kılınmayan namazın kabul olunacağı her zaman
şüphe götürür. Benzer şekilde içten gelen bir heves ve şevkle yapılmayan
işten de hayır gelmez. İnsanlara zor kullanarak yaptırılan işlerden
verim alınamaz. Verim ancak sevilerek, zevk alınarak yapılan, işlerden
umulabilinir.

Gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır, ya baş.
İstenmeden, zorla yenen yemek insana nasıl dokunup zarar verirse
(sindirim sistemini bozma, bulantı ve kusma yapma), zorla ve istenmeden
yapılan iş de benzer bir şekilde kötü ve hayırsız bir sonuç verir.

Gön yufka yerinden delinir. (İp inceldiği yerden kopar).
Hemen her iş, olay, durum ve konunun zayıf ve çürük bir yanı vardır. Bu
yanın bilinmesi, dayanma ya da çökmede oldukça önemlidir. Düşman bu
zayıf noktayı bulup yararlanmasını bilirse yenilgiyi kolay tattırır.
Benzer şekilde bir zayıf noktasını bulup sağlamlaştıranlar,
düşmanlarının zafer yolunu kapatmış ve güçlerini artırmış olurlar.

Görenedir görene, köre nedir köre ne?
Bir şeye karşı takınılacak sağlıklı tavır, onu görmeye ve anlamını
kavramaya bağlıdır. Görmesini bilmeyen, yeterli bir kavrayışa da
ulaşamaz. Dolayısıyla onun için hiçbir şeyin anlamı olamaz.

Gören gözün hakkı vardır.
Kendisinden faydalanılan, elde de yeterince bulunan, başkalarında
bulunmayan yiyecek ya da imrenilecek bir şeyden gören kimselere de
mümkünse vermek gerekir. Çünkü göz görünce gönülde o şeyi arzu eder.

Görünen köy kılavuz istemez.
Apaçık ortaya çıkan belli gerçekler karşısında duraksamak, ayrıcı bir açıklama yapmaya kalkışmak yersizdir.

Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur.
Ayrı düşenlerin arasındaki sevgi de zamanla azalır. Çünkü insan, sevdiği
kimseyle sıkça görüşüp sevgisini ve muhabbetini tazeleme imkânı
bulamaz. Dolayısıyla ilgi bağı kopar, yavaş yavaş da o kimseyi unutur.

Göz görmeyince gönül katlanır.
Yakınımızda bulunmayanların özlemine, acısına daha kolay dayanabiliriz.
Çünkü bizden uzakta yaşayan sevdiğimiz bir kimseyle istesek de
ilgilenemeyiz. Dolayısıyla görüşmekten umudumuzu keser ve ayrılığa
katlanırız. Ama yakınımızda bulunan ve her gün gördüğümüz kimseyle
ilgilenmeden edemeyiz. Onun her zaman gördüğümüz acısına da tahammül
edip katlanmamız oldukça güçtür.

Gözü tanede olan kuşun ayağı tuzaktan kurtulamaz.
Gözü bir türlü doymayan, sürekli çıkarını düşünen, onun peşinde koşan ve
bu uğurda her türlü işe kalkışan kimse, yakasını tehlikelerden
kurtaramaz; başına türlü belâlar gelir.

Gülme komşuna, gelir başına.
Birinin başına gelen kötü bir durum, gün olur senin de başına gelir.
Başına gelen felâkete başkalarının gülmesi seni nasıl incitirse, senin
başkalarının kötü hâline gülmen de onları incitir. O hâlde birilerinin
başına gelen kötü durumdan ötürü, onlarla sakın alay etme.

Gülü seven dikenine katlanır.
Seven kişi, sevdiği kimse veya sevdiği iş yüzünden başına gelecek
sıkıntılara ses çıkarmadan katlanır. Bilir ki, sevdiğini elde etmek için
birçok güçlüğe göğüs germek, fedakârlıkta bulunmak zorundadır.

Gün doğmadan neler doğar.
Yüce Allah`tan başka kimse yarının ne getireceğini bilemez. Yarın birçok
değişikliklere gebedir. Beklenmedik bir sırada umut verici durumlarla
da karşılaşma imkânı vardır.

Güneş balçıkla sıvanmaz.
Açıkça meydana çıkmış, hemen herkesin bildiği gerçeği inkâr etmek,
gizlemeye çalışmak, yalan dolanla değiştirmeye yeltenmek mümkün
değildir. Buna güç yetirecek insan yoktur.

Güneş girmeyen eve doktor girer.
Güneşin insan sağlığı açısından önemi tartışma götürmez. Güneşin
girmediği yerlerde mikropların daha çabuk çoğaldığı, güneş yüzü görmeyen
insanların da daha çabuk soluklaştığı bilinen gerçeklerdendir. Güneş
birçok hastalığa iyi gelirken, sağlığın da baş koruyuculuğunu yapar.
Görülüyor ki güneşli evde hastalık olmaz.

Güvenme dostuna, saman doldurur postuna.
Dost sandığı birtakım kimseler, çıkarları söz konusu olduğunda sana
kolaylıkla kötülük edebilirler. Üstelik bunu, senin onlara duyduğun
güvenden yararlanarak yaparlar. Bu bakımdan herkesi dost sanma ve onlara
inanma.

Güvenme varlığa, düşersin darlığa.
Varlık gelip geçicidir. Kimde ne zaman, ne kadar duracağı belli olmaz.
Bu bakımdan insan varlığına, zenginliğine güven duyarak öyle olur olmaz
işlere kalkışmamalı; har vurup harman savurmamalı, tutumlu
davranmalıdır. Gelecekte işlerinin kötüye gitmeyeceğini, yoksul
düşmeyeceğini, darda kalmayacağını kim söyleyebilir?

Güzün gelişi yazdan bellidir.
Başlangıç ve gidişat bir işin nasıl sonuçlanacağı konusunda aşağı yukarı
bir fikir verir. İyi başlamayan, sürekli aksayan, aksiliklerden bir
türlü kurtulamayan işin olumlu sonuçlanacağı pek düşünülemez.

H

Hacı hacı olmaz gitmekle Mekke`ye, dede dede olmaz gitmekle tekkeye.
Bir işte asıl olan iyi niyet, samimiyet ve içtenliktir. Bunlar olmadan
bir işi görünüşte ve şeklen yapmakla o iş gerçekten yapılmış olmaz.
Böyle yapılırsa gerçekten iyi sonuç alınıp amaca ulaşılamaz.

Haddini bilmeyene bildirirler.
Hemen herkesin toplumda belli bir konumu, sınırı ve yetkisi vardır.
Bulunduğu durumu söz ve davranışlarıyla aşanlar sert bir karşılık
görürler, cezalandırılırlar, yola getirilirler.

Hak deyince akan sular durur.
Bir meselenin çözümünde, bir anlaşmazlıkta adaletli ve tarafsızca
davranılır, doğru yol tutulur, hakkaniyet gözetilirse hiç kimse bir şey
söyleyemez, herkes verilen kararı kabul eder.

Hak gelince, batıl gider.
Kur`anıkerim`deki “Hak geldi, bâtıl zâil oldu” âyetinden yola çıkılarak
oluşturulan bu atasözünde, “Hak”, Yüce Allah`ın emri, hükmü
anlamındadır; “bâtıl” ise doğru ve gerçeğin karşıtıdır. Dolayısıyla bir
anlaşmazlık sırasında doğrudan ve gerçekten yana olunur, insaflı ve
adaletli hüküm verilirse, doğru ve gerçeğin karşısında olan zalimler
çekip gitmek zorunda kalırlar.

Hak yerde kalmaz.
Gerçek, doğru, adalet, insaf ve haklı kazanç hiçbir şekilde yok
edilemez. Kişinin hakkı olan şey ya bu dünyada, ya da öbür dünyada
kendisine verilir. Hakkı hor görenler, çiğnemeye kalkışanlar, inkâr
edenler büyük bir aldanış içindedirler.

Hak yerini bulur.
Haksızlık er veya geç ortaya çıkar, bunun da hesabı kuşkusuz sorulur.
Suçlunun cezalandırılması, hakkıyla hakkının verilmesi bu dünyada veya
öbür dünyada mutlaka gerçekleşir.

Hamala semeri yük değildir (olmaz).
İnsana kendi işi ağır gelmez. Çünkü üstlendiği iş ve sorumluluk yaşadığı hayatın tabiî bir sonucudur.

Hamama giren terler.
Bir işe girişen kimse, o işin güçlüklerini, sıkıntılarını ve
masraflarını göze almalıdır. Çünkü bu işin durumunu, sorumluluğunu kendi
isteğiyle kabul etmiştir.

Haramın temeli olmaz (Haramdan şifa olmaz).
Yüce Yaratıcı`nın yasak ettiği yollardan, emeksiz ve haksız olarak bir
şeye el atıp sahip olmak haramdır. Bu çeşit kazanç insana ne tat verir,
ne de yarar getirir. Kişi o şeyden gereği gibi faydalanamaz, geldiği
gibi çabuk gider, hayrını
göremez.

Harman dövmek keçinin işi değil.
Hemen her işin bir yapılma biçimi ve ustası vardır. Ağır, önemi büyük
işleri öyle herkes yapamaz. Hele bu işler acemi kimselere hiç
bırakılamaz. Bu tür işlerden iyi sonuç almak isteyenler, işlerini
mutlaka ehline vermelidirler.

Hastalık sağlık bizim (insan) için.
Sağlıklı bir insan organizmasında birtakım değişikliklerin ortaya
çıkmasıyla fizyolojik görevlerin aksaması, dolayısıyla sağlığın
bozulması son derece tabiîdir. Bu sebeple, hasta olmamak için önceden
tedbir almalı, her halükârda hastalığa yakalanırsa da bunu büyütmemeli
insan.

Hatasız kul olmaz.
Hiçbir insan tam değildir. Her insan bilerek ya da bilmeyerek yanılıp
yanlışlığa düşebilir, suç işleyebilir, günaha girebilir. Kusurları
bakımından insanlara fazla yüklenmek doğru değildir. Önemli olan
insanların hatalarını yüzüne vurmak değil, hatalarını azaltmada onlara
yardımcı olmaktır.

Hay`dan gelen, Hu`ya gider (Selden gelen, suya gider).
Sözün gerçek anlamında “Hay” ve “Hû” Allah demektir. Yani Allah`tan
gelen, yine Allah`a gider anlamındadır bu söz. Ancak halk arasında
mecazî bir anlam kazanmıştır. Kolay ve emeksiz kazanılan şeyler elden
kolay çıkar. Elde kalıcı olanlar, emek sarf edip alın teri dökerek
kazanılan şeylerdir.

Hayır dile komşuna, hayır gele başına.
Kim başkaları için iyi niyet besler, iyilik diler, hayır isterse,
başkaları da onun için aynı şeyleri düşünür. Kural o ki, iyilik ve
kötülük karşılıklıdır. İyilik isteyen iyilik bulur, kötülük isteyen de
kötülük.

Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar söyleşe söyleşe ( konuşa konuşa) anlaşır.
İnsanlar konuşarak birbirlerini daha iyi anlarlar. Çünkü konuşma,
anlaşma yollarının başında gelir. İnsanlar duygu ve düşüncelerini
konuşarak karşı tarafa aktarırlar, tartışırlar ve birbirlerini tanımaya
çalışırlar.

Hayvan yularından, insan ikrarından tutulur.
Yular, bir hayvanın idare edilmesinde oldukça önemlidir. Bir yere
döndürülmesi, çekilip götürülmesi, bir yere bağlanıp tutulması yular
vasıtasıyla olur. Bir insanı ise sözü (ikrarı) bağlar. Verdiği sözden
dönen kimse, itibarını da yitirmiş sayılır. İhbarını düşünen kimse
sözünden caymaz. Eğer cayarsa, bu kendisine hatırlatılır; sözünün
istikametine yönelmesi istenir.

Hayvanı yardan düşüren bir tutam ottur.
Bk. “Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.”
Hekimden sorma, çekenden sor.
Bir hastanın ne çektiğini, hekim değil hasta bilir. Çünkü ateş düştüğü
yeri yakar. Bunun gibi bir derde düşenin, bir felâkete uğrayanın,
sıkıntılar içinde kıvrananın çektiği çileyi, ancak kendisi bilir, çare
sunan, çözüm yolu gösterenler değil.

Hekimsiz, hâkimsiz yerde oturma.
Sağlığımızı yitirdiğimiz, hastalandığımız zaman kapısını çalacağımız tek
kişi hekimdir. Haksızlığa uğradığımız, can ve mal emniyetini
kaybettiğimiz yerde başvuracağımız kişi de hâkimdir. Bu önemli iki
kişinin bulanmadığı yerde oturmak son derece sakıncalıdır.

Her ağacın meyvesi olmaz.
Etrafımızda yaşayan insanların dış görünüşlerine bakarak onlardan bir
verim beklenmemelidir. Dıştan bize verimli gibi görünen nice insanın
yararsız olduğu, onlardan bir fayda gelmediği çok görülmüştür.

Her ağaçtan kaşık olmaz.
Kimi nesne, iş ya da durumun kendine has bir özelliği vardır. Bu
bakımdan özelliği bulunan bir şey için herhangi bir malzeme, madde veya
kimse kullanılamaz. Görünüşe aldanmamalı, uygun olan seçilmelidir.

Her çok azdan olur.
Çoğun temelinde az yatar. Önce az olanlar, birike birike çoğu meydana
getirmiştir. Bu bakımdan azlar önemsiz görülüp atılmamalı, aksine
sabırla bir arada tutulup biriktirilmelidir.

Her damardan kan alınmaz.
İnsanların yapıları birbirine uymaz. Kimi iyi, kimi kötü huyludur. Kimi
yardımsever, kimi bencildir. Bu sebeple herkesten yardım istenmez,
istense de yardım gelmez. Şu hâlde insan kimden yardım isteyeceğini
belirlerken dikkatli olmalı, her önüne gelenden yardım istememelidir.

Her deliğe elini sokma, ya yılan çıkar ya çıyan.
Hiç kimse içyüzünü iyi bilmediği, yeterince incelemediği, hakkında bilgi
sahibi olmadığı, denemediği bir işi yapmaya kalkışmamalıdır. Yoksa
kendini tehlikeye, altından kalkamayacağı zararlı sonuçlara atmış
olabilir.

Her Firavun`un bir Musa`sı olur.
Her zalimden toplumu kurtaracak, zalime yaptıklarının hesabını soracak bir kurtarıcı mutlaka çıkacaktır.

Her horoz kendi çöplüğünde öter.
Herkes ancak kendi çevresinde bir değer taşır, kuvvet bulur ve sözünü
geçirebilir. Çünkü asıl yeri orasıdır, bağlıları çevresindedir, orada
güvence altındadır, orada rahat etmektedir.

Her inişin bir yokuşu vardır.
Hayatın akışında hiçbir durum olduğu gibi kalmaz. Olumlu, olumsuzu, iyi,
kötüyü, yükselme, alçalmayı; başarı, başarısızlığı kovalar. Bunun tersi
de kaçınılmazdır. Bu bakımdan işleri bozulan, başarısızlığa uğrayan
kimse üzülmemeli; kötü durumunun devamlı olmadığını bilmeli, umut var
olmalıdır.¡

Her işin başı sağlık.
İnsanın yapacağı her şey vücut sağlığına bağlıdır. Sağlıklı olmayan
kimse hiçbir iş yapamaz. Bir iş yapamayan, başarılı olamayan kimse de
yaşadığı hayattan bir tat almaz; mutlu olamaz.

Her kaşığın kısmeti bir olmaz.
Her insanın talihi, kaderi bir değildir. Bu bakımdan kazançlarının
farklı olması da doğaldır. Bir işte kişiler aynı çabayı gösterseler,
aynı emeği verseler de biri diğerinden daha az kazanır. Çünkü kısmeti o
kadardır.

Herkes bildiğini okur.
İnsanlar çoklukla kendi akıllarını beğenirler. Dolayısıyla başkaları ne
derse desin, onların düşüncelerine uymaktansa kendi düşüncelerine göre
iş yapmayı daha uygun bulurlar.

Herkesin arşınına göre bez vermezler.
Genel kurallar herkesin istek ve ihtiyacına göre bozulamaz. Dolayısıyla
bir durumun ölçülerimize göre gerçekleşmesini beklemek doğru değildir.
İstenen ölçüde değil, gerektiği oranda yarar sağlanacağı bilinmeli.

Herkesin ettiği yoluna gelir.
Bir kimse başkasına nasıl davranıyorsa, başkaları da ona öylece karşılık
verirler. İyilik eden iyilik, kötülük eden de kötülük görür.

Herkesin tenceresi kapalı kaynar.
Kimsenin durumu, içinde bulunduğu yaşayış şartları başkalarınca gereği gibi bilinemez.

Herkesin yorulduğu yere han yapılmaz.
Bir yerde, bir düzende herkesin uymak zorunda olduğu genel kurallar vardır. Bunlar kişinin dileği doğrultusunda değiştirilemez.

Herkes kaşık yapar ama sapını ortaya getiremez.
Herkes bir iş yapar ama istenildiği kadar güzel ve kusursuz biçimde
yapıp da ortaya çıkaramaz. Bunu becerenlerin sayısı da bir hayli azdır.

Herkes ne ederse kendine eder.
Kişi çevresine nasıl davranırsa, çevresi de ona benzer şekilde davranır.
İyilik eden iyilikle, kötülük eden kötülükle karşılaşır. Kişi, muhatap
olduğu davranışların sorumlusudur.

Her koyun kendi bacağından asılır.
Herkes kendi davranışlarından sorumludur. Herkes kendi hatasının
cezasını kendi çeker. Hiç kimse başkasının yaptığı bir hatadan ötürü
hesap vermez.

Her kuşun eti yenmez.
1. Herkes zorbalığa boyun eğmez. Bu zorbalığa karşı gelecekler de
vardır. Öyleleri çıkar ki, seni alt eder, pişman bile olursun. 2. Kimi
işlerin altından kalkmamız mümkündür. Ama öyle işler de vardır ki, asla
başaramayacağımız işlerdir. Öyle görünüşe aldanıp da o işin altına
girmeyelim. Yoksa hiç ummadığımız bir zarar görebiliriz.

Her şeyin bir vakti var, horoz bile vaktinde öter.
Bir işten olumlu sonuç bekleniyorsa zamanında yapılmalıdır. Çünkü
gerekli şartlar ve elverişli ortam o zamandadır. Bu bakımdan bir işi
zamanından evvel yapmaya kalkışmak ne kadar zararlıysa, sonraya bırakmak
da o kadar zararlıdır. Bir işte acelecilik kadar, geç kalmışlık da
başarısızlığa neden olur.

Her şeyin yenisi, dostun eskisi (makbuldür).
Sürekli kullanılan eşya yıpranır, eskir, gözden düşer, gittikçe de
insana sıkıntı verir, yenisini aratır. Ancak dostluk böyle değildir.
Dostluk eskidikçe güç ve değer kazanır. Çünkü birçok hatıralar birlikte
yaşanmış, birlikte birçok imtihandan geçilmiş, bağlar gittikçe
sağlamlaşmıştır. Eski dostluk içten olduğu için aranır, yeni dostluklar
ise henüz gönüllerde kökleşmediği için pek makbul değildir.

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.
Herkesin kendine özgü bir çalışma yöntemi, bir iş yapma biçimi vardır.
Çünkü kişilikleri, bilgileri, yetenekleri, yöntemleri ve yolları
birbirinden farklıdır.

Her yiğidin gönlünde bir arslan yatar.
Herkesin kendine göre yüksek bir emeli vardır. Hoşlandığı, sevdiği,
kavuşmak istediği bu emeli devamlı gönlünde taşır, onun özlemiyle yaşar.

Her zaman gemicinin istediği rüzgâr esmez.
Gerçekleştirmek istediğiniz bir iş için uygun şartları dilediğiniz anda
bulmanız mümkün değildir. Çünkü olaylar dileğimize göre oluşmaz. Bu
bakımdan fırsat elimize geçtiğinde ondan hemen yararlanma yoluna
gitmeliyiz.

Her ziyan bir öğüttür.
Bilerek ya da bilmeyerek uğradığı her zarar kişiye ders olur. Kendisini
bu duruma düşüren yanlış hareketi bulur, aynısını tekrarlamayarak
doğabilecek başka zararlardan kendisini korur.

Hesapsız kasap, ya bıçak kırar ya masat (Hesabını bilmeyen kasap, ne satır bırakır, ne masat).
1. Alacağını ve borcunu bilmeyen, gelirini giderini işine göre
ayarlamayan kişi, elinde avucunda bulunanı da kaybeder; zarara uğrar. 2.
Önlemini iyi almadan, ne yapıp edeceğini iyi düşünmede, bir iş
girişiminde bulunan kişi, başarıya ulaşamaz; o iş için gerekli olan
imkânları da yitirir.

Hırsızlık bir ekmekten, kahpelik bir öpmekten.
Hırsızlığın büyüğü küçüğü olmaz. Kişi bir ekmek de çalsa hırsız olur,
yavaş yavaş da hırsızlığı meslek edinir. Kahpelik de benzer şekilde
oluşur. Bugün bir öpücük verip de bunu önemsemeyen kız ya da kadın,
yarın sokaklara düşer. Dolayısıyla bir öpücük bir namus kirletmeye ve
kahpeliğe kapı aralamaya yeter.

Hiddetle kalkan nedâmetle oturur.
Öfkeyle, kızgınlıkla hareket eden kişi ne yaptığını pek bilmez; sağı
solu incitir, kırar. Kısa bir zaman sonra etrafa ve kendisine verdiği
zararı anlar ve pişman olur. Ne var ki iş işten geçmiştir bir kere.

Hocanın (imamın) dediğini yap (söylediğini dinle), arkasından gitme (yaptığını yapma).
Bir din görevlisinin anlattıkları dinin buyruklarıdır. Ancak insan
beşerdir, şaşar. O da hatalı, kusurlu olabilir; hatta bile bile yanlış
da yapabilir, söyledikleriyle yaptıkları birbiriyle çelişebilir. Bu
bakımdan dikkatli ol; bu gibi yanlış yola sapmışların peşinden, onlar
dinin buyruklarını anlatıyorlar diye sakın gitme.

Hocanın (öğretmenin) vurduğu yerde gül biter.
Öğretmen ne yaptığını bilen adamdır. Eğer bir öğrenciye vurmayı gerekli
görmüşse, bunu mutlaka eğitmek amacıyla yapmıştır. Sakın ola ki, bu
tavrından ötürü ona darılıp gücenmeyiniz. Tam tersine onun bu tavrından
ötürü sevininiz. Çünkü onun vurduğu yerde meydana gelen kızarıklık,
öğrencinin yarın yapacağı yanlışlıklardan, edineceği kötü
alışkanlıklardan kurtuluşunun bir işareti olarak görülmelidir.

Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
Yaşanılmış, erişilmiş, alışılmış bir durum veya makam yitirildikten
sonra, yine o durum veya makamda gözü kalır insanın. Kişinin bu tutkusu
ihtiyarlık, hatta ölüm hâlinde bile devam eder.

Horozu çok olan köyde sabah geç olur.
Karışanı çok olan işlerden güç sonuç alınır. Çünkü her kafadan bir ses
çıkar, herkes başka bir yol seçer, işin nasıl yapılacağı konusunda kesin
karar verilemez. Dolayısıyla böyle bir işi sonuca ulaştırmak da oldukça
güç olur.

Huy canın altındadır.
Bk. “Can çıkmayınca huy çıkmaz.”

Huylu huyundan vazgeçmez.
Doğuştan gelen özellikler kolay kolay değiştirilemez. Bunun için ne
kadar uğraşılsa boştur. Çünkü, o huy biçimi, kişinin karakterinin
ayrılmaz bir parçası olmuştur. Bunun için onu kolay kolay söküp atamaz.

vgokhan
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7173
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7895
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması Empty Geri: Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması

Mesaj tarafından vgokhan Bir Cuma Haz. 29, 2012 6:00 am

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması IAçıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması K
Irmak kenarına çeşme yapılmaz.
Bir yerde ihtiyacı karşılayan bir şey varsa, onun yanına yine aynı
ihtiyaca yönelik ve üstelik de daha küçük bir şeyi yapmak gereksizdir;
ayrıca bu, boşuna bir çabadır; geri durmak gereklidir.

Irmaktan geçerken at değiştirilmez.
Yürütülmekte olan bir işin tam ortasında, işi tehlikeye düşürebilecek
bir yöntem, bir araç-gereç değişikliği girişiminden kaçınılmalıdır.
Yoksa işimizi büsbütün bozup büyük bir zararla karşılaşabiliriz. Bu tür
girişimler için en uygun zaman kollanmalı, değişiklik zamanında ve
yerinde yapılmalıdır.

Irz insanın kanı pahasıdır.
Irz, bir kimsenin başkaları tarafından dokunulmaması, saygı gösterilmesi
gereken iffetidir. Dolayısıyla her şeyden önemlidir. Bu bakımdan kişi
kanını döker, canını verir ama namusunu kirlettirmez.

Isıracak it dişini göstermez.
Kötülük edecek kimse, bunu daha önceden haber vermez. Dolayısıyla bize
açıktan açığa cephe alan, bunu gürültü ve patırtısıyla belli eden
kimselerden değil, bize sinsice yaklaşan ve yaklaştığını da belli
etmeyen kimselerden çekinmeliyiz; asıl tehlikeli olan ve bize zararı
dokunacak kimseler onlardır.

Isırgan ile taharet olmaz.
1. Kötü, zararlı kişiden iyilik beklenmez. 2. Her işin aracı farklıdır.
İyi sonuç bekleniyor ve zarara uğranmak istemiyorsan uygun araç-gereç
seçilmelidir.
Islanmışın yağmurdan pervası yoktur.
Daha önce kötülük görmüş, zarara uğramış kimse, kendisini bu duruma düşüren şeyden artık çekinip korkmaz.

Issız eve it buyruk.
Sahip çıkılmayan, başında bulunulmayan mal ya da iş, seviyesiz ve
niteliksiz, bayağı kişilerin eline geçer; onlarca kullanılır ve idare
edilirler.

-İ-

İbadet de gizli, kabahat de.
Yüce Allah`ın buyruklarını yerine getirmek her insana borçtur ve
gösterişten uzaktır. Gerçek iman sahipleri ibadetlerini başkaları görsün
diye yapmazlar. Eğer böyle yaparlarsa ibadetleri, ibadet olmaktan
çıkar. Benzer şekilde kabahat de başkalarına gösterilecek bir şey değil,
tam tersi utanılacak bir şeydir. Bu bakımdan onu da açıktan açığa
yapmak insana yakışmaz, gizlenmeli ve örtülmelidir.

İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.
Hoşlanılmayan bir davranışın en küçüğünü, başkalarından önce kendimizde
deneyip etkiyi görmeli; ondan sonra bunun daha büyüğünü başkalarına
uygulamanın ne denli uygun olup olmayacağına karar vermeliyiz.

İki at bir kazığa bağlanmaz.
Kendi başına buyruk, kimseden izin almaksızın dilediği gibi davranan iki
kişi, aynı iş üzerinde görevlendirilip çalıştırılamaz. Her an
aralarında anlaşmazlığın çıkması, bunun da kavgaya dönüşmesi
kaçınılmazdır.

İki baş bir kazanda kaynamaz.
Fikirleri, eğilimleri ve davranışları birbirinden farklı olan iki kişi
belli bir konuda, bir iş üzerinde uyuşamazlar; görüş ayrılıkları
yüzünden ortaya bir şey çıkaramazlar.

İki cambaz bir ipte oynamaz.
Kurnazlıkta eşit olan iki kimse bir iş üzerinde birlikte çalışamazlar;
birbirlerini aldatmak, saf dışı bırakmak için uğraşırlar. Bunda ısrarlı
olmaları, her ikisini de daha tehlikeli bir duruma iter.

İki dinle (bin işit) bir söyle.
Haddinden fazla konuşmak, gereksiz ve yanlış sözlerin ağızdan çıkmasına
yol açar. Ayrıca konuşan kişiyi de itici yapar. Bu bakımdan az
konuşmalı, çok dinlemelidir. Hem yerinde konuşabilmek için de dinlemek
şarttır. Çünkü söylenenler ancak bu şekilde kavranır, çenesi düşüklükten
de bu şekilde kurtulur insan.

İki el bir baş içindir.
1. Yüce Allah, insanları geçimlerini sağlayabilecek bir güçle
donatmıştır. Bu gücü kullanan insan, başkalarına muhtaç olmadan
yaşayabilir. 2. İnsan ancak kendi geçimini sağlayabilecek bir güce
sahiptir. Başkalarına yardım edecek bir durumda değildir.

İki karpuz bir koltuğa sığmaz.
Kimisi, önemi büyük birkaç işi bir arada yapmaya kalkışır. Bu ise çok
zor ve sakıncalıdır. Çünkü gücü ve dikkati dağıtır. Buna aldırmayanlar
çoklukla yapmaya kalkıştıkları işleri sekteye uğratırlar.

İki ölç, bir biç.
Hangi iş olursa olsun, bir işe kalkışmadan önce işin ayrıntıları iyice
düşünülmeli; boyutları gözden geçirilmeli; nasıl başlanıp nasıl
gelişeceği ve nasıl sonuçlanacağı, ne alıp ne götüreceği dikkatle
hesaplanmalı ve daha sonra işe başlanmalıdır.

İnsan beşer, kuldur şaşar.
Hiçbir insan hatasız değildir. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.
Dolayısıyla şaşırıp yanlışlık yapması da kaçınılmazdır. Bu bakımdan
dalgınlıkla, şaşkınlıkla yapılan hatalara hoşgörüyle bakılmalıdır.

İnsan doğduğu yerde değil, doyduğu yerde.
İnsan doğduğu andan itibaren sosyal bir hayatın içine girer. Dolayısıyla
herkes gibi o da yaşamak için çabalamaya başlar. Ne var ki, yaşadığı
hayat şartlarının zorluğu, insanı doğduğu yerin dışına iter. İnsan da
istemeden geçimini temin ettiği yerde kalır, orayı yurt edinir.

İnsan göre göre, hayvan süre süre (alışır).
Bir işi öğrenmenin en iyi yolu, o işi görmekten, denemekten ve defalarca
yapmaktan geçer. Bunu sürekli yapan insanlar hem tecrübe, hem de
alışkanlık kazanırlar; dolayısıyla o işi kolayca yaparlar. Hayvanların
bir işe alışmaları ve o işi öğrenmeleri ise, o işi tekrar tekrar
yapmaları ile sağlanır.

İnsan insanın (adam adamın) şeytanıdır.
Çoklukla görülür ki, kötü ve art niyetli kimi uygunsuz kişiler, bazı saf
ve iyi niyetli kişileri kurdukları tuzaklarla doğru yoldan saptırıp
yanlış yola sürüklerler.

İnsanoğlu çiğ süt emmiş.
Şurası muhakkak ki, insanın ne zaman ne yapacağı belli olmaz. Çoklukla
güven de vermez. Hiç umulmadık bir anda nankörlük edip çıkarı için
iyilik gördüğü kimseye bile kötülük yapabilir.

İnsan yedisinde ne ise, yetmişinde de odur.
Kişi pek çok özelliğini doğuşuyla birlikte getirir. Bunun yanı sıra,
yedi yaşına kadar da çevresinden etkilenerek kimi davranışlar kazanır ve
bir huy edinir. Edindiği bu huy ihtiyarlasa da kolay kolay değişmez.

İp inceldiği yerden kopar.
Bir durum, bir olay ve bir iş en zayıf yerinden, en çürük noktasından bozulur veya kopar.
İslam`ın şartı beş, altıncısı insaf demişler.
“Kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek,
zekât vermek” İslâm dininin beş temel buyruğudur. Eğer bu beş şarta bir
şart daha eklenecek olsaydı, bu mutlaka “insaflı olmak” olurdu. Çünkü
insaf sahibi olmak, Müslümanlar için son derece önemli bir vasıftır.

İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü.
Birinden bir şey isteyen biraz utanır ama isteği yerine getirmeyen daha
çok utanması gerekir. Darda kalanın, ihtiyacı olanın, bir şeyi
başkasından istemesinde utanılacak bir yan yoktur.

İşine hor bakan (sanatını hor gören) boynuna torba takar.
Kişi, nasıl olursa olsun işini ya da sanatını küçük görmemelidir. Eğer
böyle görürse işinin, sanatının gereğini yerine getirip para kazanamaz.
Para kazanamayınca da geçim darlığına düşer. Sonunda ona buna avuç açar,
dilencilik yapmaya başlar.

İş insanın aynasıdır.
Bir kişi hakkında yargıya varmak, nasıl bir kişi olduğunu öğrenmek mi
istiyorsunuz? O hâlde onun yaptığı işe bakınız. Çünkü yaptığı o iş, onun
ne kadar sorumlu, bilgili ve yetenekli olduğunu açığa çıkarır.

İşleyen demir ışıldar (pas tutmaz).
Durağan durumdan hareketli duruma geçmek ve çalışmak, insandaki
hantallığı, isteksizliği ve uyuşukluğu söküp atar; onu canlı, yetenekli
ve verimli kılar. Ruhen ve bedenen güçlendirdiği gibi, maddî yönden de
kazançlı yapar.

İş olacağına varır.
Her işin kendine has bir akışı ve sonucu vardır. Ne yapılırsa yapılsın,
ne tedbir alınırsa alınsın, o iş, ulaşacağı sonuca ulaşır. Bunu
değiştirmek mümkün değildir. Bu bakımdan işin istediğin biçimde
sonuçlanmadı diye kaygılanıp üzülme.

İşten artmaz, dişten artar.
Kazanç ne kadar çok olursa olsun, tutumlu davranılmazsa para
biriktirilemez. Tasarruf, savurganlık yapmamak, tüketimi kısmakla
mümkündür ancak.

İt derisinden post olmaz.
Ahlâksız, bayağı ve değersiz kimseler bir göreve veya mevkiye gelip önemi büyük, yüce bir amaç için hizmet yapamazlar.

İtin (köpeğin) duası kabul olunsaydı gökten kemik yağardı.
Eğer art niyetli, aşağılık kişilerin istedikleri yerine gelseydi, onlar
mutlu olurken dünya kötülüklerle dolar; iyilere de barınacak yer
bulunamazdı. Şükür ki bunların dilekleri yerine gelmemektedir.

İt itin ayağına (kuyruğuna) basmaz.
Hilebaz, ahlâksız, başkalarına kötülük etmeyi kural hâline getiren
insanlar birbirlerini gayet iyi tanırlar. Bu yüzden birbirlerini
anlayışla karşılar, birbirlerine rahatsızlık verip kötülük etmekten
mümkün olduğunca kaçınırlar.

İtle çuvala girilmez.
Bilgisiz, düzenbaz, bayağı, taşkın kimselerden uzak dur. Onlarla iş
yapmak, yakın ilişki kurmak, tartışmaya girmek, hatta kavga bile etmek
sakıncalıdır.

İtle yatan bitle kalkar.
Bk. “Körle yatan şaşı kalkar.”

İt ürür, kervan yürür.
Gerçekleşmesi doğal olan işlere, durumlara karşı çıkılsa da
engellenemez. Bu bakımdan kötü niyetli kimselerin sözlerine ve
davranışlarına aldırış etmeden, doğru bilinen yolda ilerlemeye devam
edilir.

İyi dost kara günde belli olur.
Bk. “Dost kara günde belli olur.”

İyi evlât babayı vezir, kötüsü rezil eder.
İstenilen ve beğenilen nitelikleri taşıyan, yararlı olup iyilik sunan
evlâtlar baba ve anne için övünç kaynağı; kötülük yapan, sağlıksız,
yararsız ve şerefsiz insanlar da utanç kaynağı olurlar.

İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı.
İyilik yapan bir kişiye iyilik yapmak kolaydır. Doğal olan bu tavrı
hemen herkes gösterebilir. Önemli olan kötülüğü dokunan birine iyilik
edebilmektir ki, bunu herkes yapamaz. Bunu ancak mert, faziletli ve
olgun kimseler başarabilir.

İyilik eden iyilik bulur.
Bir karşılık beklemeden yardım yapan, kayıran, yardımcı olan, yararlı
işlerde bulunan kimse, hemen herkes tarafından sevilir. Günü geldiğinde
iyilik görenler, bunun karşılığını ona iyilik yaparak öderler.

İyilik et, denize at, balık bilmezse Hâlik bilir.
Yaptığın iyiliklerden karşılık bekleme; yaptığın iyilik boşa çıksa da
kıymeti bilinmese de sen iyilik yapmaya devam et. Bunu Yüce Allah görür.
Bu davranışından ötürü seni bu dünyada olmasa bile öbür dünyada mutlaka
ödüllendirir. Hem
de kat kat fazlasıyla.

İyilik (muhabbet) iki baştan.
Gerek iş, gerek evlilik, gerekse herhangi bir konuda iki kişi arasında
kurulacak sağlıklı bir ilişkide yalnız birinin iyi davranış göstermesi
yeterli değildir. Ötekinin de iyi davranış sergilemesi zorunludur. Tek
taraflı iyilik bir yere kadardır.

İyi olacak hastanın hekim ayağına gelir.
Eğer Yüce Allah, kötü durumda olan birinin düzelip iyi olmasını murat
etmişse, türlü sebepler yaratarak ona hiç ummadığı yerlerden yardım
gönderir. Onun rahata kavuşmasını sağlar.

K

Kaçan balık büyük olur.
Çok önemsiz, çok küçük de olsa, her nedense elden kaçırılan fırsat ah vah edilerek gözde büyütülür.

Kaçanın anası ağlamamış.
Karşı koyamayacağı bir tehlikeden ve saldırıdan kaçan kişi kazançlı
çıkar. Ayrıca yakınlarının üzülmesine yol açacak bir olaya da fırsat
vermemiş olur.

Kalaylı bakır küflenmez.
Saf, temiz, dürüst ve namuslu kimseye kimse kara çalamaz; onun şahsiyetine kimse leke süremez.

Kalıp kıyafetle adam, adam olmaz.
Ne kadar güçlü, gösterişli, sağlıklı bir vücuda sahip olursa olsun; bu
vücudu ne kadar iyi, güzel ve çekici giyim, kuşamla donatırsa donatsın,
bütün bunlar kişiyi değerli kılmaz. Kişiyi değerli kılan güzel ahlâkı,
becerisi, üretkenliği, bilgisi ve çalışkanlığıdır.

Kalp kalbe karşıdır.
Sevgi karşılıklıdır. Birinin hissettiğini diğeri de hisseder, birinin
düşündüğünü diğeri de düşünür. Zevk, alışkanlık, arzu ve isteklerde de
birlik mevcuttur.

Kanaat gibi devlet olmaz.
Elindekinden hoşnut olan, onu yeter bulan, fazlasını istemeyen, ihtiras
beslemeyen kişi kolay doyuma ulaşır ve mutlu olur. Bundan ötürü de kolay
kolay yokluk çekmez, sıkıntıya düşmez.

Kanatsız kuş uçmaz (olmaz).
Gerekli şartları sağlanmayan, araç ve gereci temin edilmeyen, kimi
dayanaklardan yoksun bırakılan iş ya da insandan başarı beklenemez.

Kanı kanla yumazlar, kanı su ile yurlar.
Bir kötülük, kötülük yapılarak düzeltilemez; hatta böyle bir karşılıkta
bulunmak işi daha da vahim hâle sokar, içinden çıkılmaz yapar. Kötülük
ancak iyilik yapılarak ortadan kaldırılabilir.

Kara haber tez duyulur.
Ölüm veya felâket haberi, kötü haber çabuk duyulur; ağızdan ağıza geçerek hızla yayılır.
Karaya sabun, deliye öğüt neylesin.
Esası, özü bozuk olan şeyi düzeltmek hemen hemen imkânsızdır. İnsanlar
için de durum aynıdır. Kimi akılsız, anlayışsız, yoldan çıkmış kimseleri
de doğru yola getirmek mümkün değildir.

Kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş.
Kardeşler ne kadar geçimsiz, anlaşmaz, kavgalı, dargın olurlarsa
olsunlar yine de kötü bir durumda birbirlerine yardım ederler. Çünkü
onları birbirine bağlayan bir kan bağı vardır ortada.

Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış.
Bk. “Kardeş, kardeşi atmış, yar başında tutmuş.”

Karga, kekliği taklit edeyim demiş; kendi yürüyüşünü şaşırmış.
İnsanlar yetiştikleri çevrenin eğitimini alırlar. Bu bakımdan görgüleri,
beceri ve bilgileri, davranışları, yol ve yöntemleri birbirinden
farklıdır. Buna rağmen kimi kişiler özenti hastalığına yakalanırlar ve
onu bunu taklit etmeye başlarlar. Ancak bunu beceremezler, bunu
beceremedikleri gibi tabiî davranışlarını da yitirir, gülünç duruma
düşerler.

Karga yavrusuna bakmış, “benim ak-pak evlâdım” demiş.
Yaptığı iş ne kadar kusurlu, çocuğu ne kadar çirkin olursa olsun, kişiye
bunlar iyi ve güzel görünür. Başkalarının bu konuda ne diyeceği o kadar
önemli değildir.

Kartala bir ok değmiş, o da kendi yeleğinden.
Kişi, hayatta karşılaşacağı en büyük kötülüğü çoklukla en yakınlarından görür.

Kâr, zararın kardeşidir (ortağıdır).
Ticarette sadece kâr etmek düşünülemez, zarar da edilebilir. Ticarete
atılan kimse bunu göze almalı, alış verişe öyle girmelidir.

Katıra “baban kim?” demişler, “dayım attır” demiş.
Kişi kusurlu yanının açığa çıkmasını istemez, bunu gizlemeye çalışır. Sadece iyi yanıyla görünmeye ve övünmeye gayret eder.

Kaynayan kazan kapak tutmaz.
İçin için gelişen olaylar veya duygular bir yerde patlak verir, önüne geçilemez, kolay kolay yatıştırılamaz.

Kaza geliyorum demez.
Can veya mal kaybına sebep olan kötü olayın ne zaman olacağını kestirmek
mümkün değildir. Bu bakımdan önceden kimi tedbir alınmalı, ansızın
ortaya çıkacak kazaya karşı hazırlık yapılmalıdır.

Kazanmayanın kazanı kaynamaz.
Yiyip içmek, geçimini temin etmek isteyen insan çalışıp kazanç sağlamak
zorundadır. Kazancı olmayan insanın geçinmesi mümkün değildir.

Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez.
Büyük çıkarlar beklenen yer için küçük fedakârlıklar yapılmalı, kimi sıkıntılara girilmeli ve bundan kaçınılmamalıdır.

Kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu.
Sen başkasına kötülük yaparsan, o da sana kötülük yapacaktır. Her şeyin
bir karşılığı vardır. Unutma ki, her ne edersen onun karşılığını
alırsın.

Keçi can derdinde, kasap yağ derdinde.
Kötü bir duruma düşmüş, büyük zarara uğramış kimi kimseler acı içinde
kıvranırken, kimileri de küçük yararlarını düşünürler ve hiç umursamadan
bu durumdan istifade etmeye çalışırlar.

Keçi nereye çıkarsa oğlağı da oraya çıkar.
Küçükler daima büyüklerini taklit ederler, örnek alırlar. Anne_baba ne
yaparsa çocuk da onu yapar; hangi yola giderse çocuk da o yola gider.

Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur.
Açgözlü, gözü doymaz, hırslı insanlar küçük bir çıkar için bütün varlığını tehlikeye atar.

Kedinin boynuna ciğer asılmaz.
Kendisine güvenilmeyecek birine bir şey bırakmak, emanet etmek doğru değildir. Yoksa o şey ya zarar görür, ya da yok olur.

Kedi uzanamadığı (yetişemediği) ciğere pis (murdar) der.
Kimileri, çok istedikleri hâlde elde edemedikleri şeyi hor göstermeye
kalkışırlar; beğenmiyor görünürler. Böyle davranmakla asıl yapmak
istedikleri şey, kendi çaresizliklerinin ortaya koyduğu açığı kapatmaya
çalışmaktır.

Kele, köseden yardım gelmez.
Yardıma muhtaç olan kişi, ihtiyaç duyduğu şey konusunda kendi dururken
başkasına yardım edemez. Kendi derdine çare bulamamış, kendi işini
halledememiş ki, başkasına nasıl yardım etsin?

Kelin ilâcı olsa başına sürer.
Bk. “Kele, köseden yardım gelmez.”

Kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur.
Önce değersiz bulunan, beğenilmeyen bir kimse, küçük bir şey veya bir
fırsat elimizden çıkıp yok olunca birden kıymet kazanır; çok önemli ve
iyi gibi görülür.

Kem göz, kalp akçe sahibinindir.
Kötü sözü kimse kabul etmediği gibi, sahte parayı da kimse kabul etmez. Kötü söz söyleyenin, geçmeyen para da onu kullananındır.

Kendi düşen ağlamaz.
Girdiği bir işte kendi zararına kendi sebep olan bir kimsenin yakınmaya
hakkı yoktur. Çünkü bildiğini okumuş, istediği gibi davranmış, kimseyi
dinlememiştir. O hâlde kötü sonuca da katlanmalıdır.

Kesilen baş yerine konmaz.
Bir iş yapıldıktan sonra eski durumuna getirilemez. Bu bakımdan bir işe
girişmeden, bir davranışta bulunmadan önce, işin nasıl sonuçlanıp
sonuçlanmayacağını iyi hesapla; pişman olup olmayacağını iyi düşün taşın
ve ondan sonra harekete geçip geçmeme konusunda karar ver.

Keskin sirke küpüne (kabına) zarar verir.
Öfkeli, sert, sinirli kimsenin zararı kendisinedir. Kendini yıprattığı,
sağlığına zarar verdiği, toplum içinde saygınlığını yitirdiği gibi
işlerini de bozup alt üst eder.

Kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz.
Kişi öncelikle kime danışacağını, kimin peşinden gideceğini iyi
bilmelidir. Çünkü seçtiği kişi kötü, işe yaramaz biri olabilir ve onun
başını belâya sokabilir.

Kılıç kınını kesmez.
Ne kadar sert ve öfkeli olursa olsun hiçbir kişi yanındakilere, yakınlarına zarar vermez.

Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan.
Kişi, kiminle arkadaşlık ederse, ondan etkilenir; onun alışkanlıklarına, düşüncelerine eğilim duyar; huyunu, gidişini kapar.

Kırkından sonra azanı teneşir paklar.
Yaşlandıktan sonra yaşına uymayan davranışlarda bulunan, ahlâksız bir
yola sapan, kötü işlere bulaşan insanları doğru yola getirmek çok
zordur. Bu gibi kimselerin sonu da iyi değildir.

Kırk yıllık Kâni, olur mu Yani.
İyi alışkanlıklar edinmiş ve bunu uzun yıllar sürdürmüş kişi, kolay kolay bu yapısından vazgeçip de kötülük edemez.

Kısmetinde ne varsa kaşığına o çıkar.
Kişi ne kadar çalışırsa çalışsın, çabalarsa çabalasın alın yazısındaki
şeye ulaşır. Yüce Allah, ona ne nasip etmişse ancak ona kavuşur; bu az
da olur, çok da.

Kızı gönlüne (keyfine) bırakırsan ya davulcuya varır, ya zurnacıya.
Evlenme çağındaki kızı büyükleri uyarmazlarsa uygun olmayan birisiyle
evlenir. Çünkü yaşı gereği hem tecrübesiz, hem de eğlenceye düşkün olur
ve ileriyi göremez. Bu bakımdan anne baba tarafından denetlenmeli,
uyarılmalıdır.

Kızını dövmeyen, dizini döver.
Kızını, çocuğunu daha küçük yaşta eğitme yoluna gitmeyen, terbiye
kurallarını öğretmeyen, gerekirse dövmeyen ileride çok pişman olur;
ancak iş işten geçmiştir.

Kimi köprü bulamaz geçmeye, kimi su bulamaz içmeye.
Hayat sıkıntılarla, çelişkilerle doludur. Buna bir de insanların
nasipleri arasındaki tutarsızlıklar eklenince hayat daha da çekilmez
olur. Kimileri bolca bulurken, kimileri hiç bulamaz. Bu da toplumu
kargaşaya sürükler. Gerekli olan şey dengeyi sağlamaktır.

Kiminin parası, kiminin duası.
Öyle işler vardır ki, kiminden para, kiminden de dua alınarak yürütülür.
Bu dünyada para kadar dua da önemlidir. Canı gönülden yapılan duanın
önemi büyüktür.

Kimse ayranım (yoğurdum) ekşi demez.
Herkes sattığı malı; kendi işini, tutumunu ve davranışını över. Kendine
yönelik eleştiriler yapılsa da aldırmaz, kusur kabul etmez, o methe
devam eder.

Kimseden kimseye hayır yok (gelmez).
İnsan, yapacağı işte başkasının yardımına güvenirse, hayal kırıklığına
uğrar. Bu bakımdan bir işe girerken kendine dayanmalı, kendi gücüne
güvenmelidir.

Kimsenin âhı kimsede kalmaz.
Güçlü bir kimsenin dine, yasaya veya vicdana aykırı olarak başkasını
uğrattığı kötü durum, kıyım, acımasızlık, haksızlık ve cefa asla
karşılıksız kalmaz. Zalimler, er veya geç zulme uğrayanların âhını,
bedduasını alırlar ve perişan olurlar.

Koça boynuzu yük değil.
1. Kişiye kendisinin ve yakınlarının işini görmek ağır gelmez. 2. Kişi,
kendini savunacak araç-gerecini, güvenlik sistemlerini taşımaktan ve
kullanmaktan geri durmaz, bunlar ona yük değildir.

Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
Hayat şartları insanları bir arada yaşamaya zorunlu kılmıştır. Bir arada
yaşama sosyal hayatı, sosyal hayat da karşılıklı olarak yardımlaşmayı
beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla insan her meselesini tek başına
halledemez olmuş, yakınındakine başvurmak zorunda kalmıştır. Bu bakımdan
komşular birbirlerine en küçük şey için bile muhtaçtırlar. Çünkü en
önemsiz şeyin yokluğu, büyük bir işin aksamasına yol açabilir.

Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
Başka bir kimsenin malı, kişiye olduğundan daha değerli görünür. Çünkü
insan nefsi doymak bilmez, başkasının elindekine imrenir. Hele insanlar
birbirlerini çekemiyorlarsa birinin elindeki mal, diğerini sürekli
rahatsız eder.

Kork Allah`tan korkmayandan.
Allah korkusu, öte dünyaya inanan insanları pek çok kötülükten uzak
tutar. Çünkü yaptığı kötülüklerin cezasız kalmayacağını bilir ve kolay
kolay kötülük yapamaz. Ama insan yüreğinden Allah korkusunu söküp attı
mı, şeytanla baş başa kaldı demektir. Artık onun düşünemeyeceği kötülük
yoktur, her türlü fenalığı eline fırsat geçti mi kolaylıkla yapar. Bu
bakımdan böylelerinden çekinmek, uzak durmak, kendini korumak
gereklidir.

Korku dağları bekletir.
1. Korku varlığını her yerde duyurur. Yapacağı işe karşı verilecek
cezadan korkan kimse o işi yapmaktan çekinir. 2. Cezadan veya zulümden
kaçan dağlara kaçar, gizlenir, zor da olsa orada yaşamaya çalışır.

Korkulu rüya (düş) görmektense uyanık yatmak yeğdir (hayırlıdır).
Tehlikeli bir işe girişmektense o işin sağlayacağı kazançtan vazgeçmek
daha iyidir. Çünkü sonu pek iyi görülmeyen, her gün ha battım ha
batacağım korkusu veren işten insana pek hayır gelmez.

Korkunun ecele faydası yoktur.
Kişi korkmakla kendisine gelecek bir kötülüğü önleyemez. Bu sebeple
korkuyu sürdürmek yerine gelecek tehlikelere karşı önlem alma yoluna
gitmek gereklidir. Çünkü gelecek olan gelecek, olacak olan olacaktır.
Üzüntü, korku ise bunu
önleyemeyecektir.

Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler.
İstenilen nitelikteki şey bulunamayınca onun daha düşük nitelikte
olanına da razı olunur. Çünkü bir ihtiyaca, kalitesi düşük de olsa cevap
verecektir.

Köpeğe gem vurma kendisini at sanır.
Hiçbir değeri olmadığı hâlde kendisine değer verilen, lâyık olmadığı
hâlde bir makama getirilen kişi, kendisini gerçekten kıymetli sanıp buna
da inanmaya başlar.

Köpek ekmek veren kapıyı tanır.
Şurası unutulmamalıdır ki, köpek bile kendisini besleyen yeri bilir; o
yerin insanına karşı bunu iyi davranışlarıyla belli eder. O hâlde insan
bunu görmeli ve bunun çok ötesinde olmalıdır. Kendisine iyilik eden,
yardımcı olan kimselere karşı gerekli saygıyı göstermeli, nankörlük
etmemeli ve kendisine uzanan şefkatli elleri unutmamalıdır.

Köpek sahibini ısırmaz.
Köpek bile kendisini besleyen, kendisini koruyan sahibine saygılı
davranır. Peki, kişi ne kadar kötü olursa olsun iyilik gördüğü, geçimini
sağladığı yere nasıl kötülük edecektir? O da nankörce davranıp zarar
veremez.

Köpeksiz sürüye (köye) kurt dalar (iner).
Koruyucusuz kalan yere veya ülkeye düşman girer, saldırır, ne var ne yok
hepsini talan eder. Eğer elinizdeki yeri ya da ülkeyi iyi koruyup
gözetirseniz, düşman sizden uzak durur ve kötü sonlarla
karşılaşmazsınız.

Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler.
Kişi işini gördürünceye kadar yardım beklediği kimseye dil döker, onu
över, ne kadar kötü de olsa onu göklere çıkarır. Ancak işini
gördürdükten sonra bu tavrı birdenbire değişir. Karşısındaki kimse,
sanki o övdüğü kimse değildir. Kuşkusuz bu tavır iki yüzlü kimselerin
tavrıdır ki namuslu insanlar bundan uzaktırlar.

Körler memleketinde şaşılar padişah olur.
Bilgisiz, anlayışsız, beceriksiz insanların bulunduğu bir yerde, çok az
bilgi, anlayış ve becerisi bulunan kişiler başa geçip yönetimi ele
alırlar.

Körle yatan şaşı kalkar (İtle yatan bitle kalkar).
Değersiz, kötü, ahlâksız kişilerle ilişki kurup arkadaşlık yapanlar
ister istemez onlardan etkilenir ve kötü huylar kaparlar. Çünkü insanı
en çok etkileyen yakınında bulunduğu insanlardır.

Kötü komşu insanı (adamı) hacet sahibi eder.
İnsanlar en çok birbirlerine yakın olan insanlarla yardımlaşırlar.
İnsanın yardımlaşacağı insanlardan biri de komşusudur. Eğer komşu kötü
huylu biri ise, kendisinden emanet olarak istenen bir şeyi vermez.
Emanet isteyen de geri çevrildiği için ihtiyaç duyduğu şeyi satın almak
zorunda kalır. Böylelikle o kötü komşu, insanı bir alet-eşya sahibi
yapmış olur.

Kötülük her kişinin kârı, iyilik er kişinin kârı.
Bk. “İyiliğe iyilik her kişinin kârı…”

Kötü söyleme eşine, ağu katar-aşına.
Yakın ilişkide bulunduğun kimselere (aile fertleri, komşu, arkadaş,
mesai arkadaşları vs.) iyi davran, onları incitip kırma. Eğer böyle
yaparsan onlar da senin hakkında hiç iyi düşünmezler, sana daha büyük
kötülük yapma yoluna giderler.

Kul azmayınca Hak yazmaz.
Kişinin başına gelen felâketler hep onun azgınlığı, sapkınlığı
yüzündendir. Çünkü Yüce Allah hiçbir kuluna zulüm yapmaz. Doğru yolda
giden toplumlar selâmete ermişler, sapanlar ise felâketlerle karşı
karşıya kalmışlardır.

Kul hatasız (kusursuz) olmaz.
Bk. “Hatasız kul olmaz.”

Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez.
Sıkıntıda olan, dara düşen ve kendisine inanan insanları Yüce Allah
darda koymaz. Onlara en sıkışık anlarında yardım eder, yeter ki o kullar
kötü yola sapmadan sabrederek yollarına devam etsinler.

Kurda, “Neden boynun (ensen) kalın?” demişler; “İşimi kendim görürüm de ondan” demiş.
Kendi işini kendisi gören, başkasına bırakıp yaptırmayan kişinin içi
rahattır; çünkü işin bütün yükü ve sorumluluğu ona aittir. Dolayısıyla
hiç kaygılanıp üzülmez de, keyfine bakar.

Kurt dumanlı havayı sever.
Kötü niyetli kimseler ortalıktaki karışıklıklardan yararlanma yoluna
giderler. Çünkü o anda dikkatler dağılmıştır, kimin ne yaptığı belli
değildir. Dolayısıyla kendilerine engel olacak kimselerin bulunmadığı bu
ortamı sever ve bu ortamın oluşmasını istekle beklerler.

Kurt kocayınca köpeklere maskara olur.
Güçlü, kuvvetli bir kurt ile köpekler kolay kolay başa çıkamazlar, ondan
çekinip korkarlar. Bunun gibi her bakımdan güçlü, kuvvetli iken herkesi
korkutan, tedirgin eden, yıldıran kişi, bu gücünü-kuvvetini
kaybettikten sonra onun bunun, aşağılık kimselerin eğlencesi ve oyuncağı
hâline gelir.

Kurt tüyünü (köyünü) değiştirir, huyunu değiştirmez.
Kötü, zalim kimseler kılık-kıyafetlerini, oturdukları ev ve yerlerini
değiştirseler de huylarını değiştirmezler; onların bu kötü yapıları
devam edip gider.

Kuru lâf karın doyurmaz.
Anlamsız, yersiz, boş sözlerle bir iş yapılamaz. Bir işten olumlu sonuç
alınmak isteniyorsa, o konuda eylemde bulunmak, yararı dokunan
davranışlar göstermek gereklidir.

Kurunun yanında yaş da yanar.
Bir düzeni kurmak, huzuru sağlamak için girişilen bir eylem sırasında
suç işlemiş kötülerin yanı sıra, suçsuzların da cezalandırıldığı ve
zarara uğratıldığı görülür.

Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.
Eksiksiz, noksansız kişi olmaz, hiç kimse mükemmel değildir. Bu sebeple
kusursuz dost aramak boşunadır. Arayan da dostsuz kalır. Dost bulmak
istiyorsak, insanları kusurları ile kabullenip sevmeliyiz.

Kuzguna yavrusu güzel (anka) görünür.
Bak. “Karga yavrusuna bakmış…”

Küçük suda büyük balık olmaz.
1. Yetenekli, büyük kişiler küçük çevrelerde yetişse bile barınıp
kalamaz. Bu kişiler kendilerini besleyecek, barındıracak ve
olgunlaştıracak daha büyük çevrelere, kültür ortamlarına ihtiyaç
duyarlar. 2. Küçük kazançlar, küçük ortamlarda; büyük kazançlar da büyük
ortamlarda elde edilir. Sınırlı, küçük bir ortamda yapılan işten bol
kazanç sağlanamaz.

Kürkçünün kürkü olmaz, börkçünün börkü.
Başkalarının ihtiyaçlarını karşılayan bir meslek dalında çalışıp
çabalayan kişi, kendi ihtiyaçlarını ha bugün, ha yarın diyerek ihmal
eder ve savsaklar.

vgokhan
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7173
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7895
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması Empty Geri: Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması

Mesaj tarafından vgokhan Bir Cuma Haz. 29, 2012 6:01 am

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması LAçıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması MAçıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması N
Lâfla peynir gemisi yürümez.
Yalnız konuşarak, yaparım ederim diyerek bir yere varılmaz ve hiçbir iş
gerçekleştirilemez. Atıp tutmaktan ziyade harekete geçip uygulamak ve
çalışmak lâzımdır.

Lâf torbaya girmez.
Ağızdan söz bir kez çıktı mı artık onu gizlemek mümkün değildir. Çünkü
onu herkesin duyması kaçınılmazdır. Bu sebeple söz ağızdan çıkmadan önce
iyice düşünmeli, nereye varıp varmayacağı hesaplanmalı ondan sonra sarf
edilmelidir.

Lâtife lâtif gerek.
Şaka yaparken bile kaba, kırıcı olmamak, incelikten ayrılmamak gerektir.

Leyleğin ömrü laklakla geçer.
Aylak, işsiz-güçsüz, bir iş yapmak istemeyen kişi zamanını boş ve
anlamsız konuşmalarla geçirir. Çene çalmaktan başka bir işe yaramayan bu
kimselerle bir arada bulunarak zaman harcamaktan kaçınmak bir
zorunluluktur.

Lodosun gözü yaşlı olur.
Güneyden veya güney batıdan esen rüzgâr, ardından çoğunlukla yağış getirir.

Lokma çiğnenmeden yutulmaz.
Her iş bir emekle yapılır. Emek, çaba ve diğer yardımcı güçleri sarf
etmeden bir şey elde edilemez. Alın teri dökülmeden kazanılan şeyden
hayır gelmez. Nasıl ki çiğnemeden yuttuğumuz şey midemize zarar
veriyorsa, emek vermeden elde ettiğimiz şey de bize zarar verir; çünkü
helâl değil, haramdır. O hâlde bir şey elde etmek istiyorsak çalışmak,
alın teri dökmek ve emek vermek zorundayız.

-M-

Mahkeme kadıya mülk değil.
Hiçbir kimse, hizmet için bulunduğu kamuya ait bir makam ya da mevkide
ömrünün sonuna kadar kalamaz. Ayrıca o yeri kendi malı ve mülküymüş gibi
de kullanamaz. Gün gelir, onu o yere getirenler onu oradan alır, yerine
bir başkasını getirebilirler. Bu sebeple geçici de olsa devlete ait
olan yerleri işgal edenler, o yerlerde yetkilerini yanlış yolda
kullanmamalıdırlar.

Mal bulunur, can bulunmaz.
Mal ve mülk kazanmakla elde edilir. Bugün kaybeden, yarın gayretli
çalışması sonucu yine bulabilir. Ama can öyle mi ya? Canını kaybeden onu
bir daha elde edemez. Bu bakımdan insan canının kıymetini bilmeli, onu
tehlikeye atmamalı. Unutmamalıdır ki, ancak sağlığı yerinde olan insan
mal kazanabilir.

Mal canın yongasıdır.
İnsan, malına gelen zarardan, canına gelmişçesine acı duyar. Çünkü onu
kazanırken çok uğraşmış, canını dişine takmış, didinip durmuş ve mal
sanki onun bir organı gibi olmuştur.

Mart kapıdan baktırır, kazma-kürek yaktırır.
Mart ayı şiddetli soğukların olduğu bir aydır. Zaman zaman güneş görünse
ve havalar ısınıyor gibi olsa da soğuklar şiddetini azaltmaz. Çoklukla
bugünlerde yakacak tükenir, insanlar zor durumda kalırlar, evde bulunan
kazma-kürek saplarını bile yakmak zorunda kalırlar.

Mart`ta yağmaz, Nisan`da dinmezse sabanlar altın olur.
Mart ayı oldukça soğuk bir aydır. Bu ayda yağmurun yağması ürün için iyi
değildir. Nisan ise havaların ısınmaya başladığı bir aydır. Bu ayda
yağacak yağmur, hem de çok yağacak yağmur ürün için oldukça faydalıdır,
verimi artırır ve çiftçiyi son derece memnun eder.

Maşa varken elini ateşe sokma.
1. Bir işten gelebilecek zarardan kendini koruyacak bir yol vardır, o
yolu tut. Kendini zarardan koruduğun gibi rahat da edersin. 2.
Yaptırabileceğin biri varken tehlikeli bir işe kendin girme.

Mayasız yoğurt çalınmaz (tutmaz).
Bir işin başarıyla yürütülebilmesi, bir işten verim alınabilmesi için
uygun bir ortama, gerekli araç-gerece, az da olsa bir sermayeye ihtiyaç
vardır.

Mazlumun âhı, indirir şahı (yerde kalmaz).
Bk. “Kimsenin âhı kimsede kalmaz.”

Merhametten maraz doğar.
Bir kimsenin karşılaştığı kötü durum karşısında üzüntü duyar ve o kişiye
yardımda bulunur, iyilik ederiz. Ne var ki, kimileri kendisine
gösterilen bu yakın ilgiyi kötüye kullanır ve başımızı derde sokar.

Mermer iyi taştan, iyilik iki baştan.
Bk. “İyilik iki baştan olur.”

Mescide gerek olan meyhaneye haramdır.
Her özellikli şeyin gerekli olduğu bir yer vardır. Onun dışında başka
bir yerde kullanılamaz. Kullanılırsa son derece zararlı olur. İçki
Müslüman`a haramdır, dolayısıyla içemez ve bulunduramaz. Domuz eti
Hıristiyanların sofrasına konabilir ama Müslümanların sofrasına
sokulamaz. Aksi takdirde Müslümanlığın özüne zarar verilmiş olur.

Meyveli ağacı taşlarlar.
Öyle sıradan kimselerle pek uğraşan olmaz. Ama toplumda bir konum
edinmiş, bilgili, becerikli ve başarılı kimse kolayca hedef olur;
hücumlara maruz kalır. Çünkü onun toplumdaki konumu kimilerinin
kıskançlık duygularının kabarmasına yol açar.

Mızrak çuvala sığmaz (girmez).
Herkesin gözü önünde duran, apaçık bilinen gerçeklerin gizli tutulması, örtbas edilerek yokmuş gibi gösterilmesi imkânsızdır.

Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
Kolay kolay saklanamayacak kadar büyük bir yolsuzluk yapan kimse,
sorumluluktan kurtulma yollarını iyiden iyiye düşünür ve ortaya
çıkmasını önleyecek tedbirleri önceden alır.

Mirî malı balık kılçığıdır, yutulmaz.
Devletin malını mülkünü kendisine mal etmek son derece zor ve
tehlikelidir. Böyle bir teşebbüste bulunsa da rahatça kullanamaz, günün
birinde er veya geç bunun hesabı kendisinden sorulur.

Misafir kısmeti ile gelir.
Geleneklerimiz ve dinimiz olan İslâm, yoldan gelene, yolcuya, konuğa
gerekli ilgiyi göstermeyi ve ikramda bulunmayı emreder. Bu bakımdan
evimizi konuğa açmalı, onu başımıza gelmiş bir külfet gibi görmemeliyiz.
Eğer dinimizin buyurduğu gibi davranırsak misafiri ağırlamakta güçlük
çekmeyiz, evimize bereket dolar. Çünkü ikram edene, sakınmadan verene,
Yüce Allah misliyle verir. Dolayısıyla misafir kısmetini de getirmiş
olur.

Misafir on kısmetle gelir; birini yer dokuzunu bırakır.
Bk. “Misafir kısmeti ile gelir.”

Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.
Bir yere konuk olan, ev sahibinin kendisine özel olarak yapılmış çok
güzel şeyler ikram edeceğini düşünebilir. Ancak umduğuna kavuşamaz;
çünkü ev sahibi, evde ne varsa onu ikram eder. Bu bakımdan özel
yiyeceklerle ağırlanacağını düşünmemelidir.

Misafir üç gün misafirdir.
Geleneğimiz bir yerde haddinden fazla kalınmasını ve ev sahibine fazla
sıkıntı verilmesini hoş görmez. Konuğun bir evde kalmasını üç günle
sınırlar. Üç günden fazlası ev sahibini sıkıntıya soktuğu gibi, misafiri
de zor durumda bırakır. Bu bakımdan, konuk, ev sahibinin durumunu
anlamak ve üç günden sonra o yerden ayrılıp ev sahibini rahatlatmalıdır.
Unutulmamalı ki suratlarının asılmasına sebep olduğumuz insanların
yanına bir daha zor gideriz.

Muhabbet iki baştan.
Bk. “İyilik iki baştan olur.”

Mum dibine ışık vermez.
Konumu ve yapısı gereği etrafına ışık saçan mum, kendi dibini
aydınlatamaz. Güçlü kişiler de uzaktakileri kollayıp kayırdıkları ve
çokça yardım yaptıkları gibi kendi yakınlarına o kadar fayda
sağlayamazlar. Çünkü onlar her şeyden önce çıkarlarını düşünen insanlar
olmaktan uzaktırlar.

Mühür kimde ise Süleyman odur.
Hz. Süleyman`ın peygamber ve hükümdar olduğunu belirten bir mührü vardı.
Bu yetki gücünün işareti olarak görülmüş, burdan hareketle söze şu
anlam verilmiştir: Bir işte yetki kimde ise kuvvet ondadır, onun
buyrukları geçer.

Mürüvvete endaze olmaz.
Yiğit, mert, iyiliksever, cömert olmanın ne ölçüsü, ne de sınırı vardır.
Kişi bu hasletlerini olabildiğince geniş ve sınırsız tutabilir; tuttuğu
oranda da kendini değerli, eşsiz bir insan yapar.

N

Namaza meyli olmayanın kulağı ezanda olmaz.
Müslümanların günde beş kez yapmaları dince buyurulan ve dua okuyarak
kıyam, rükû, sücut, kuut denilen beden durumlarını, kuralınca
tekrarlayarak Yüce Allah`a edilen bir ibadettir namaz. Buna salât da
denir. Namaza çağrı işareti de ezandır. Namazı gerçekten kendine bir
görev bilmiş olanlar, onun vaktini dört gözle beklerler ve onun çağrı
işareti olan ezana da kulak verirler. Namaz ve ezan arasındaki bu
ilişkiden hareketle, atasözü şu anlamı vermek için söylenir: Kişi bir
işin esasıyla ilgileniyor ve ona karşı istek duyuyorsa, o şeyin
ayrıntılarıyla da ilgilenir; istemiyor ve ilgilenmiyorsa ayrıntılarıyla
da uğraşmaz.

Ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına.
Kişi, çalışma miktarına ve biçimine göre karşılık görür. Çok ve iyi
çalışan iyi, az ve kötü çalışan da kötü sonuçla karşılaşır. Elde edilen
verimin iyi veya kötü olmasında niyetin rolü de büyüktür.

Ne ekersen onu biçersin.
Nasıl davranırsan öyle karşılık görürsün. Birine kötülük yapan ondan kötülük, iyilik yapan da iyilik görür.

Ne karanlıkta yat, ne kara düş gör.
İleride zarara uğrayıp üzülmek istemiyorsan, karşına çıkabilecek
tehlikelere karşı şimdiden tedbir al. Bk. “Korkulu rüya görmekten…”

Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.
Kişi ummadığı bir duruma ulaşabilir, varlıklı ve başarılı olabilir. Bu
duruma ulaşan kimse çok şımarmamalı, sağında solunda bulunan kimseleri
küçük görmemeli, bu durumun sürüp gideceğini düşünmemelidir. Yarın
elinde olanı, bulunduğu konumu kaybedeceğini ve kötü duruma düşeceğini
de hesaba katmalıdır.

Nerde birlik, orda dirlik.
Hangi yerde, toplumda duygu, düşünce ve inanç birliği varsa dirlik ve
düzenlik de oradadır. Orada insanlar mutlu, huzurlu, başarılı ve uyumlu
bir hayat sürerler.

Nerde hareket, orda bereket.
Hareket olan yerde bolluk olur. Çünkü orada devamlı iş, çalışma ve
üretim vardır. Üretimin olduğu yerde de yokluktan değil, bolluktan söz
edilir ancak.

Ne verirsen elinle, o gider seninle.
Yaşadığı sürece yoksula, yetime, yolda kalmışa yardım eden, onları
doyurup giydiren ve gözeten kimse, bunların karşılığını öbür dünyada
alacaktır. Hatta Yüce Allah, ona kat kat fazlasıyla verecektir.

Ne yavuz (azgın) ol asıl, ne yavaş (şaşkın, miskin) ol basıl.
Sertlikten kaçın, ona buna saldırıp kimseyi ezme, yoksa seni kötü
biçimde cezalandırırlar. Çok sessiz, uyuşuk, pısırık, korkak ve yumuşak
da olma; yoksa seni hırpalayıp ezerler. İkisinin ortası bir yol izle.

Nikâhta keramet vardır.
Nikâh evlenenleri sevgi bağıyla bağlar. Daha önce tanışmadan evlenenler,
evlendikten sonra anlaşır ve birbirlerini severler. Bekâr durmaktansa
evlenmek yeğdir.

Nisan yağmuru altın araba, gümüş tekerlek.
Bk. “Mart`ta yağmaz, Nisan`da dinmezse…”

Niyet hayır, akıbet hayır (selâmet).
Bir şeyin yapılması önceden iyi niyetle istenip düşünülmüşse, o şeyin
sonu hayırlı olur. Kötü niyetle yapılan işten hayır gelmez.

vgokhan
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7173
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7895
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması Empty Geri: Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması

Mesaj tarafından vgokhan Bir Cuma Haz. 29, 2012 6:02 am

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması OAçıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması PAçıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması R
Oduncunun gözü omçada, dilencinin gözü çömçede.
Kişiler iş, meslek ve durumlarına göre kendilerine gerekli olan şeylerin peşine düşerler; onları elde etmeye çalışırlar.

Olacakla öleceğe çare bulunmaz.
İnsanın kaderinde ne varsa o olur, bunu değiştirmek mümkün değildir.
Dünyada olup biten her şey Yüce Allah`ın kaza ve kaderine göre olur.
Dolayısıyla ölüm de insanın iradesinin dışındadır. Eceli gelen, günü
dolan ölür; bu mutlaka olacaktır, bunun önüne geçilemez.

Olan dört bağlar, olmayan dert bağlar.
Zengin, varlıklı kişi dilediği gibi yaşar; istediği gibi yer, içer;
giyinir, kuşanır; rahatına rahat katar. Ama yoksul kişi değil rahatına
bakmak, geçimini temin edemediği için içten içe üzülür; acı çeker.

Olsa ile bulsayı ekmişler, hiç bitmiş (yel ile yuf bitmiş).

İnsan başarılı sonuca boş söz ve hayalle değil, çalışarak ulaşır ancak.
Bu sebeple “bu iş böyle, şu iş şöyle olsa, şu şartlar yerine gelse” gibi
sözler sarf etmekle insanın eline bir şey geçmez. İnsan bir şey
kazanmak istiyorsa hareket etmeli, çalışıp çabalamalıdır.

Ortak (kuma) gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş.
Bir erkeğin hanımları birbirleriyle iyi-kötü anlaşabilirler, ama kardeşlerin hanımları birbirleriyle geçinemezler.

Osmanlı`nın ayağı üzengide gerek.
Bir devleti ayakta tutmak, yüzyıllar boyu yaşatmak, sınırları
genişletmek, dini yaymak o kadar kolay bir şey değildir. Ancak
atalarımız bunu becermişlerdir. Becerirken de sürekli hareket hâlinde
olmuşlar, didinip çalışmışlar, dur durak bilmemişler, bir yere bağlanıp
kalmamışlardır. Onlar bilirlerdi ki, hareketsiz kalan, tembelleşen, bir
yere bağlanıp kalan (yani ayağını üzengiden çeken) kişi, ne başarılı
olabilir, ne de dirlik ve düzenliğini sağlayabilirdi.

Otu çek, köküne bak.
Bir kişinin kimliğini, nasıl birisi olup olmadığını öğrenmek için soyunu sopunu bilmek ve tanımak gerekir.

Otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye yayılır.
Ağızdan çıkan söz, çok çabuk duyulur; başkalarının diline düşer ve bir anda her tarafa yayılır.

Oturduğu ahır sekisi, çağırdığı İstanbul türküsü.
Kimi kişiler bulundukları yer ve şarta uymayan, ters düşen davranışlarda bulunur; kendilerini alay konusu ederler.

Oynamasını bilmeyen gelin yerim dar demiş.
Kimi beceriksiz, başarısız, kendisinden bekleneni veremeyen kişiler bazı
bahanelerin arkasına saklanarak açıklarını kapatmaya çalışırlar.

-Ö-

Ödünç güle güle gider, ağlaya ağlaya gelir.

İleride geri alınmak şartıyla verilen para, eşya ya da herhangi bir mal
her iki tarafı da mutlu eder. Veren yardımcı olduğu, alan da ihtiyacını
gördüğü için sevinir. Ancak geri verme zamanı gelince bu sevinç
kaybolur. Çünkü çoklukla geri ödeme ya çok geç yapılır, ya da ödünç
olarak verilen şeyin yıprandığı görülür. Bu durum ödünç verenle, ödünç
alanın arasını açar; dostlukları bozup zedeler.

Öfkeyle kalkan, zararla (ziyanla) oturur.
Öfkesine kapılarak iş gören sonunda güç duruma düşer. Çünkü öfkeli,
kızgın, sinirli insan iyi düşünemez, olup biteni iyi göremez, sonucu iyi
hesaplayamaz. Bu yüzden de yanlış iş yapar.

Öküze boynuzu yük değil.
İnsan, kendi yakınlarının işleri ile kendi işlerini yük saymaz. Her ne
kadar külfetmiş gibi görünüyorlarsa da, aslında yaptığı işler kişinin
kendi yararınadır. Bk. “Koça boynuzu yük değil.”

Ölenle ölünmez.
Her canlının hayatı sona erer. Bu kaçınılmaz bir sondur ve doğal
karşılanmalıdır. Çünkü ölüme çare bulunmaz. Bu bakımdan yakınını
kaybeden bir kimse, kendini tüketircesine üzülmemeli, sakin olup
dövünmeyi bırakmalıdır. Ne yaparsa yapsın, ne kadar üzülürse üzülsün
öleni geri getiremeyecektir.

Ölmüş eşek, kurttan korkmaz.
Bazı sebeplerden ötürü çok sıkıntı ve acı çeken, felâket üstüne felâket
görüp zarara uğrayan, kaybedecek bir şeyi kalmayan kimse, artık hiçbir
şeyden korkmaz; ne tehlikeye aldırır, ne de tehdide.

Ölüm kalım (dirim) bizim için.
İnsan yaşadığı gibi her an ölebilir de. Bu bakımdan öbür dünyayı da
hesaba katmalı, ona göre davranmalı, dinin buyruklarını yerine
getirmeli, bu dünyadaki işlerini de yarın öleceğini düşünerek bir yola
koymalı insan.

Ölüm ile öç alınmaz.
Düşmanlarının ölümünden sevinç duymak veya böyle bir duyguya kapılmak insana yakışmaz.

Önce can, sonra canan.
İnsanlar bencil yaratıklardır. Can da kıymetlidir. Kaybedilmesi göze
alınamaz. Bu bakımdan büyük fedakârlık gerektirecek konularda önce
kendilerini, sonra sevdiklerini ve yakınlarını düşünür insanlar.

Önce düşün, sonra söyle.
Ağızdan çıkan sözü değiştirmek ya da geri almak çok zordur. Sarf edilen
bir söz insanı güç durumda bırakabilir, zarara sokup pişman edebilir. Bu
sebeple bir sözü sarf etmeden önce dikkatlice düşünmeli, ne getirip
götüreceği iyice tartılıp hesaplanmalıdır.

Öpülecek el ısırılmaz.
Saygı, sevgi, bağlılık gösterilecek ve teşekkür edilecek kimse incitilmemeli; sert ve kaba davranışa muhatap kılınmamalıdır.

-P-

Padişahın bile arkasından kılıç sallarlar.
Kendisinden çekinilen kimselerin yüzüne karşı bir şey diyemeyenler onu
arkasından çekiştirirler, hakkında atıp tutarlar. Çünkü hasmı karşısında
değildir, arkasından konuşmak da kolaydır.

Papaz her gün pilâv yemez.

İnsanın önüne her zaman aynı nitelikte elverişli bir imkân çıkmaz. Çünkü şart, zaman ve imkânlar sürekli değil, değişkendirler.

Para ile imanın kimde olduğu belli olmaz (bilinmez).
İman her şeyden önce içsel, yani kalbî bir olaydır. İnsanların
imanlarını sözle dile getirmeleri mümkünse de, bunu çıkar için yapıyor
olabilirler. Dolayısıyla gerçekten kimin iman ettiğini bilmemiz
imkânsızdır. Para için de aynı şey söz konusudur. Kimse kolay kolay
parasının olduğunu söylemez, gizleme yoluna gider. Kimi cimri olan ve
yoksul bir hayat yaşayan insanların çok zengin, kimi cömert ve eli açık
insanların da parasız olduğu çok görülmüştür. Bu bakımdan para ile
imanın kimde olduğu pek bilinmez.

Paranın yüzü sıcaktır.
Para çekicidir ve öyle kolayca geri çevrilemez. Çünkü paranın gücü, pek
çok maddî sorunu halleder. Bu sebeple insanlar parayı görünce gevşer,
ona kavuşma isteği duyar, kendisinden istenen işi de kolayca yapma
eğilimi gösterir.

Para parayı çeker.
Elde para bulunursa onunla yeni paralar kazanılır. Bilinen o ki, pek çok
işte sermaye şarttır. Sermayen ne kadar çoksa, o kadar büyük iş yapar
ve o kadar da çok kazanırsın.

Parayı veren düdüğü çalar.
Para harcayan kimse istediğini elde edebilir. İş yapabilir,
yaptırabilir; satın alabilir, aldırabilir; hemen her istediği maddî şeye
kavuşması mümkündür.

Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
Bir iş, durum ya da olayın nasıl sonuçlanıp sonuçlanmayacağı şimdiki gidişinden anlaşılıp belli olur.

Pilâv yiyen, kaşığını yanında (belinde) taşır.
Bir şeyden yararlanmak isteyen kişi, bunun için gereken aracı eli altında bulundurmalıdır.

Pilâvdan dönenin kaşığı kırılsın.
Yararlı bir şeyi elde etmek isteyen insan sonuna kadar uğraşıp didinmeli, direnmeli ve mücadele etmekten kaçınmamalıdır.

Püf demeye dudak ister.
Bir şeyi yapmak için kuşkusuz bilgi, beceri ve araç oldukça önemlidir.
Ancak bunlardan da önemlisi o işi yapma isteği, gücü ve cesaretidir.
Bunlar olmadan işin başarıya ulaşması zorlaşır.

R

Ramazanda yalan söyleyenin (oruç yiyenin) bayramda yüzü kara olur.
Gerçeği yalanla kapatmak mümkün değildir. Bu bakımdan kişi yalan
söyleyerek işlerini uzun süre yürütemez. Söylediğinin yalan olduğu, asıl
meselenin mahiyeti çok geçmeden anlaşılır. Gerçek ortaya çıkar; işte o
zaman, yalan söyleyerek işlerini yürüten kimse de utanır; kimsenin
yüzüne bakamaz olur.

Rüşvet kapıdan girince iman bacadan çıkar.
Rüşvet, yaptırılmak istenilen bir işte kolaylık sağlanması için bir
kimseye mal ve para olarak sağlanan çıkardır. Dinimiz olan İslâm rüşvet
alıp vermeyi haram kılmış, haksız bir kazanç olarak görmüştür. Eğer
inananlardan biri, Yüce Allah`ın buyruğuna uymayıp bu yasağı çiğnerse,
büyük haksızlık etmiş olur; dolayısıyla imanını da kaybeder.

Rüzgâra tüküren kendi yüzüne tükürür.
İnsan kimle, ne ile mücadele edeceğini bilmelidir. Karşı koyacağı şeyin
gücü ne? Onunla ne kadar baş edebilir? Sonuç ne olabilir? Bütün bunları
iyice tartmalıdır. Eğer kişi gücünün üstünde bir güce saldırmaya, onunla
boy ölçüşmeye kalkışırsa, sonuç alamaz; sonuç alamadığı gibi zararlı da
çıkar, yıpranır.

Rüzgâr eken, fırtına biçer.
Kişi bir kötülük yaparsa, yaptığı kötülüğün çok daha kötüsü ile karşılaşır; büyük felâketlere uğrar, zarar görür.

Rüzgâr esmeyince yaprak kıpırdamaz (dal oynamaz).
Meydana gelen her olayın, her durumun belli bir sebebi veya etkeni vardır.

Rüzgârın önüne düşmeyen yorulur.
Toplumun genel gidişatına, ilkelerine, değer yargılarına karşı çıkan,
uymayıp ters yönde hareket eden kişi pek çok engellerle karşılaşır;
yorulup yıpranır.




vgokhan
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7173
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7895
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması Empty Geri: Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması

Mesaj tarafından vgokhan Bir Cuma Haz. 29, 2012 6:03 am

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması S
Sabah ola, hayır ola (gele).
Sabah olsun, o vakte kadar işi belki düzelir. Çünkü gündüz geceden daha hayırlıdır. Bk. “Akşamın hayrından sabahın şerri…”

Sabır acı ise de (acıdır) meyvesi tatlıdır.
Acı, yoksulluk, haksızlık gibi üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan
onların geçmesini bekleme erdemi gösteren ve direnen kişi, sonunda kârlı
çıkar. Çünkü Yüce Allah, sabredenlerle beraberdir; onları sabırları
karşılığında mutlaka mükâfatlandıracaktır.

Sabreden derviş, muradına ermiş.
Hiç kimse amacına öyle birdenbire ve kolayca ulaşamaz. İnsanın karşısına
pek çok engel çıkabilir, uzun zaman beklemesi gerekebilir, başına türlü
hâller gelebilir; işte bütün bunlara sabreden, direnişini yılmadan
sürdüren kişi istediğine kovuşup ulaşabilir.

Sabreyle işine, hayır gelsin başına.
Bir iş yapmaya giriştiğinde karşına çıkan zorluklar sebebiyle kızıp
öfkeye kapılmaz, acele edip gevşemez, azmini yitirmezsen başarı da,
hayırlı sonuç da senin olur.

Sabrın sonu selâmettir.
Olan veya olacak tüm zorluklara göğüs geren, telâş ve öfkeye kapılmadan
başına gelen felâketlerin geçmesini bekleyen, ses çıkarmadan bunları
aşma erdemi gösteren kimse, sonunda esenliğe erecektir.

Saçın ak mı kara mı, önüne düşünce görürsün.
Acele etme, herhangi bir yargıya varma; sonucun ne olduğunu biraz sonra, iş bitince, kendi gözlerinle görüp anlarsın.

Sadık dost akrabadan yeğdir.
Dostluğu, bağlılığı gerçek ve içten olan dost, akrabadan daha iyi ve hayırlıdır.

Sefa ile yenen cefa ile kazanılır.

Kaygısız, sakin, zevk ve gönül rahatlığı içinde yenen para, sıkıntı çekilerek ve alın teri dökülerek kazanılmıştır.

Sağ baş yastık istemez.
Sağlığı yerinde olan bir insanın durup dururken yattığı pek görülmez. Eğer yatmak istiyorsa, bilin ki o hastadır.

Sağ elinin verdiğini sol elin görmesin.
Birine yaptığın iyiliği gizli tut. Herkesin gözü önünde yaparsan, yardım
yaptığın kişiyi incitebilirsin. Onun da bir onuru vardır, bil. Dinimiz
olan İslâm da zekât ve sadakaların verilmesinde bu gizliliğe uymayı
emretmiştir. Aslolan kişinin kendini gösterip övdürmesi değil, kendini
göstermeden yardım yapıp yoksulu sevindirmesidir.

Sağır işitmez, uydurur (yakıştırır).
1. İşitme duyusundan yoksun, işitmeyen kimse, yakınında konuşulanları
duymaz. Ama konuşulanlara bakarak değerlendirmeler yapar, anladığını
sanarak bir şeyler yakıştırıp karşılık verir. 2. Bir olayın içyüzünü
bilmeyen kimse, görünüşe göre bir sonuca varır; vardığı sonucu da doğru
sanır.

Sağlık, varlıktan yeğdir.
Vücudun hasta olmaması, vücut esenliği her şeyden önemlidir. Çünkü bir
şeyin tadını alabilmek, bir şeyden gerektiği gibi yararlanabilmek için
sağlıklı olmak şarttır. Her şeyiniz var, ama ondan istifade edecek
durumunuz yok. Neye yarar?

Sahipsiz eve it buyruk.
Bk. “Issız eve it buyruk.”

Sakınılan göze çöp batar.
Üzerine çok düşülen şeyler daha çok kazaya ve zarara uğrar. Olabileceği
düşünülen kötü durumlara karşı önlem almak gereklidir, ancak orta bir
yol izlemeli, aşırılığa düşülmemelidir.

Sakla samanı, gelir zamanı.
Gereksiz görülen, işe yaramaz kabul edilen şey günün birinde, ileride
lâzım olabilir. Bu sebeple önemsiz gördüğümüz şeyleri bir kenara atıp
elden çıkarmamalı, onları saklamalıyız.

Sanat altın bileziktir.
Bir kenarda saklanan altın, günü gelince bozdurulup kullanılır. Sanat da
altın bilezik gibidir. Günü gelir gerekli olur. Bir sanata sahip kimse,
sanatını uygulama alanına sokarak ondan geçimi için kazanç sağlar,
yararlanır. Dolayısıyla sanat, altın gibi değerini hiçbir zaman
kaybetmez.

Sana taşla vurana, sen aşla vur (dokun).
Sana sert, kaba, acımasız davranana, sen yumuşak davran; o incitiyorsa, sen incitme; kötülük ediyorsa, sen iyilik et.

Sanatını ustadan öğrenmeyen (görmeyen) öğrenemez.
Her işin, her sanatın kendine göre birtakım incelikleri vardır. Çok
çalışmak, kendi kendine çalışmakla bu incelikler öğrenilemez. Bu
incelikler, pek çok deneme yapmış ve tecrübe kazanmış ustadan öğrenilir
ancak. Çünkü usta denen kişi, kendinden öncekilerin tecrübelerinden
yararlanan, sanatını gereği gibi öğrenip işinin sırlarını bilen kişidir.

Sana vereyim bir öğüt: Kendin ununu kendin öğüt.
Kişi, kendi işini kendisi yapmalıdır. İşini başkasına bırakmazsa içi
rahat eder, sıkıntıya düşmez. Hem işi kolay yürür, hem de istediği gibi
olur.

Sarımsağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış.
İnsanlar kötü yanlarını kolay kolay belli etmezler. Bunun için haklarında yargıda bulunmakta acele etmemek gerekir.

Sayılı gün tez geçer.
Sayısı belli olan, bir işin yapılması için önemli ve az görülen belirli
zaman süresi çok çabuk geçer. Kişi işine öyle dalar ki, bugünlerin nasıl
geçtiğinin farkına bile varmaz.

Sayılı koyunu kurt kapmaz.
Birine teslim edeceğiniz bir şeyi eğer sayarak, ölçerek ya da tartarak
verirseniz, emanet alan kişi onu daha iyi korur; içinde bir kötülük
varsa bile, sayılı olduğunu bildiğinden ötürü bundan vaz geçer; dikkatli
olur.

Sebepsiz kuş bile uçmaz.
1. Dünyada her şeyin olmasına veya bir hâlde bulunmasına yol açan bir
sebep vardır. Bu sebepleri de yaratan Yüce Allah`tır. Sebeplerin sırrını
da gerçek anlamda yalnız O bilir. 2. Bir yardımcı, bir yol gösterici
olmadan işler başarıya ulaşmaz.

Sel gider kum kalır (kişi ettiğini bulur).
Geçici olanlara değil, kalıcı olanlara önem vermek gereklidir. Hayatın
akışı içinde yaşadığımız olayların, bulunduğumuz yerlerin, ilişki
kurduğumuz insanların bir aslî olanları, bir de gelip geçici olanları
vardır. İşte bizim için bu aslî olanlar, kalıcı olanlardan daha
önemlidir.

Sen ağa, ben ağa; bu ineği kim sağa?
Kişi, üzerine düşen işten kaçmayıp onu yapmalıdır. Herkes işini bir
kenara bırakıp keyfini düşünürse işler ortada kalır, bir sonuç
alınamadığı gibi iş düzeni de bozulur, karışıklık çıkar, tatsızlık
başlar.

Sen işlersen mal işler, insan öyle genişler.
Mal-mülk edinmenin, para kazanmanın yolu çalışmaktır. İnsan ne kadar çok
çalışırsa, o kadar da çok kazanır; gittikçe de zenginleşir, rahat bir
hayata kavuşur.

Sen işten korkma, iş senden korksun.
Bir işi başarmada azim ve cesaret çok önemlidir. Eğer girişeceğin işi
gözünde büyütür, bunun altından kalkamam diye korkar, azmini yitirirsen
başarılı olamazsın. Korkma, cesaretle işin üstüne üstüne git, bak nasıl
iyi bir sonuç alacaksın.

Serçeden korkan darı ekmez.
Tehlikeleri gözünde büyüterek işe girişmekte çekingen davranan kimse,
amacına ulaşamaz. Unutulmamalıdır ki, her işin kendine göre zor bir yanı
vardır. Amacına kavuşmak isteyen de bunları göze almalıdır.

Sermayen bir yumurta ise taşa çal.
Sermaye, bir işin kurulup yürütülmesi için gerekli olan, önemi büyük bir
güven kaynağıdır. Eğer bu kaynak işe yaramayacak, seni yarı yolda
bırakacak kadar küçük ve önemsizse, o işten hemen vazgeçmelisin; ona bel
bağlayıp yola çıkarsan sonunda zarar görür, pişman olursun.

Sevda geçer yalan olur, sonra sokar yılan olur.
Tutku hâlini almış aşırı sevgi, başlangıçta sevenleri birbirine bağlayan
güçlü bir bağdır. Karşılıklı sevgi bittiği anda bu bağ kopar; tutkuya
dönüşmüş olan sevgi de kısa zaman sonra yerini karşıtı olan nefrete
bırakır, taraflara büyük zarar verici odak hâline gelir.

Seyrek git sen (sıkça varma) dostuna, kalksın ayak üstüne.
Dostumuz da olsa, sık sık yanına giderek kişiyi rahatsız etmek doğru
değildir. Onu bezdirmemek, kendimizden soğutmamak, gittiğimizde de yakın
ilgi görmek ve lâyıkıyla ağırlanmak istiyorsak, ziyaretlerimizi uzun
zaman aralıklarıyla ve arada sırada yapalım.

Sıçan çıktığı deliği bilir.
Yasalara aykırı, yolsuz, gizli bir iş yapan kimse, kalkıştığı bu eylemin
doğuracağı sonuçları önceden enine boyuna hesaplar; yakayı ele
vermemek, yakalanmamak için gerekli önlemleri alır; nereye, ne zaman ve
nasıl kaçacağını bilir.

Sıçan geçer yol olur.
Küçük ve basit de olsa, olumsuz ya da kötü bir işin yapılmasına izin
verilmemelidir. Eğer bir kez izin verilirse, sürekli yapılmaya başlar ve
alışkanlık hâline gelir. Bu giderek gelenekleşir ve pek çok kimse o
zararlı yolu takip eder.

Sinek küçüktür ama mide bulandırır.
Önemsiz, küçük gibi görünse de, kötü ve olumsuz bir şey insan üzerinde iyi bir etki bırakmaz.

Sinek pekmezciyi tanır.
Çıkarını kollayan, kendini düşünen, işinin ehli olan kimse, kimden yararlanacağını iyi bilir.

Soğanın acısını yiyen bilmez doğrayan bilir.
Bir işteki güçlüğü, çekilen sıkıntıyı, o işin içinde olanlar, o işi
başarmaya çalışanlar bilir; işin sadece sonucundan yararlananlar ise
bundan habersizdirler.

Sona kalan dona kalır.
Bir işin yapılmasında geç kalan, zamanını kullanamayan kimse istediği şeyi elde edemez.

Son pişmanlık fayda vermez.
İş işten geçtikten sonra pişman olmanın bir yararı yoktur. Önemli olan
bir zarara uğramadan önce, yapılacak işe iyi düşünerek, tedbir alarak
girmek ve kötü bir sonla karşılaşmamaya çalışmaktır.

Sonradan gelen devlet, devlet değildir.
Kişi yaşlandıktan sonra gelen zenginlik işe yaramaz. Çünkü zengin, varlıklı olmanın tadı ancak gençlikte çıkarılır.

Soran yanılmamış.
İnsanoğlu her şeyi bilemez. Pek çok bilgiye sahip olan kimsenin bile
bilmediği pek çok şey vardır. Bu sebeple bir işe girişmeden önce,
yanılgıya düşmemek ve yanlışa sapmamak için o iş konusunda birilerine
soru sormak, onlardan bilgi almak son derece gereklidir.

Sora sora Bağdat bulunur.
İnsan sora sora bilmediği işleri ve çok uzak yerleri bile öğrenip bulabilir.

Sorma kişinin aslını, sohbetinden bellidir.
Bir kişinin kim olduğunu, soyunu sopunu öğrenmenin bir gereği yoktur.
Onu tanımak, karakteri hakkında bilgi edinmek istiyorsan konuşmasına,
fikirlerine, inançlarına, hâl ve hareketlerine bak; bu sana yeterli
ipuçlarını verir.

Söyleyenden dinleyen arif gerek.
1. Çok söz söylemek yerine çok dinlemek daha iyidir. Çünkü öğrenmenin en
önemli yollarından biri de dinlemektir. Ayrıca çok konuşanın çok hata
yaptığı da ortadadır. 2.Kimi konuşmacılar üstü kapalı, sanatlı ve derin
anlamlı konuşurlar. Bu durumda söylenenlerin anlaşılması, dinleyenin
bilgi ve anlayış yeteneğine bağlı kalır. Dinleyen, ne denmek istendiğini
çaba göstererek anlamalıdır.

Söz ağızdan çıkar.
Faziletli, dürüst, ahlâklı ve mert kişi ağzından çıkan sözü bilir; ona
bağlı kalır, verdiği sözden dönmez ve onun gereğini yerine getirir.

Söz gümüşse, sükût altındır.
Konuşmak her ne kadar iyiyse de, susmak bazen konuşmaktan daha iyi sonuç
verir. Öyle ki, hiç ummadığı zamanda bile kişinin sarf ettiği sözler
başına iş açabilir; onu zor duruma sokabilir.

Sözünü bil, pişir; ağzında der, devşir.
Söyleyeceği sözün ne anlam taşıdığını, ne gibi sonuçlara yol açacağını
düşünmeli; derleyip toparlamalı, ondan sonra söylemelidir insan. Eğer
söz ağza geldiği gibi, bir tartıdan geçirilmeden söylenirse insanın
başına umulmadık dertler açabilir.

Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.
Sözün insan üzerindeki etkisi tartışılmaz. İyi, güzel, akıllıca ve
yerinde söylenmiş sözler çoklukla insanlar üzerinde olumlu etkiler
bırakır; inandırıcı, kabullendirici, yumuşatıcı bir rol oynayarak
rayından çıkmak üzere olan işleri bir düzene sokar. Bunun yanında, kimi
kırıcı, kaba, sert, düşünülmeden söylenmiş, ölçüsüz sözler de kimi
tepkilere yol açar; anlaşmazlıklara, kavgalara sebep olur; işler çıkmaza
girer, giderek büyür ve kimilerinin ölümüne bile sebep olur.

Su akarken testiyi doldurmalı.
İnsan eline geçen fırsatları değerlendirmeli, karşısına çıkan
imkânlardan yararlanmasını bilmeli, mümkün olduğunca mal-mülk edinmeli,
geleceğini güvence altına almalıdır. Çünkü her zaman uygun bir fırsat
yakalaması mümkün olmayacaktır.

Su bulanmayınca durulmaz.
Kimi iş, konu, olay ya da durumlar pek çok tartışma, çekişme ve
mücadeleden sonra aydınlığa kavuşur. Hemen herkes niyetini açığa vurur,
fikrini söyler, söylenmedik bir şey kalmaz, sonunda mesele çözülür ve iş
yoluna girer.

Su bulununca (görülünce) teyemmüm bozulur.
Bir zorunluk dolayısıyla yapılmakta olan bir işin, bu zorunluk ortadan
kalkınca gereği gibi yapılmak için yeni baştan ele alınması gerekir. Bir
başka deyişle, işimizde kullanacağımız asıl şey elimize geçince, daha
önce onun yerine koyduğumuz benzerinin bir hükmü ya da değeri kalmaz.

Su küçüğün, söz (sofra) büyüğün.
Öncelikle büyükler sayılmalı, küçükler de korunmalıdır. Geleneklerimiz
ve dinimiz, korunmada önceliği çocuğa vermiştir; çünkü çocuk daha güçsüz
ve dayanıksızdır. Saygıda ise önceliği büyüklere vermiştir, çünkü
çocuğun bütün ihtiyaçlarını karşılayan odur.

Su testisi su yolunda kırılır.
Bir kişi amaç edindiği işte veya ülküde, tuttuğu yolda çeşitli engellerle karşılaşır; kazaya uğrar, zarar görür, hatta ölür de.

Su uyur, düşman uyumaz.
Kimi akar sular vardır ki sanki akmıyormuş, durgunmuş gibi görünür. Buna
asla kanmamak gerekir. Çünkü durgun akan sular daha ziyade tehlikeli
olanlardır, asıl akış ve hareket diptedir. Düşman ise bundan daha
tehlikelidir. Ona karşı her zaman çok dikkatli ve uyanık davranmak
gerekir. Çünkü ne zaman harekete geçeceği, ne yapacağı belli olmaz.
Unutulmamalıdır ki, düşman fırsat düşkünüdür, fırsatı kollar.

Suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından kork.
Bk. “Adamın yere bakanından…”

Sükût ikrardan gelir.
Susmak kabul etmek demektir. Bir kişi, kendisine yapılan suçlamalara
karşı itiraz etmiyor, kendisine yapılan tekliflere ses çıkarmıyorsa, bu
“evet, kabul ettim” demek anlamına gelir.

Sürüden ayrılanı (ayrılan kuzuyu, koyunu) kurt kapar (yer).
Herkesin tuttuğu yolu bırakıp ayrı bir yol tutturanlar, herkesin
yaptığını yapmayanlar, ya da arkadaşlarının yardımıyla yapılan bir işten
ayrılanlar büyük zarara uğrarlar.

Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer.
Bir olaydan gerekli dersi alan, zarar gören kimse, ona benzer bir işle karşılaştığında uyanık davranır; tedbirli olur.

Ş

Şahin, sinek avlamaz.
Yüce amaçlar peşinde koşan ve kendini ona lâyık gören kimseler küçük,
önemsiz, değersiz şeylerin ardına düşüp de vakit geçirmezler.

Şakanın sonu kakadır.
El veya dil ile yapılan şakadan, eninde sonunda hoş olmayan bir durum veya kavga çıkar.

Şap ile şeker bir değil.
Dış görünüşleri bakımından kimi nesne ve varlıklar birbirlerinin aynı
görünürler. Oysa özde ve nitelikte birbirlerinden çok farklıdırlar.

Şeriatın kestiği parmak acımaz.
Şeriat, Kur`an`daki ayetlerden, Hz. Peygamber`in sözlerinden çıkarılan
dinî temellere dayanan Müslümanlık kanunları, yani İslâm hukukudur. Bu
kanunların karşısında herkes eşittir, ayrımcılık yapılmaz. Buradan yola
çıkılarak ata sözü şu anlamda gelişmiştir: Kanunların uygun gördüğü
cezaya katlanılır; bu durumu, zarar gören kişi de saygıyla karşılar.

Şeytanın dostluğu darağacına kadardır.
Kimi insanlar vardır ki, tıpkı şeytan gibidirler. Kurnaz, düzenbaz,
alçak ve kötü niyetlidirler. Bunlar kimilerini çıkarları için türlü
yollara iterler, kandırıp yoldan çıkarırlar, tehlikeli işlere
bulaştırırlar. Bütün bunları yaparken kendisi ile beraber olduklarını
söylerler ama belâ ve felâketlerle karşılaştıklarında, ölümle burun
buruna geldiklerinde onu hemen terk ederler.

Şeytanla kabak ekenin, kabak başına patlar.
Kötü, alçak, düzenbaz, kurnaz biri ile ortak bir işe girenin başına
türlü felâketler gelir; oynadıkları oyundan en çok zarar eden o olur.

Şimşek çakmadan gök gürlemez.
Kimi önemli olaylar meydana gelmeden, bir gürültü kopmadan önce bazı belirtileri görülür.

Şöhret afettir.
Herkesçe bilinme, tanınma ve bir üne kavuşma insanın lehineymiş gibi
görünüyorsa da aslında daha çok aleyhinedir. Şöyle ki: Kişi belki
şöhreti sayesinde kimi maddî imkânlara kavuşabilir ama kaybettikleri
daha fazladır. Çok ünlenmek insanı kibirli yapar, insana ne olduğunu
unutturur, yavaş yavaş gerçek dostlarını kaybeder. Herkesin dikkati
üzerinde olduğu için doğal ve özgür bir şekilde yaşayamaz, aşırı ilgiler
onu sürekli rahatsız eder, dolaylı olarak kimi istekler ve baskılarla
karşılaşır, bütün bunlar onu sıkıntıya ve bunalıma sürükler, huzuru
kalmaz, sunî bir hayatın esiri olur.

vgokhan
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7173
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7895
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması Empty Geri: Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması

Mesaj tarafından vgokhan Bir Cuma Haz. 29, 2012 6:04 am

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması TAçıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması UAçıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması V
Tan yeri ağarınca hırsızın gözü kararır.
Doğru olmayan yollara başvurarak çıkar sağlayan, gizli kapaklı işler
çeviren kişi, bu kirli ve karanlık işleri çevirmesine imkân sağlayan
şartlar ortadan kalkınca şaşırır; ne yapacağını bilemez olur, iş yapamaz
hâle gelir.

Tarlanın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın.
Ekilen tarla yeterince sulanırsa daha fazla ürün verir. Eğer tarla suya
yakınsa hem kolay, hem de çok sulanma imkânı doğar. Bu durum da tarlayı
değerli kılar. Bu tarla bir de eve yakınsa daha da kıymetli olur. Çünkü
bir yandan tarlaya olan ulaşım, bir yandan tarlanın bakımı, bir yandan
da tarlanın korunması kolaylaşmış olur.

Tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü olmaz.
Emeksiz, çabasız verim düşünülemez. Tarlasını gerektiği gibi sürmeyen,
işleyip çapalamayan, gübresini zamanında vermeyen, sulayıp yabancı
otlardan temizlemeyen kişinin tarladan ürün beklemeye hakkı yoktur.

Tarlaya saban, sürüye çoban.
Bir tarla iyi sürülür ve işlenirse istenen ürünü verir. Sabanın
girmediği tarla kısa bir süre sonra yozlaşıp çoraklaşır, ekilemez olur.
Bunun gibi bir sürüden de verim bekleniyorsa, onu iyi bir çobana teslim
etmelidir. Çünkü iyi bir çoban, sürünün nerede besleneceğini, bakımının
nasıl yapılacağını bilir.

Taşa çıkan keçinin, ağaca çıkan oğlağı olur.

Bk. “Ağaca çıkan keçinin, dala bakan…”
Taş düştüğü yerde ağırdır (Taş yerinde ağırdır).
Herkes, her şey kendi çevresinde önem taşır. Çünkü kişi bulunduğu yerde
tanınmış, kendisine bir çevre edinmiş, hatırı sayılır bir yere
gelmiştir. Yabancısı olduğu bir yerde yeterince tanınmadığı gibi kıymeti
de bilinmez.

Taşıma (dökme) su ile değirmen dönmez.
Bir işin yapılmasında güç, emek ve sermaye çok önemlidir. İşi yapacak
olan bunlardan yoksunsa, başkalarının küçük katkılarıyla, derme çatma
yardımlarıyla sürekli ve büyük bir işi yürütemez.

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.
Sert ve kırıcı olmayan, yumuşak, hoşa giden, gönül alıcı, okşayıcı,
etkileyici, inandırıcı ve yerinde söylenmiş söz insanın hoşuna gider; bu
söz en azgın kişinin bile inadını kırar, onu yumuşatır ve yola getirir.

Tatlı ye, tatlı söyle (konuş).
Kırıcı, üzücü, incitici konuşmalardan sakın; güzel, hoşa giden bir dil
kullan; yerinde ve inandırıcı konuş ki karşındaki memnun olsun; sen de
sevil ve sayıl.

Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış.
İstediği etkiyi yapmaktan çok uzak kalan kişi küser, darılır; ne var ki; karşısındaki kişi, onun bu durumunu bilip anlamaz.

Tayfanın akıllısı, geminin dümeninden uzak durur.

Kendini bilen, sorumluluk sahibi, akıllı kişi altından kalkamayacağı,
beceremeyeceği işlerin idaresinden uzak durmaya çalışır. O bilir ki,
bunun aksine bir hareket hem kendini, hem de başkalarını zarara uğratır.

Tebdil-i mekânda ferahlık vardır.
Bulunduğu yeri veya çevreyi kimi zaman değiştirmek, daha değişik yerleri
görüp gezmek insanın sıkıntısını giderir; ona rahatlık, ferahlık verir.

Tek kanatla kuş uçmaz.
Kimi işler vardır ki, yardımcısız, araç-gereçsiz yapılamaz. İşin iyi ve olumlu sonuç vermesi için bunlar mutlaka gereklidir.

Tekkeyi bekleyen çorbayı içer.
Bir işin başarılmasında türlü sıkıntılara katlanıp sabretme, azim ve
gayret gösterme, uzun süre çalışıp emek verme son derece önemlidir.
Bütün bunları yerine getiren kişi, eninde sonunda bu davranışının
yararını görür; bir mükâfata mutlaka kavuşur.

Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin.
İş görmeyi, çalışmayı sevmeyen; çaba göstermekten, sıkıntıdan kaçan
kimse, kendisinden bir konuda yardım istendiğinde, yardım edeceği yerde
çözüm yolları gösterir ve işten kaçmaya çalışır.

Terazi var, tartı var; her şeyin bir vakti var.
Hemen her şeyin, her işin bir ölçüsü ve zamanı vardır. Eğer bunlara
dikkat edilmezse işler yolunda gitmez, karışıklık baş gösterir, hayat
alt-üst olur, düzen gerektiği gibi kurulamaz.

Tereciye tere satılmaz.
Birine çok iyi bildiği bir şey öğretilemez, bir konuda bilgi verilemez.
Böyle bir şeye kalkışan ya da çalışan kendisini gülünç duruma sokar.

Terzi kendi söküğünü dikemez.
İnsanlar başkalarına yaptıkları hizmetleri kendilerine gelince çoğu kez savsaklarlar, ya da yapmaya zaman ve fırsat bulamazlar.

Testiyi kıran da bir, suyu getiren de.
İyilik ödülsüz, kötülük de cezasız kalır; yahut her ikisi eşit tutulur
da aralarında bir fark gözetilmezse adaletsiz davranılmış olur. Bu durum
da düzeni bozar, yönetimin iflâsına neden olur.

Teşbihte (temsilde) hata olmaz.
Kimi zaman yapılan benzetmeler çirkin ve kaba da olsalar söze güç katmak
için yapılırlar. Dolayısıyla bunların söz arasında kullanılmasından
kimse alınmamalıdır.

Tevekkelin (tevekküllünün) gemisi batmaz (eşeğini kurt yemez).
Tedbirini aldıktan sonra fazla titizlikten uzak duran, her şeyi artık
Yüce Allah`a bırakıp boyun eğen kimsenin malına, işine zarar gelmez.

Tırnağın varsa başını kaşı.
Kendi bilgi, beceri ve imkânın varsa, bunlara da güveniyorsan bir işe
giriş; yoksa vaz geç. Bil ki, kimseden kimseye hayır yoktur;
başkalarından kolay kolay yardım da gelmez, gelse de pek bir işe
yaramaz.

Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır.
Meslek veya alışkanlık gereği olan bir sonuçtan kaçınılmaz. Daha önce
kopup ayrılmış olsa da, kişi bağlı olduğu çevreye, işe veya bir
alışkanlığa eninde sonunda, şu ya da bu sebepten ötürü döner.

Tilki tilkiliğini bildirinceye kadar post elden gider.
1. İşlemediği hâlde suçlu görülen kimse, suçsuz olduğunu kanıtlayıncaya
kadar yeterince ceza çeker. 2. Kurnaz ve düzenbaz kimse, sahasında ne
kadar hünerli olduğunu gösterinceye kadar, kendisinden daha hilekâr
birinin tuzağına düşer.

Tilkiye, “Tavuk kebabı yer misin?” diye sormuşlar; “Adamı güldürmeyin” diye cevap vermiş.
Bir kimseye düşkün olduğu, çok sevip özlediği, elde etmek için yanıp
tutuştuğu bir şeyi, “İster misin? Arzu eder misin?” diye sormak son
derece yersiz, hatta abes ve gülünçtür.

Tok, acın hâlinden bilmez (Var ne bilsin yok hâlinden).
Para, mal gibi şeyleri elde etmiş; açlığını gidermiş ve bunlara doymuş
olanlar, yoksulların çektikleri sıkıntıyı, içine düştükleri geçim
darlığını anlamazlar. Toprağı işleyen, ekmeği dişler.
Emeksiz yemek olmaz. Çalışmayan, bir uğraş vermeyen, alın teri dökmeyen kişi verim elde edemez.

Tuz, ekmek hakkını bilmeyen kör olur.
Birinin ekmek yedirip iyilik ettiği kimse, bütün bunlara karşılık
üzerinde hakkı bulunan insana karşı nankörlük edip hıyanet içinde olursa
başına türlü felâketler gelir.

Türk karır, kılıcı karımaz.
Türk insanı ihtiyarlar ama mücadele gücünden, direnme azminden bir şey kaybetmez.

Türkün aklı sonradan gelir.
Yaratılışı gereği saf, samimî, dürüst ve merttir Türk insanı. Art
düşüncelerden uzak kaldığı gibi, içten pazarlıklı da değildir. Bunun
için olsa gerek, giriştiği bir işte pek hesap-kitap yapmaz; çıkarını
hemen öyle aklına getirmez. Öte yandan bir olay karşısında ne yapmak
gerektiğini de hemen düşünemez. Dolayısıyla kendisi için hazırlanan kimi
tuzaklara düşmekten kurtulamaz. Bir süre sonra aklı başına gelir, işin
iç yüzünü anlar, doğru yolu bulur ama iş işten de geçmiş olur.

U

Ucuz alan pahalı alır (pahalı alan aldanmaz).
Ucuz alınan mal genellikle kötü, dayanıksız ve çürük maldır. Kolay
yıpranır, eskir ve çabuk atılır. İster istemez yerine yenisinin alınması
zorunlu olur, tekrar masrafa girilir. Dolayısıyla pahalıya alınmış gibi
olur.

Ucuz etin yahnisi yenmez (tatsız olur).
Ucuza alınan, maledilen şeylerde nitelik bulunmaz; ya çürük, ya kötü, ya
da hilelidir. Bu sebeple, bu tür mallardan istenildiği gibi fayda
sağlanamaz.

Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti.
Bir malın fiyatı niteliğine göredir. Bu sebeple ucuz şeylerin ucuzluğuna
tamah etmemeli, pahalı şeylerin de pahalılığından korkmamalıdır. Çünkü
ucuz olan çürük, kötü ve dayanıksız olur çoklukla; pahalı olan da
kaliteli, değerli ve sağlamdır.

Ulular köprü olsa basıp geçme.
Erdemli, büyük ve yaşlı kimselere karşı daima saygılı ol, hürmette kusur
etme, onları incitecek davranışlardan kaçın. Çünkü onlar gerek yaşları,
gerek tecrübeleri, gerekse erdemleri bakımından buna lâyıktırlar.

Ulu sözü dinlemeyen, uluyakalır.
Büyüklerin, erdemli kişilerin uzun tecrübelere dayanan sözlerine ve
uyarılarına kulak asmayan kimse, türlü çıkmazlarla karşılaşır ve sonunda
sızlanıp durur.

Ummadığın taş baş yarar.
Küçük ve önemsiz görülen kişi ya da nesneler, çoğu kez büyük etkiler yaparlar; umulmadık işler görürler.

Umut, fakirin ekmeğidir.
Sıkıntı içinde bulunan, yokluk çeken yoksul kişi, içinde bulunduğu
durumdan bir gün kurtulacağını, bolluğa ve rahata kavuşacağını umar ve
bu umuşdan doğan güven duygusuyla yaşamaya çalışır.

Ustanın çekici bin altın.
Usta kişi, bir zanaatı uzun denemeler sonucu gereği gibi öğrenmiş olan
ve kendi başına yapabilen kimsedir. İşinin hemen tüm inceliklerini
kavramıştır. Bu bakımdan pek çok kimsenin uğraşıp da yapamadığı işi
kolayca yapıverir o. Dolayısıyla onun çok küçük gibi görülen emeği bile
oldukça kıymetlidir.

Uşağı işe koş, sen de ardına düş.
Bk. “Çocuğa iş buyur,…” Utanma pazar, dostluğu bozar.
Yakın tanıdıklar arasında yapılan alış verişte, taraflar birbirlerinden
utanıp sıkılırlar ve gerçek niyetlerini ayıp olur düşüncesiyle söyleyip
ortaya koyamazlar. Ancak bu durum çok geçmeden anlaşmazlıklara,
tartışmalara sebep olur; dostluğu zedeleyip bozar.

Uyuyan yılanın kuyruğuna basma (basılmaz).
Şimdilik zararı dokunmayan kötü bir kimsenin yeni bir kötülük yapmasına fırsat vermek doğru değildir.

Ü

Üçlenmemiş eken, olmamış biçer.
Her işin belirli bir yapılma biçimi ve ortamı vardır. Gerekli şartları
yerine getirilmeden yapılan işlerden verimli sonuç alınamaz.

Ürümesini (ürmesini) bilmeyen köpek (it), sürüye kurt getirir.
1. Beceriksiz kimseler iyilik yapayım derken çoklukla hem kendilerini,
hem de başkalarını zarara sokarlar. 2. Neyi, ne zaman, nasıl
söyleyeceğini bilmeyen kimseler hem kendilerinin, hem de başkalarının
başına dert açarlar.

Ürüyen köpek ısırmaz (kapmaz).
Bağırıp çağırarak başkalarını korkutmak isteyen kimseden saldırı
beklenmez. Kötülük yapacak kişi, bu niyetini gizli tutar; belli etmez ve
gürültüye patırtıya yer vermez.

Üşenenin (utananın, erinenin) oğlu kızı olmamış.
Çok üşenen, tembel tembel oturan, gevşek davranan, içinde bir çalışma
isteği duymayan kimse bir şey elde edemez. Bir şey elde etmek isteyen,
onu elde edecek yola baş vurmalıdır. Sözgelimi oğul-kız isteyen önce
evlenmek zorundadır.

Üzüm üzüme baka baka kararır.
Her zaman bir arada bulunan, arkadaşlık eden, bir çevrede yaşamaya
çalışan kimseler birbirlerinden etkilenirler; birbirlerinin
özelliklerini, huylarını ve alışkanlıklarını kaparlar. Bk. “Körle
yatan…”

V

Vakit nakittir.
Bir işin yapılmasında sermaye ve emek ne kadar değerliyse, zaman da o
kadar değerlidir. Çünkü her iş, bir zaman dilimi içinde gerçekleşir. Bir
işte kullanılmadan geçirilen zaman bir kayıptır ve bu zamanı bir daha
elde etmek mümkün değildir. Dolayısıyla zamanın kaybı iş kaybına, iş
kaybı da para kaybına yol açar. Bu bakımdan zamanın en küçük parçasını
bile boşa geçirmemeli, iyi değerlendirmelidir.

Vakitsiz öten horozun başını keserler.
Her işin olduğu gibi, her sözün de uygun bir yeri ve zamanı vardır.
Uygun olan bir zamanda söylenmeyen, yerli yersiz ortaya atılan, densizce
sarf edilen sözler birilerinin tepkisini çeker; rahatsızlığa neden
olur, büyük zarara yol açar.

Vakitsiz öten horozdan, ancak onu keserek kurtulan insanlar; yerinde
ve zamanında konuşmayan insanı da cezalandırıp susturmakta hiç tereddüt
etmezler.

Var evi, kerem evi; yok evi, verem evi.
Bir kişinin bağışta bulunabilmesi, iyilik yapabilmesi için varlıklı,
zengin ve mal mülk sahibi olması gereklidir. Bu varlığa kavuşmuş ailenin
evinde ikram ziyadesiyle yapılır, konuklar kusursuzca ağırlanır,
ihtiyaç sahiplerine gereken yardım eli uzatılır. Buna karşılık yoksulun
evinde dert, sıkıntı ve yokluktan başka bir şeye rastlanmaz.

Varını veren utanmamış.
Kendisinden bir şey isteyene elinde ne varsa onu verebilir kişi. Verdiği
şey az diye bundan utanmamalıdır; tam aksine bu davranışı soyluca bir
davranıştır. Çünkü iyiliğin çoğu kadar azı da değerlidir. O hâlde küçük
ve önemsiz de olsa, kişi verebileceği kadarını vermelidir.

Var ne bilsin yok hâlinden.
Bk. “Tok, acın hâlinden…”

Varsa (var mı) pulun, herkes kulun; yoksa (yok mu) pulun, dardır
yolun (Paran varsa, cümle âlem kulun; paran yoksa, tımarhane yolun).
Varlık, zenginlik, mal-mülk herkesi kendine çeker. Bunları kim elinde
tutuyorsa, insanlar onun etrafında pervane olur, herkes ona yaklaşır,
hizmet eder, saygı gösterir, emrine koşar. Yoksul kişide ise ne para
pul, ne de mal-mülk vardır. Bu sebeple onların yüzüne kimse bakmaz;
ömürlerini sıkıntı, darlık ve yokluk içinde geçirirler. Hatta kimi zaman
çektikleri bu sıkıntılar yüzünden bunalıp deli bile olabilirler.

Var varlatır, yok söyletir.
Para parayı çeker; varlıklı kişiler, paralarını kullanarak daha çok
kazanır, varlıklarına varlık katarlar. Bu varlıkları, onlara ayrıca
yüksekten atma ve övünme gücü de verir. Yoksul kişinin elinden ise
sadece sızlanmak, yakınmak ve dert yanmak gelir.

Veren eli herkes öper.
Cimri olmayan, ona buna yardım elini uzatan, eli açık olan, iyilik yapan kimseyi pek çok kişi sever; ona saygı duyar.

Verip pişman olmaktansa, vermeyip düşman olmak yeğdir.
Sizden ödünç veya borç istendiğinde (eşya, para) verdiğiniz şey size
zamanında ödenmezse, ya da yıpratılarak geri iade edilirse canınız
oldukça sıkılır. Verdiğinize pişman olursunuz. Vermemiş olsaydınız bu
sefer karşı taraf size kırılmış olacaktı. Görüldüğü gibi her iki durumda
da kırgınlık olacak ve dostluk bozulacaktır. O hâlde vermeyip dostluğu
bozmak daha iyidir. Çünkü bu durumda hiç olmazsa malınız ya da paranız
sizde kalacaktır.

Verirsen doyur, vurursan duyur.
Bir yardımda bulunacak, bir iyilik yapacaksanız bu mutlaka bir işe
yaramalı; doyurucu ve karşı tarafın ihtiyacını giderici nitelikte
olmalıdır. Çünkü gelişigüzel, baştan savma, yarı buçuk yapılan yardımlar
pek işe yaramaz. Bir kavgaya tutuşmadan önce hasmını bu kavgadan
haberdar etmek de mertlik gereğidir. Ansızın, habersiz saldırmak er
kişiye
yakışmaz.

Verirsen veresiye, batarsın karasuya.
Parasını daha sonra olmak şartıyla kimseye mal verme. Yoksa zararlı
çıkarsın, hatta batabilirsin de. Çünkü veresiye alıp da borçlarını
ödemeyenler çok görülmüş, müşterilerin de bu tutumu yüzünden kimi
esnaflar ya batmış, ya da batma tehlikesi atlatmışlardır.

Vermeyince Mabud, neylesin Mahmud.
Her şey Yüce Allah`ın takdiri iledir. Kimine zenginlik, kimine darlık,
kimine de ilim verir. Eğer Yüce Allah, bir kimseye geniş bir imkân,
belirli bir yetenek ve zenginlik nasip etmemişse, kulun yapacağı hiçbir
şey yoktur. Ne kadar çırpınırsa çırpınsın boşunadır, eline nasibinden
fazlası geçmez.

vgokhan
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7173
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7895
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması Empty Geri: Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması

Mesaj tarafından vgokhan Bir Cuma Haz. 29, 2012 6:05 am

Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması YAçıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması Z
Yabancı koyun kenara yatar.
Bir yere, çevreye ya da bir topluma yeni gelen kimse, insanlarla hemen
ilişki kurup kaynaşamaz; onların arasına giremez, uzakta durur. Çünkü
yabancılık çeker. Oradaki insanlar da huyunu suyunu bilmedikleri bir
adamı hemen aralarına almazlar zaten.

Yağına kıymayan, çöreğini yavan (yoz, kuru) yer.
Bir işten iyi sonuç alınmak isteniyorsa, o iş için lâzım olan şeyler
eksiksiz kullanılmalı, gerekli fedakârlık gösterilmelidir. Yoksa kişi
istediği verimi alamayacak, olumsuz ve kusurlu sonuca evet demek zorunda
kalacaktır.

Yağmur yağsa kış değil mi? Kişi hâlini bilse hoş değil mi?
Her mevsim özelliğini açıkça ortaya kor. Yaz sıcağından, kış yağmur ve
soğuğundan bellidir. Bunun gibi kişilerin de kendilerine has özellikleri
ve nitelikleri vardır ki, toplumda bu yanları ile tanınırlar. O hâlde
kişi bu özelliğini saklayıp başkalarını yanıltmamalıdır. Ne demişler:
“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” Kişiye ancak bu yakışır.

Yakın (hayırlı) dost (komşu), hayırsız akrabadan (hısımdan) yeğdir (iyidir).
Sıkıntıya düşen kişi, öncelikle akrabalarından ilgi bekler, yardım ve
iyilik umar. Ancak bu beklentileri boşa çıkmış, akrabaları yüzüne
bakmamışlardır. Öte yandan dost ve komşuları onu yalnız bırakmamış, ilgi
ve yardımlarını esirgememişlerdir. İşte bunun için hayırlı dost,
hayırsız akrabadan daha iyidir.

Yalancı kim? İşittiğini söyleyen.
Yalan, aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı olarak söylenen
sözdür. Eğer kişi, öyle her duyduğunu doğru kabul edip aslını
araştırmadan başkasına aktarırsa birilerini yanıltır; kendisi de yalancı
konumuna düşer.

Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.
Yalan söylemeyi huy edinmiş kimselere kolay kolay kimse inanmaz.
Kişilerin yalancı hakkındaki bu kanıları öyle pekişir ki, yalancının
sözleri gerçeği yansıtsa bile onun bu sözlerine kimse inanmaz.

Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Hayatını yalancılık üzerine oturtmuş olan insanlar, kendi yalanlarına
destek olacak tedbirleri alırlar; bunun için de gerekli titizliği
gösterip masrafa girerler.

Yalnız öküz, çifte (boyunduruğa) koşulmaz.
Her işin uygun bir yapılma biçimi vardır. Dolayısıyla iki kişinin ancak
yapacağı bir işi, tek kişi ile yapmaya kalkışmak doğru bir hareket
değildir.

Yalnız taş duvar olmaz.
İnsanlar bir arada yaşamak zorundadırlar. Bu zorunluluk bir dayanışmayı,
yardımlaşmayı gerekli kılar. Nasıl ki tek taşla duvar yapılamazsa,
insanlar da tek başlarına tüm işlerinin üstesinden gelemezler.
Dolayısıyla diğer insanlarla ilişki kurmak, işbölümü yapmak, iş
birliğine geçmek durumundadır.

Yanlış hesap Bağdat`tan döner.
Ortaya çıkan bir yanlışlık çok geç de olsa, ne olursa olsun düzeltilmelidir.

Yapı taşı, yapıdan kalmaz.
Değerli, elinden iş gelen kimse boşta kalmaz. Mutlaka kendisine bir iş bulunur.

Yarası olan gocunur.
Bir işte sorumlu aranırken kusurlu olan kimse, açığı ortaya çıkacak diye telâşa düşer.

Yarım elma, gönül (hatır) alma.
Sunulan armağan küçük de olsa, gönül almaya yeter. Çünkü önemli olan
dostlarımızı unutmadığımızı, hatırladığımızı ortaya koymaktır.

Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder.

Her işin bir ehli, ustası ya da uzmanı vardır. Bir iş, ehline değil de,
yarım yamalak bir bilgiye sahip olan kişiye teslim edilirse, o işten iyi
sonuç alınamaz. Hatta işin tamamen bozulduğu, kötü bir sonuç verdiği
bile olur. Tecrübesi olmayan, acemi, kusurlu, eksik bir doktorun
uyguladığı tedavi insanı ölüme götürebilir. Bunun gibi dinin ilkelerini
iyi bilmeyen hoca da, insanları yanlış bilgilerle donatıp, onları, dine
ters düşen yollara itebilir.

Yarınki kazdan, bugünkü tavuk yeğdir.

Bk. “Bugünkü tavuk…”

Yaş kesen, baş keser.

Ormanı meydana getiren ağaçlar bir memleketin can damarıdır. Yeşil
tabiat, berrak su, temiz hava, yağmur, cıvıl cıvıl kuşlar, ağaçla
birlikte vardır. Ağaçsız kalan yer kısa zamanda çöle döner, hayat orada
son bulur. Öte yandan, ağaç memleket ekonomisine de sayısız katkılarda
bulunur. Hem ekolojik denge, hem de iktisadi hayat açısından ağacı
koruma görevi bir zorunluluktur. Bu bakımdan bir ağacı boş yere kesen,
insan hayatına kıymış gibi suç işlemiş olur.

Yatan aslandan, gezen tilki yeğdir.

Çok güçlü olup da çalışmayan, soylu olup da bir şeyler üretmeyen, tembel
tembel oturup onun bunun sırtından geçinen kimselerden; güçsüz olup da
çalışan, boş oturmayan ve geçimini sağlamak için uğraşan kimseler daha
iyidir.

Yatanın, yürüyene borcu var.
İhtiyaçlarını gidermek, yaşamak isteyen kişi paraya ihtiyaç duyar. Para
da ancak çalışmakla elde edilir. Tembel tembel oturan, çalışmayan,
zamanını boşa geçiren kimse para kazanamaz. Para olmayınca da
ihtiyaçlarını sağa sola borçlanarak karşılama yoluna gider. Doğal olarak
borçlandığı kimseler de çalışan, boş durmayan, zamanını değerlendiren
kimselerdir.

Yatan kurttan, yeler tilki yeğdir.
Bk. “Yatan aslandan…”

Yavaş (yumuşak huylu) atın çiftesi pek (yavuz) olur.
Mizaç itibariyle ılımlı, uysal, kaba ve hırçın olmayan, kolay yola gelen
insanlar genellikle çok sabırlı olurlar. Bunlar öyle olur olmaz şeye
hemen öfkelenmezler, kızmazlar. Ancak kimi zaman öyle öfkelenip
patlarlar ki yanlarında durulmaz. Kendilerinden hiç beklenilmeyen bu
tepkinin tek sebebi, sabırlarının artık taşmış olmasıdır. Bu bakımdan bu
gibi kimselerin yumuşak huylarına aldanıp da gereksiz yere üzerlerine
gidilmemelidir.

Yavuz at, yemini (yavuz it ününü) kendi artırır.

Gayretli, girişken, çalışkan, görevini ihmal etmeyen, üzerine aldığı işi tam yapan kimseler bunun mükâfatını görürler.

Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır.
Edepsiz, arsız, ahlâksız, şarlatan, öyle kimseler vardır ki bunlar suç
işlemekle kalmazlar, işledikleri suçu reddettikleri gibi, bir de bu
suçu, zarar verdikleri kimseye yüklemeye ve onu susturmaya çalışırlar.

Yaza çıkardık danayı, beğenmez oldu anayı.
Anne-baba pek çok emek sarf edip zahmete katlanarak çocuklarını
yetiştirip büyütürler. Ne var ki, büyüyen bu çocuklar kendilerini bu
yaşa getiren anne-babalarını çoğu kez beğenmezler.

Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer.
1. Yazın o sıcağında durmayan, güneşe aldırmadan çalışıp kazanan,
yiyeceğini hazırlayan kişi kışın rahat eder; hiç sıkıntı çekmez. 2.
Gençlikte çalışıp kazanan, har vurup harman savurmayan, varlık edinen
kişi ihtiyarladığında rahat eder; sıkıntı çekmeden hayat sürer.

Yazın gölge hoş, kışın çuval boş.
1. Yazın çalışma, kazanma günleridir. Bu zamanlarda çalışmayıp
keyiflerine bakanlar, gününü gün ederler, kışın zor şartlarında yiyecek
bulamazlar; sıkıntıya düşer ve ona buna avuç açarlar. 2. Gençliğinde
çalışmayıp tembel tembel oturan, eğlenceye dalan, mal-mülk edinmeyen,
kazanç sağlamayan kimse ihtiyarlığında ya da hastalığında sıkıntıya
düşer; perişan olur.

Yazın gölge kovan, kışın karın ovar.
Bk. “Yazın gölge hoş…”.

Yeğniği yel alır, ağır yerinde kalır.
Kişiliksiz, ağırbaşlı olmayan, züppe-hoppa, gayri ciddî, bir sözü
diğerini tutmayan, hafif meşrep, zayıf karakterli kimseler bir varlık
gösteremezler; bir yerde tutunamadıkları gibi onun bunun oyuncağı da
olurlar. Ama ağır başlı, tavırlarında ciddî, sözünde duran, kişilikli,
ahlâklı kimselere kimse ilişemez; onlar bulundukları yerde kolayca
barınırlar, işlerinde başarılı oldukları gibi sevilip sayılırlar da.

Yel, kayadan ne koparır (aparır).

Güçsüz, güçlüye etki edemez. Sağlam karakterli, kişilik sahibi, onurlu,
ciddî kimselere öyle önemsiz etkiler hiçbir şey yapamaz. Sağlam bir
temele oturmuş işleri de kimi olaylar kolay kolay etkileyip bozamaz.

Yemeyenin malını yerler (üstüne bir bardak bu içerler).
Kimi cimri kimseler para ve mallarını biriktirirler ama harcamaya,
yemeye bir türlü kıyamazlar. Ne var ki, onların kıyıp da faydalanamadığı
bu para veya malı sağlıklarında o ya da bu, öldükten sonra ise
mirasçıları bir güzel yerler.

Yerdeki yüze basılmaz (kimse basmaz).
Ağırbaşlı, nazik, alçakgönüllü, ilişkilerinde ılımlı kimselere kimse hor
gözle bakmaz; onları hırpalamaz, ezmeye çalışmaz. Bunun yanında
felâkete uğramış, yenik düşmüş, muhtaç kimselere de merhametli
davranılır.

Yerini bilmeyen, yılda bir kat urba eskitir.
Kişi neyle uğraşacağını, ne iş yapacağını, hangisinin kendisine uygun
geleceğini bilmeli ve ona göre bir seçim yapıp çalışmaya başlamalıdır.
Aksi takdirde bir işte tutunamayarak, sık sık yer değiştirecek, bundan
ötürü de çok zarar görecektir.

Yerin kulağı var.
Ne kadar saklı tutulursa tutulsun, gizli konuşulan bir şey umulmadık bir
yoldan başkalarınca mutlaka duyulur. Bu bakımdan elden geldiğince
tedbirli olmalı, olur olmaz yerde konuşmamalıdır.

Yılana yumuşak diye el sunma.
Hiçbir şeyin dış görünüşüne bakarak bir eylemde bulunmamalı kişi. Kolay
görünen iş çok zor, yumuşak huylu bir kimse çok sert, zararsız gibi
görünen bir durum çok tehlikeli olabilir ve zarar görebilir insan.

Yılanın başı küçükken ezilmeli.
Daha küçükken tehlikeli olacağı, zarar vereceği anlaşılan bir şeyin,
düşmanın veya bir durumun önüne hemen geçilmeli; büyümesine izin
verilmeden ortadan kaldırılmalıdır.

Yıl uğursuzundur.
Kimi dönemlerde arsız, yüzsüz, ahlâksız, adaletsiz kimseler el üstünde
tutulur. Böyle bir zamanda dürüst, namuslu, erdemli kimseler zalimlerin
baskısı altında kalırlar.

Yırtıcı (alıcı) kuşun ömrü az olur.
Ona buna saldıran, zarar veren, onun bunun sırtından geçinen kimselerin
düşmanı çok olur. Az zamanda, bunlar da düşmanlarının gazabına uğrarlar,
hak ettikleri cezayı görürler.

Yiğidin malı meydandadır.
Yiğit, mert insanlar aynı zamanda cömert olurlar. Mallarını herkesin yararlanması için ortaya koyarlar.

Yiğidin sözü, demirin kertiği.
Yiğit, mert kimseler sözlerinin eridirler. Onlar verdikleri sözden geri
dönmezler, sözlerini inkâr da etmezler. Bu tıpkı bir demir üzerine
açılmış çentik gibi meydandadır, kolay kolay yok olmaz.

Yiğit arkasından vurulmaz.
1. Mert olan alçakça yollara baş vurmaz. Düşmanıyla yüz yüze dövüşür,
onu arkasından vurmaya çalışmaz. 2. Yiğit bir kimsenin yokluğundan
haydanılarak arkasından konuşulmaz, dedikodusu yapılmaz, kötülenmez ve
iftira atılmaz.

Yiğit meydanda belli olur.
Atıp tutma, “ben şöyle yaparım, böyle ederim” demek, kişinin yiğit
olduğunu göstermez. Asıl yiğit iş başında, kavgaya ve mücadeleye
tutuştuğunda belli olur.

Yiğit yarasına yiğit katlanır.
Mert olanların derdinden ancak mert olanlar anlar. Öte yandan, bir
yiğitten gelen saldırıya da herkes katlanamaz, buna ancak yiğit olanlar
dayanabilir.

Yiğit yiğide at bağışlar.
Yiğit, mert olmasının yanında gözü tok ve cömerttir de. Kendisi gibi
gözü pek olana her türlü fedakârlığı yapmaktan kaçınmaz. En kıymetli
varlığını bile kolayca bağışlar.

Yoğurdum (ayranım) ekşidir diyen olmaz.
Bk. “Kimse ayranım…”

Yoksul âlâ ata binse, selâm almaz.
Edinip görmemiş, sonradan bir makama ya da varlığa kavuşmuş olan kimse,
etrafa hava atmaya, herkese yukarıdan bakmaya başlar; kimseyi beğenmez
olur. Hatta selâmı bile insanlardan esirger.

Yol bilen kervana katılmaz.
Bir işte bilgisi olan, onun nasıl yapılacağını bilen, işinin ehli kimse,
çoğunlukla başkalarının yardımına ihtiyaç duymaz; işini kendisi görmeye
çalışır.

Yolcu yolunda gerek.
1. Bir yerden bir yere doğru gitmeye hazırlanan kimse, kimi sebeplerden
ötürü oyalanmamalı, zaman geçirmeden yoluna koyulmalıdır. 2. Bir amacı
gerçekleştirmek için çalışan, gayret sarf eden kimse kimi sebeplere
takılıp kalmamalı; vakit kaybetmemeli ve bir an önce hedefine
varmalıdır.

Yoldan (yol ile) giden yorulmaz.
Bir işin yapılmasında tutulacak yol, yöntem ortaya çıkacak sonuç
açısından oldukça önemlidir. Yapacağı iş için en uygun usulü seçen
kimse, işini kolayca yapar, başarılı olur, başına gelecek türlü
hâllerden de korunur.

Yoldan kal, yoldaştan kalma.
Yolculukta insanın başına türlü işler, sıkıntılar, belâlar gelebilir.
Bunların halledilmesi içinde bir insana gerek duyulur. Bu gereklik,
yolculukta candan bir arkadaşın önemini büyük kılar. Dolayısıyla insan,
candan bir yol arkadaşı bulabilmek için
hareketini erteleyebilir.

Yol sormakla bulunur.
Bir işe kalkışan ama nasıl yapılacağını bilmeyen kişi, takip etmesi gereken yolu bilenlere sorarak öğrenip bulur.

Yol yürümekle, borç ödemekle tükenir.
Yola çıkan orada burada oyalanırsa, gideceği yere bir türlü ulaşamaz;
borçlu olan da ödemesini aksatır, geciktirir, günü gününe ödemezse
hiçbir zaman borçtan yakasını kurtaramaz. Bunlar gibi yaptığı işin
üzerine yeterince eğilmeyen, uyuşuk davranan, gerekli çalışma ve çabayı
göstermeyen, işini zamanında yapmayan kişi, yaptığı işten olumlu bir
sonuç alamaz.

Yularsız ata binilmez.
Nasıl ki yularsız bir at zapt edilip yönlendirilemezse; bir kurala, bir
disipline bağlı olmayan iş, kuruluş ya da kişi de idare edilip
yönetilemez. Dolayısıyla kargaşanın, başıbozukluğun hüküm sürdüğü bir
yerde işin başına geçmek doğru değildir.

Yumurtasına hor bakan civcivini cılk eder.
1. Kişi elinde olan işe gereken önemi vermezse, o işten olumlu bir sonuç
alamaz. 2. Elinin altındakilerine önem vermeyen, onları iyi eğitmeyen
onlardan ne olumlu davranışlar, ne de iyi işler bekleyemez.

Yurdun otlusundan kutlusu yeğdir.
Kuşkusuz ki insan yaşadığı yerin verimli olmasını ister. Daha da
önemlisi o yaşadığı yerde huzur ve mutluluk ister. Kişinin başını
felâketlerden kurtaramadığı, rahat ve özgür yaşayamadığı yurt ne kadar
verimli olursa olsun, kişi için bir anlam ifade etmez.

Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
Sürekli olarak iş değiştiren kimse bir başarı kazanamadığı gibi bir varlık da edinemez.

Yuvayı yapan dişi kuştur.
Evin dışındaki işler erkekten, içindeki işler de genellikle kadından
sorulur. Bu bakımdan tertipli, geçinmesini bilen, çekip çeviren, en
önemlisi tutumlu olan kadın ailesini huzurlu kılar; evin içine mutluluk
getirir.

Yürük ata kamçı değmez.
Üzerine aldığı işi veya görevi aksatmadan, gerektiği gibi zamanında, en iyi şekilde yapan kişiye kimse bir şey diyemez.

Yürük at yemini kendi artırır.
Bir işte üstün çaba gösterenler, o ölçüde bir karşılık görürler.

Yüzü güzel olanın huyu da güzeldir.
Çoğunlukla kabul edilir ki, yüzü güzel olanın içi de güzeldir. Bu
bakımdan insanın yüzü, içinin aynası olarak görülür. Eğer bir insanın
yüzü hiç gülmez, asık suratlı olmaya devam ederse, o insanın katı
yürekli, hoşgörüsüz, içinin de kötülükle dolu olduğuna hükmedilir. Eğer
kişi güler yüzlüyse bu takdirde hoşgörülü, samimî, iyi yürekli, içten,
duygulu, yumuşak huylu ve temiz olduğuna karar verilir. O hâlde
denebilir ki, yüzü güzel görünen kişinin huyu da güzeldir.

Yüz verme arsız olur, az verme hırsız olur.
Bk. “Çok söyleme arsız olur…”

Yüz, yüzden utanır.
Bir aracı vasıtasıyla değil de, insanlar karşı karşıya gelince daha
kolay uzlaşırlar. Çünkü böyle bir durumda herkes niyetini açıkça ortaya
koyacak, isteyeceğini doğrudan isteyecek ve bir şeyini
gizleyemeyecektir.

Z

Zahirenin ambarı sabanın ucundadır.
Hangi iş olursa olsun, olumlu sonuç açısından mutlaka yeterli bir emeği,
özenli bir çalışmayı gerekli kılar. Sözgelimi bir çiftçinin bol ürün
alabilmesi için toprağını en iyi şekilde sürmesi, işlemesi ve çok
çalışması gerekir.

Zahmetsiz rahmet olmaz.
Sıkıntı çekmeden, güçlüklere göğsü germeden, yorulup emek vermeden,
uğraşıp didişmeden, kimi masraflara da girmeden olumlu, güzel, hoş bir
sonuç elde etmek mümkün değildir. Unutmayalım ki, Yüce Allah,
çalışanları sever; onlara rahmet eder.

Zararın neresinden dönülse kârdır.
Zarar, bir şeyin ya da bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya kötü
sonuçtur. Eğer zarar-ziyan devam ediyor ve önü alınamıyorsa, yapılan işi
hemen kesmekle daha fazla zarardan kurtulmuş, zarardan kurtulmakla da
kâr etmiş olursunuz.

Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır.
Zengin, varlıklı kişi para ve mal gücüyle pek çok güçlüğü yenip aşar.
Yoksul ise, parasızlık ve imkânsızlık yüzünden en kolay işleri bile
başaramaz; en ufak engel karşısında bile şaşırıp kalır.

Zenginin malı, züğürdün çenesi yorar.
Yoksul, züğürt kimseler çoklukla birinin zenginliğinden, malından ve
parasından, kazancından, hatta yiyip içmesinden, gezip tozmasından söz
ederler. Oysa böylesi bir konuşma son derece gereksiz ve yersizdir;
ayrıca ellerine bir şey geçmediği gibi dedikoduya da bulaşmış ve yanlış
bir iş yapmış olurlar.

Zırva tevil götürmez.
Saçma sapan, boş, anlamsız olan bir düşünceyi açıklamaya, yorumlamaya,
savunmaya ve haklı göstermeye kalkışmak son derece yanlıştır.

Zora dağlar dayanmaz.
Gücü, kuvveti elinde bulunduran ve zor kullanan kimseler pek çok kimseye
boyun eğdirirler; öyle ki büyük güçleri bile yener, istediklerini
yaptırırlar.

Zor kapıdan girerse, şeriat bacadan çıkar.
Zorbaların, zalimlerin bulundukları yerde baskı, zulüm ve haksızlık
hüküm sürer. Dolayısıyla böyle bir yerde Yüce Allah`ın buyrukları
çiğnenmiş, ortadan kaldırılmış demektir.

Zorla güzellik olmaz.
İnsanların yapıları bir değildir. Bu bakımdan beğenme, hoşlanma
duyguları da farklı farklıdır. Dolayısıyla bir kişiye beğenmediği bir
şeyi zorla beğendirmeye çalışmak yanlış bir yola girmek demektir.

Zor oyunu bozar.
1. Zor kullanılarak işlemekte olan bir düzen bozulup durdurulabilir ya
da istenen yöne çevrilebilir. 2. Bir oyun veya hile, güç kullanılarak
kestirme yoldan boşa çıkarılabilir, işlemez kılınabilir.

Zurnada peşrev olmaz (ne çıkarsa bahtına).
Rast gele yapılan plânsız, programsız işlerde yöntem, kural aranmaz; işin sonucu da kestirilemez.

Züğürtlük zâdeliği bozar.
Zengin, varlıklı ve soylu kimseler yoksullaşıp parasız pulsuz kalınca zamanla soyluluklarını da yitirirler.
KAYNAK:http://www.hayatnotu.com



_________________
Açıklamalı Atasözleri ve Anlamları, Kısa Atasözü Açıklaması Bayrakkizvecocuk
vgokhan
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7173
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7895
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz