AQUATICFORUM
AQUATICFORUM A HOŞGELDİNİZ.FORUMDAN DAHA ETKİN YARARLANMAK İÇİN LÜTFEN GİRİŞ YAPINIZ.
▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▓▓▓▒▒▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▓▓▓▒▒▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓

millet ve milliyetçilik

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

millet ve milliyetçilik

Mesaj tarafından uispir Bir Cuma Mayıs 02, 2008 2:24 pm


Millet ve Milliyetçilik

Türkiye Cumhuriyeti, bütün vatandaşlarına eşit haklar verme ilkesi üzerine kurulmuştur.

Her vatandaş bütün anayasal haklardan faydalanma hürriyetine sahiptir.
Türklük ile kastedilen, bu coğrafyada oluşan tarihi ve kültürel kimliğimizdir.
Türk Devleti; milleti, kimlik ve şahsiyetini ortak bir tarih ve medeniyet mirası içinde gören insanların vatan toprakları üstünde birlikte yaşama iradesi ile oluşan kültürel ve sosyal bir bütün olarak telakki eder.



Türk milliyetçiliği, vatan ve insan sevgisi temelinde milli ve kültürel bir hassasiyetten kaynaklanır.
İnsanlar arasındaki ırk, renk, dil ve kültür farklılıklarını üstünlük veya imtiyaz sebebi sayan anlayışları yanlış ve gayri meşru telakki edilmelidir.

Bizler, ülkemizdeki mahalli ve geleneksel farklılıkları, milli hayatımızın zenginliği olarak telakki ediyoruz.

Bu inanç ve şuurla tarih boyunca olduğu gibi, tüm toplumsal renklerin çoğulcu bir yaklaşım ve hoşgörülü bir tutumla, hürriyet ve barış içerisinde ortak hedeflere seferber edilmesini milli birlik ve bütünlüğümüzün teminatı sayıyoruz.
avatar
uispir
VIP
VIP

Erkek
Mesaj Sayısı : 17
Yaş : 42
Reputation : 0
Points : 0
Kayıt tarihi : 16/04/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: millet ve milliyetçilik

Mesaj tarafından aquahell Bir Cuma Mayıs 02, 2008 2:31 pm

dediklerinize katılıyorum.


TEK *****::C *:::TÜRKİYE :::****
avatar
aquahell
WEBMASTER

Erkek
Mesaj Sayısı : 2781
Yaş : 42
Nerden : AQUATICFORUM
Lakap : AQUAHELL
Reputation : 59
Points : 3907
Kayıt tarihi : 22/01/08

http://www.hbgokhan.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: millet ve milliyetçilik

Mesaj tarafından aquahell Bir Perş. Eyl. 18, 2008 8:49 am

ATATüRKE BiRGüN SORARLAR...



Pasam her zaman Türklük üstüne bir seyler söylüyorsunuz ancak Türk kimdir? derler.

Ulu önder Mustafa Kemal ATATüRK bana bir kagit kalem verin der ve o anda bir tanim yazmaya baslar.



TüRK KiMDiR?

BU MEMLEKET DüNYANIN BEKLEMEDiGi ASLA üMiT ETMEDiGi BiR MüSTESNA MEVCUDiYETiN

YüKSEK TECELLiSiNE, YüKSEK SAHNE OLDU.

BU SAHNE EN ASAGI YEDiBiN SENELiK BiR TüRK BESiGiDiR.

BESiK TABiATIN RüZGARLARIYLA SALLANDI.

BESiGiN iCiNDEKi COCUK TABiATIN YAGMURLARIYLA YIKANDI.

O COCUK TABiATIN SiMSEKLERiNDEN, YILDIRIMLARINDAN, KASIRGALARINDAN KORKAR GiBi OLDU SONRA ONLARA ALISTI.

ONLARI TABiATIN BABASI TANIDI ONLARIN OGLU OLDU.

BiRGüN O TABiATIN COCUGU TABiAT OLDU, SiMSEK, YILDIRIM, GÜNES OLDU,

TüRK OLDU.

TüRK BUDUR

YILDIRIMDIR,

KASIRGADIR,


DüNYAYI AYDINLATAN GüNESTiR.

_________________





REKLAM VERMEK İSTEYENLER ÖZEL MESAJ ATSINLAR
avatar
aquahell
WEBMASTER

Erkek
Mesaj Sayısı : 2781
Yaş : 42
Nerden : AQUATICFORUM
Lakap : AQUAHELL
Reputation : 59
Points : 3907
Kayıt tarihi : 22/01/08

http://www.hbgokhan.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: millet ve milliyetçilik

Mesaj tarafından vgokhan Bir Ptsi Ekim 27, 2008 9:54 pm



_________________
avatar
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7107
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7821
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: millet ve milliyetçilik

Mesaj tarafından vgokhan Bir C.tesi Kas. 22, 2008 5:09 pm



Ne mutlu TÜRK 'üm diyene...

_________________
avatar
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7107
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7821
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: millet ve milliyetçilik

Mesaj tarafından aquahell Bir Paz Kas. 23, 2008 10:21 am

Milliyetçilik dil, tarih ve kültür birliğine dayalı ulusun
ve devletin mutlak ve temel bir değer olduğunu kabul eden anlayış.
Bireylerin devletin büyüklüğünü sağlayacak ve koruyacak şekilde,
devletin ihtiyaçlarına uygun olarak davranmaları gerektiğini,
davranışlarını bu amaca göre ayarlaması gerektiğini öne süren akım
olarak milliyetçilik, ulus olgusunu, o ulusu meydana getiren bireylere,
hukuki bir yapı olan devlete dönüştürme imkanı sağlamıştır.[/b]

Milliyetçilik (Nasyonalizm) bir millete
ve onun menfaatlerine bağlılıktan esinlenen ve milleti siyasal
organizasyonun temel birimi kabul eden yaklaşım. Bu yaklaşımın bir
ideoloji teşkil edip etmediği tartışmalıdır. İdeolojimsi olduğunu
söylemek en doğru yol gibi görünmektedir.

Milliyetçilik
insanlığın birbirinden farklı milletlere bölündüğüne ve yegane uygun ve
meşru politik birimin millet olduğuna inanır. Çeşitli alt kategorilere
ayrılır: Siyasal milliyetçilik millet fikrini politik amaçlara ulaşmak
için kullanma teşebbüslerini kapsar. Kültürel
milliyetçilik milletin farklı bir medeniyetin sahibi olarak yeniden
canlandırılmasını hedefler ve bu yüzden siyasal amaçlardan ziyade dil,
din, hayat tarzı gibi öğelerin savunulmasına ve güçlendirilmesine
yönelir.

Etnik milliyetçilik kültürel milliyetçilikle önemli
ölçüde çakışmakla beraber, ayrı olmaya ve başkalarından ayrılmaya daha
fazla vurgu yapar. Abartılması durumunda etnik milliyetçilik kültürel
milliyetçiliğin unsurlarını yansıtmak bakımından zayıflar ve ırkçılığa
doğru gider. Nitekim, yayılmacı milliyetçilik saldırgan ve militarist
bir milliyetçilik türüdür ve genellikle şövenist inanç ve doktrinlere
dayanır.

Milliyetçilik kendi başına bir ideoloji olma durumunda
olmadığı için genellikle gelişkin ideolojilere eklenerek yaşar. Mesela,
bir milliyetçi hukuk, milliyetçi özgürlük ve adalet anlayışı/teorisi
olmadığı için cevapları ideolojilerde aranan bu gibi temel soru ve
sorunlarda liberalizm, sosyalizm veya muhafazakarlığa yakın durur.

Milliyetçilik dil, tarih ve kültür birliğine dayalı ulusun ve devletin mutlak ve temel bir değer olduğunu kabul eden anlayış. Bireylerin devletin büyüklüğünü sağlayacak ve koruyacak şekilde, devletin ihtiyaçlarına uygun
olarak davranmaları gerektiğini, davranışlarını bu amaca göre
ayarlaması gerektiğini öne süren akım olarak milliyetçilik, ulus
olgusunu, o ulusu meydana getiren bireylere, hukuki bir yapı olan
devlete dönüştürme imkanı sağlamıştır.

Bir ülkedeki insanlar arasında milliyet
esâsına dayanan birlik ve dayanışma şuuru. Milliyetçilik, bir milletin
sosyal, ekonomik, kültürel ve siyâsî bağımsızlığına sâhip olması
ideali, milletini bir bütün hâlinde mutlu kılmak arzusudur. Bunun için
de millî kültür unsurlarının milletin bütün fertlerine yayılmış olması
lâzımdır.

Milliyet realitesi çok eski zamanlardan beri kabul
edilip, ehemmiyet verilmekle beraber siyâsî platformda milliyetçilik
şuuru, 18. yüzyıldan îtibâren önemli rol oynamaya başladı. Batı Avrupa
ve Kuzey Amerika’da doğan milliyetçilik şuûru, zamanla bütün dünyâda
tesirini gösterdi. Amerikan İstiklâl Mücâdelesi ve 1789 Fransız
İhtilalinin temelinde bu duygu yatmaktaydı. Milliyetçilik cereyanları
ile berâber milletlerarası hukuk alanında, her milletin kendi devletine
ve kendisini idâre etmek
hakkında (Self determination) sâhip olma meselesi ortaya çıktı.
Yirminci yüzyıl başlarında Avrupa’nın diğer bölgelerinde, Asya
ülkelerinde, Birinci Dünyâ Savaşından sonra ise Afrika’da kuvvetlenen
milliyetçilik hareketleri, bu yüzyılın milliyetçilik yüzyılı olarak
vasıflandırılmasına yol açtı.

Önceleri dilde ve edebiyatta
başlayan bu akım, zamanla ilim ve siyâset sâhasında tesirini gösterdi.
Milletlerin inkârı imkânsız sosyolojik ve objektif gerçeklerden biri
olması, her milletin kendisine mahsûs husûsiyetlerinin de
güçlendirilmesi gerektiği düşüncelerine yol açtı. Milliyetçiliğin
doğuşunda yabancı dilde eğitim
ve yabancı kültürlerin millet hayâtı üzerindeki menfî tesirlerinin
anlaşılması da ayrıca büyük rol oynadı. Vatana, millî örf ve an’anelere
sadâkatle bağlılık duygusu gibi milletlerin hayâtına ve fertlerine
yaşayışına yön veren bu esaslar çerçevesinde dünyâ görüşü teşekkül
ettirilmeye çalışıldı. Ancak bunda aşırılığa kaçarak ırkçı teoriler de
ileri sürüldü. (Bkz. Irk-Irkçılık)

Milliyetçilik hareketleri her
ülkede farklı karakter ve değişik fonksiyonlar kazanmaktadır. Her
milletin kendisine mahsus husûsiyetlerinin ve içinde bulunduğu
şartların bunda büyük payı vardır. Sanâyileşme esnâsında kaybolmaya
yüztutan millî husûsiyetleri muhâfaza etmek, millî birlik ve
berâberliği sağlamak, millî devleti kurmak, yeni bir milletin doğuşunu sağlamak, emperyalist devletlere bir reaksiyon olmak gibi mâhiyetler kazanabilmektedir.

Çeşitli
dünyâ milletlerinde milliyetçilik hareketlerinin doğuş sebepleri,
gelişme safhaları ve neticeleri birbirinden çok farklı olmuştur.
Bunlardan Hıristiyan olan Avrupa milletleri, papazların asırlar boyu
süren sonu gelmez tahrifâtları sonunda akla uygun bir esas kalmamış,
hurâfelerle doldurulmuş ve baştan sona karışık bir merâsim hâlini almış
olan Hıristiyanlığın kendilerini birbirlerine bağlayamadığını gördüler.
Bundan başka aynı Hıristiyanlık dîninde, hattâ bu dînin aynı bir
mezhebinde bulunan Hıristiyanlar, başka başka hükümetlerin idâresinde
yaşamakta idiler. Avrupa hükümetleri ve bunların başında bulunan
idârecileri kırallar, kendi iktidârlarını sürdürebilmek ve maksatlarına
kavuşabilmek uğruna emirleri altındaki insanları, gerek topraklarını
müdâfaada, gerekse komşu ülkeleri ele geçirmekte ölüme sürükleyebilmek
için propagandasını yapabilecekleri bir bağ aradılar. Böylece Avrupa’da
aslında ölmüş olan din birliğinin yerine milliyet his ve bağını ikâme
ettiler. Avrupa milletlerinden İngilizlerde John Milton’un yazıları ve
Puriten ihtilâliyle güçlenen İngiliz milliyetçiliği, İngiltere’nin
iktisâdî gelişmesinin siyâsî zaferlere dönüştürülmesinde büyük rol
oynadı. Amerikan İstiklâl Mücâdelesinde ise, İngiliz milliyetçilik
hareketinin önemli tesiri oldu. Amerika İstiklâl Beyannâmesi Amerikan
milletinin teşekkülü yolunda atılan ilk büyük adım oldu.

Milliyetçilik
fikirleri 1789 Fransız İhtilali ve Napolyon’un harpleriyle bütün
dünyâya yayılmaya başladı. Fransız ordusu Valmy Harbine kral adına
değil millet adına girdi.

Alman milliyetçiliği, Napolyon’un
Almanya’yı istilâsı üzerine idealist felsefenin tesiriyle ortaya çıktı.
Napolyon’u kurtarıcı gözüyle karşılayan Goethe, Alman haysiyetinin,
Fransızlarca rencide edilmesi üzerine Alman milliyetçiliğinin önde
gelen temsilcilerinden biri oldu. Goethe ile Fichte yazıları ve
nutukları ile Alman dilinin, Alman ırkının üstünlüğü temasını
işlediler. Alman milliyetçiliğinin iktisâdî görüşlerini de Friedrich
List ortaya koydu. Bismarck’ın Alman birliğini sağlamasından sonra,
Alman milliyetçiliği giderek şovenist bir hüviyet kazandı. Alman
milliyetçilik hareketi otoriter ve katı bir yorumla Fransız ihtilâlinin
getirdiği liberalist, eşitlikçi düşünceleri “kozmopolitlik” olarak
vasıflandırıp, karşı çıktı.

İtalyan milliyetçiliği eski Roma
nizamını yeniden tesis etmek isteyen bir duygu atmosferi içinde birliği
kurmak maksadına yöneldi. Ancak faşizmin gelişinden sonra emperyalist
bir politikanın meşrûtiyet temeli olarak kabul edildi. Mussolini
“Bıraktığımız topraklara geri dönüyoruz.” iddiası ile Trablusgarb’a ve
Habeşistan’a saldırdı.


En son hbgokhan tarafından Paz Kas. 23, 2008 10:23 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
aquahell
WEBMASTER

Erkek
Mesaj Sayısı : 2781
Yaş : 42
Nerden : AQUATICFORUM
Lakap : AQUAHELL
Reputation : 59
Points : 3907
Kayıt tarihi : 22/01/08

http://www.hbgokhan.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: millet ve milliyetçilik

Mesaj tarafından aquahell Bir Paz Kas. 23, 2008 10:22 am

Rus milliyetçilerinin bir kısmı din ve
mutlakiyet esaslarının önemini ortaya koyan panislavist bir politika
tâkip ederken, diğer bir kısmı da Batı kültürünün Rusya şartlarına
uydurulması gerektiğine inanıyorlardı. Tolstoy, Dostayevsky, Danilevsky
Rus milliyetçilik hareketinin önde gelen temsilcileriydi.
Milliyetçilikle halkçılık anlayışını bağdaştırmaya çalışan Rus Narodnik
hareketinin başarısızlığa uğraması ise, Marksizmin güçlenmesine yol
açtı. 1917 Bolşevik ihtilâli, Rus milliyetçiliğine yeni bir hüviyet
kazandırdı. Marksizm felsefi plânda milliyetçiliğe karşı proleterya
enternasyonalizmini savunmaktaysa da, eski Sovyetler Birliği’nde Slav
ırkının azınlığa düşmemesi için gayri Rus unsurlar, özellikle Türkler
asimile edilmeye (eritilmeye) çalışılmakta ve Komünist tatbikattan bu
maksat için büyük ölçüde faydalanılmaktaydı. Sosyalizmin her ülkede
değişik bir şekilde uygulanmaya çalışılmasında milliyetçilik
fikirlerinin büyük tesiri olmuştu. Sovyetlerin yıkılmasından sonra
Rusya Cumhûriyetinde Slav ırkının ilerlemesi için çeşitli birlikler
kurulmakta ve desteklenmektedir. 1993’te kurulan Slav Birliği buna bir
örnektir.

Hindistan’da Gandhi’nin İngilizlere karşı başlattığı
Asya’daki pasif millî direniş, İngilizlerin Hindistan’a bağımsızlığını
vermesiyle başarıya ulaştı. Sun-Yat-Sen Çin’de milliyetçilik akımının
önderliğini yürüttü. Japonya ise otoriter bir milliyetçilik anlayışını
kuvvetlendirerek, iktisâdî imparatorluğunun fikrî temellerini kurmayı
başardı.

Afrika’daki milliyetçilik hareketleriyse, sömürgeci
batılı devletlere tepki olarak ortaya çıktı. Bu devletlerin açtığı
okullarda yetişen elit zümre milliyetçilik düşüncelerinin yayılışına
önderlik etti. Beyaz insanın üstün olduğu inancının zayıflaması bu
hareketlerin büyüyüp güçlenmesine yol açtı. Milletlerarası toplantılara
beyaz bir taksi şoförü ile gitmek, îtibar meselesi hâline geldi.
Birleşmiş Milletlerin de desteğiyle Afrika devletlerinin büyük bir
kısmı bağımsızlıklarına kavuştular. Milliyetçilik bundan sonra millî
husûsiyetlerin teşekkülü ve modernleşmenin bir vâsıtası hâline geldi.

İslâmiyetten önceki Türk târihinde milliyetçilik büyük bir yer tutar. Orta Asya’dan
başlayıp çeşitli yönlere ve ana koluyla batıya doğru akan Türk milleti,
İslâmiyetle karşılaşıp Müslüman olmakla şerefleninceye kadar, en
kuvvetli bağ olarak, milliyetçilik his, düşünce ve ideallerine sahipti.
Avrupa’da ancak 18 ve 19. yüzyıllarda başlamış ve zamanla kuvvetlenmiş,
fakat günümüzde zayıflamaya yüz tutmuş bulunan milliyetçilik
hareketlerinin en idealine Türkler binlerce yıl önce sâhiptiler ve bu
ideali 10. yüzyıla kadar gerek harp meydanlarında ve gerekse günlük
hayatlarında en mükemmel şekliyle yaşadılar. İslâmiyet öncesi Türk
târihi incelenirse, o zamanki Türk milletinin bir din yaymak, bir
rejimi kabul ettirmek veya bir felsefenin hâkimiyetini sağlamak için
değil, millî varlıklarını sürdürmek, milletlerine daha iyi ve müreffeh
hayat sağlamak, komşularını sindirerek millî istiklâllerini korumak ve
rakiplerine fiilen veya hükmen hâkim olmak için savaştıkları görülür.
Bütün bu gâyelerin ortaya çıktığı yegane kaynak Türk milliyetçiliğinden
başka bir şey değildir. Hele Türklerin komşuları Çinlilerde olduğu gibi
meselâ; bir Konfüçyüs felsefesine veya İranlılarınkine benzer, geçmiş
çağların adı bilinen inançlarından olan Mecûsîlik gibi bir dine sâhip
olmayışları ve kaynaklarda Şamanizm olarak isimlendirilen esasları çok
basit ve merasimleri iyi bilinmeyen bir inanışa sahip oldukları
söylentileri hatırlanırsa, o zamanki Türklerin yegane mânevî
desteklerinin milliyetçilik duygularının olduğu daha açık ortaya çıkmış
olur. Ayrıca bütün fertlerin kayıtsız şartsız uyduğu, âile hayâtından
devlet idâresine kadar hayâtın bütün safhalarını düzenleyen ve sözlü
bir anayasa hükmündeki örf ve âdetleri de büyük kısmıyla millî idi ve
gene bu milliyetçilik duygularından kuvvet alıyordu.

Orta Asya Türk Devleti kağanlarından Oğuz Kağan, İlteriş Kutluk Kağan, Göktürk
kağanlarından Bilge Kağan, Kültiğin Kağan ve vezirlerden Bilge Tonyukuk
gibi Türk devlet idârecileriyle Kürşad gibi Türk kahramanlarının
idealleri üstün millet fikrine dayanan bir milliyetçilikti. Nitekim
Göktürk âbidelerinde anlatılan, millete nasihat olarak verilen şey,
millete bağlı olmak, örf ve âdetlere sıkı sarılmak, başka milletlere
özenmemek ve tatlı sözlerine aldanmamaktır. Dolayısıyla Türkler, Batı
dünyâsının son bir-iki yüzyıldır sarıldıkları ve çeşitli yollar tutarak
kendilerine göre şekil verdikleri cihan-şümûl bir îmân ve gâyeden
mahrum olan basit milliyetçiliği bin yıl önce yaşadılar.

İslâmiyet beşeriyetin içine saplandığı bütün bâtılları yok edip, yerine hak olanı
koyarak ve cihânı saran bütün karanlıkları aydınlatarak, Arabistan
Yarımadasında doğup cihana yayılmaya başlayınca, 10. yüzyılda
Maverâünnehr bölgesinde Türkler tarafından tanınıp seve seve kabul
edildi ve kısa zamanda hemen hemen bütün Orta Asya Türklüğü
kendiliğinden Müslüman oldu. Müslüman Türkler, eski bâtıl dinlerini bir
daha dönmemecesine terkettikleri gibi, örf ve âdetlerinden İslâmiyetin
bildirdiklerine uymayanları da kısa zamanda terkettiler ve
milliyetçilik duygu ve düşüncelerinde de İslâmiyetin esaslarına göre
düzeltme ve değişiklikler yaparak meşru hâle getirdiler. İslâmiyet,
bâzılarının öne sürdüğü gibi Türk milletinin varlığını eritip yok
etmedi. Tam tersine Müslüman olmayan eski Balkan ve Avrupa Türkleri
kısa zamanda milliyetlerini kaybedip, Avrupa milletleri içinde eriyip
Hıristiyanlaşmışken, Müslüman Türkler İslâmiyetle bu güne kadar
Türklüklerini muhâfaza etmek imkânına da kavuştular ve günümüz Türk
dünyâsı böylece teşekkül etti. Hattâ İslâmiyete olan hizmetlerinden,
“Türk” kelimesi Batılı milletlerce “İslâm” mânâsında kullanıldı.

Gazneliler,Karahanlılar, Timuroğulları, Selçuklular ve Osmanlılar gibi Müslüman
Türk Devletlerinde millî birlik ve varlıklarını sürdüren Türkler, artık
yalnız milliyetçilik için yaşamıyor ve savaşmıyorlardı. Millî
varlıklarını ve milliyet duygu ve düşüncelerini en yüksek gâyenin
“i’lâ-yı kelimetullah” (Allah’ın dînini üstün kılmak) emrine vererek
insanların saâdeti için çalıştılar. Hele Osmanlılar zamanında kıtaları
sınırlarına dâhil ederek kurdukları cihan devletiyle kendilerini
tamâmen tebaalarının huzur ve refahına ve dünyâda emniyet ve adâletin
tesisine vererek, bütün insanlığa asırlar boyunca büyük hizmette
bulundular. İslâmiyeti bütün samimiyetleriyle kabul edip sadâkatle
bağlanan Türkler, Müslümanlığı yaşamak, yaymak muhâfaza ve müdâfaa
etmek husûsunda diğer Müslüman milletlerden öylesine ileri gittiler ki
“Türk” ve “Müslüman” kelimeleri aynı şeyi ifâde eder hâle geldi.
Meselâ; birisi Müslüman olduğu zaman Cezâyir’de Mâveraünnehr’de veya
Avrupa’da “Türk oldu” denilirdi.

Osmanlı Cihan Devletindeki milliyetçilik anlayışı, diğer Müslüman veya gayri müslim etnik gruplara
baskı ve tahakkümden tamâmen uzak, kendini insanlığa hizmete adamış,
bütün dünyâ insanlarına ulaştırmak istediği ilâhî bir mesaj sâhibi,
bütün insanlığın râhat ve huzur içinde yaşamasını temin edecek ve
kıt’aları bir arada idâre edebilecek yüksek adâlet ve idâre esaslarını
kazanmış bir milliyetçilik anlayışı idi. Bunun içindir ki, Osmanlı
Devletinde hiçbir azınlık unsuruna baskı yapılmadı; dinleri, dilleri ve
milliyetleri değiştirilmeye kalkışılmadı. Hattâ devletin en yüksek
mevkileri azınlıklara da dâima açık tutulurdu. Ancak Fansız İhtilâli
sonrasında Avrupa devletlerinin gayret, aldatma ve teşvikleri
neticesinde azınlıklar arasında ırkçılık ve milliyetçilik düşünceleri
başlayıp, devlet dağılma vetiresine (sürecine) girince, birlik ve
beraberliği sağlamak için Osmanlılık hareketi başlatıldı. “Osmanlılık”,
güçlü bir devletin mensubu olmaktan doğan iftihâr ifâde ederken,
“Osmanlıcılık” bu düşüncelere batılı unsurları sokmayı gâye edindi.
Osmanlılık duygusu azınlıklara da mal olmuş iken, Osmanlıcılık
azınlıklar tarafından rağbet edilen bir düşünce olmadı. Bu yıllarda
Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın çok güzel tatbik ettiği hilâfet
politikası, devletin otuz sene ayakta durmasını sağladı. Ancak onun
tahttan indirilmesinden sonra her millet bağımsız bir devlet kurmak
için başlattığı hareketleri hızlandırdı. Bunun sonunda, Balkanlarda,
Ermenilerde, Suriye, Filistin ve Arabistan’da, bilhassa İngilizlerin
teşvik ve kontrolünde, Fransız ve Rusların da mühim desteğiyle
sürdürülen milliyetçilik hareketleri, küçük komitacı silahlı grup ve
çetelerin zamanla kendi bölgelerine hâkim olmalarıyla, Birinci Dünyâ
Harbinin sonunda yeni devletlerin kurulmasına sebep oldu. Bugünkü
Balkan Devletleriyle irili ufaklı Ortadoğu ve Arap ülkeleri
bunlardandır.

Osmanlı Devletinin son yıllarında Türkler arasında
da yayılıp genişleyen Avrupaî milliyetçiliği, ilk defa Yusuf Akçura Üç
Tarzlı Siyaset adlı eseriyle siyâsî bir hareket olarak ortaya koydu.
Irka dayalı bir idâre kurulması gerektiği düşüncelerini ileri sürdü.
Türkçülük olarak bilinen ve 1908’den sonra güçlenen bu hareket, Türk
Yurdu dergisiyle edebî bir akım hâline geldi. Leon Cohen, Ziya Gökalp,
Ağaoğlu Ahmed Bey gibi yazarlarca Türkçülüğün fikrî temelleri ortaya
konuldu. Hamdullah Suphi Bey teşkilatlanma faaliyetlerini yürüttü. Bu
Türkçülük faaliyetleri, Avrupa tarzı milliyetçilik anlayışını esas
almakta idi ve ideologları tarafından öne sürülen pekçok umdeleri
İslâmiyete ters düşüyordu.

Millî mücâdele, Türk milletinin güvenebileceği en büyük kudretin önce Allah, sonra da kendi millî
varlığında bulunduğunun anlaşılmasına sebep oldu. İstiklal Harbi,
“Türkün en büyük dostu yine kendisidir” şeklinde ifâde edilen bir
anlayış ve îmânın kuvvetiyle başarıldı.

Milliyetçilik fikirleri,Cumhûriyetin kuruluşundan sonra da devletin hayâtına yön veren ictimâî
prensipler olarak kabul edildi. Türk Ocaklarının statüsünde yapılan bir
değişiklikle faaliyet sâhası olarak Türkiye sınırları kabul edildi.
1931 yılında ise, Türk Ocakları kapatılarak, Halkevi hâline getirildi.
Milliyetçilik, 1937 yılında da Anayasaya girerek, Anayasa prensibi
hâline geldi.

İslâmiyet, âlemşümul bir din olarak belli esaslara
uygun olmak kaydıyla, millî hasletlerin geliştirilmesi ve muhâfazasına
büyük yer vermiş, ancak bunların temel değerler olarak kabulünü isteyen
fikirleri de yasaklamıştır.

Kur’ân-ı kerîmde Er-Rûm sûresinde
meâlen; “O gökleri, o yerleri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin
birbirine uymaması, O’nun âyetlerindendir. Hakikat, bunlarda bilenler
için elbette ibretler vardır.” buyrulmaktadır. Hucurat sûresinde de;
“Ey insanlar! Biz sizleri bir erkekle bir kadından yarattık ve
birbirlerinizle tanışasınız diye sizi şubelere (ırklara, milletlere,
kabilelere) ayırdık.” buyrulmaktadır. Nitekim millî kültür ve
medeniyetlerin gelişmesinin garantisi de ayrı milletlerin mevcûdiyeti
olmaktadır. Ancak Türk târihinde milletin bütünlüğüne mâni olan kabile
bağları ve göçebe hayat tarzı, özellikle Osmanlılar tarafından
önlenerek örf, âdet ve an’aneler vâsıtasıyla sürekliliği olan güçlü bir
millet yapısı teşekkül ettirilebilmiştir. Böylece Türk ve İslâm
dünyâsına dışarıdan gelen saldırılar tesirsiz bırakıldı. Bu asırlarda
Türk Milletinin, İslâmiyeti hücrelerine kadar sindirerek yaşaması,
milletin ve devletin varlığının en kuvvetli teminâtı idi. Din ve millet
kelimeleri de o zamanki ilmî ve ıstılahî mânâlarıyla aynı mânâları
ifâde ediyorlardı. Milliyetçilik fikirleriyle beraber, Milliyet mefhumu
yalnız başına ele alınmaya, sosyal müesseseler milliyet esâsına göre
teşekkül ettirilmeye başlandı.

Milliyetçilik; milletini sevmek,onun yükselmesi için çalışmak demektir. Fakat milliyetçilik, âlem şümûl
bir fikir, bir düşünce sistemi, dünyâ görüşü de değildir. Bütün
insanlık câmiasının kabul edebileceği esaslar, prensipler ve idealler,
hiçbir “milliyet” unsuru temel alınarak ortaya konulamaz. Millî
varlığını, istiklâlini, vatanını, devletini koruyan bir milletin
insanlık câmiasına bunlardan hareketle verebileceği hiçbir şey
bulunmayabilir. Çünkü bir milletin varlığı, istiklâli ve diğer
hususları bir başka milleti hiç ilgilendirmeyebilir. Ancak, bu ayrı
milletler arasında onları birbirine bağlayacak çok kuvvetli ve milliyet
esasına ve maddî şeylere dayanmayan sarsılmaz bir gönül bağı da
olmalıdır. Ancak bu sûretle birbirlerinin dertleriyle dertlenip,
neşeleriyle neşelenebilsinler ve gönüllerinden gelerek birbirlerinin
yardımına koşsunlar. Böyle bir bağ ancak din ve îmân bağı olabilir.
İslâmiyet îmân ve ibâdet esaslarının yanısıra ticâret, sanâyi ve sosyal
nizam esaslarını da kurduğundan milliyet düşüncesini de içine almış,
asırlar boyunca Müslümanlar arasında ayrı milliyetler kurmaya ihtiyaç
duyulmamıştır. Bunun içindir ki bütün ilmihal kitaplarında (Din ve
millet, ikisi birdir) denilmekteydi. Hattâ Avrupalıların İslâm Dinine
karşı olan şüphelerinin İslâmiyetin hemen her hükmünde ayrıca bir
milliyet hissi de bulunduğundan ileri geliyor denilse yeridir.

Milliyet,
insanın çalışması ve dilemesiyle elde edebileceği bir meziyet değildir.
Milliyet, aynı vatanda, aynı toprakta doğup yetişenlerin din, örf, âet
ve menfaat birliğidir. Çalışmadan, doğuşta ele geçen bir nimettir.
İslâm dîni, asırlar boyu olduğu gibi bugün de Türk milliyetçiliğinin
ayrılmaz bir parçasıdır ve bu milliyetçiliğin devamı için ve
kendisinden çok faydalanılması için çalışmayı, sevişmeyi, başka dinden
olan vatandaşlara da aynı hakları sağlamayı, adâletten, sosyal
haklardan eşit olarak istifâde edilmesini emretmektedir. Asırlardır
cephelerde döğüşerek şehit düşen şerefli Türk milletinin sonraki
nesillere bıraktıkları din, milliyet, vatan, bayrak ve istiklâl marşını
sevmek, saygılı olmak, kânunlara itaatkâr yaşamak ve durmadan çalışarak
her sâhada dünyâ milletleri içinde en öne geçmek için çırpınmak, Türküm
diyen herkesin esas vazifeleri olmaktadır. Böyle milliyetçi nesiller,
kendi millet ve devletlerine olduğu gibi, dünyâ milletlerine ve
insanlık câmiasına da büyük hizmetler yapabilirler.

Milliyetçilik için tehlikeli olan iki tavır mevcuttur. Bunlardan birisi:
Milliyetçiliği lüzumsuz gören ve inkar eden kozmopolitizm, diğeri bütün
değerleri millet esâsına bağlayarak milliyetçiliği aşırı bir ırkçılık
olarak mütalaa eden şovenizmdir. Milletlerin mevcudiyetini inkâr eden
komünizm ve “devletin asıl vazifesi her türlü terakkinin esas kaynağı
olan ırkı geliştirmek, muhâfaza etmektir.” anlayışına sâhip olan
nazizm, bu hususta takınılan iki aşırı tavrın bâriz bir misalidir.
Türklerde din ve millet mefhumları birlikte mütala edildiği için bu tür
aşırılıklara rastlanmamış, bu tipteki bâzı hareketler de rağbet
görmemiştir. Hatta Müslümanlık ve Türklük bir kumaşın iki yüzü gibi
olmuştur.

KAYNAK:ansiklopedi.turkcebilgi.com
avatar
aquahell
WEBMASTER

Erkek
Mesaj Sayısı : 2781
Yaş : 42
Nerden : AQUATICFORUM
Lakap : AQUAHELL
Reputation : 59
Points : 3907
Kayıt tarihi : 22/01/08

http://www.hbgokhan.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: millet ve milliyetçilik

Mesaj tarafından vgokhan Bir Ptsi Ocak 05, 2009 7:49 am


_________________
avatar
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7107
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7821
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: millet ve milliyetçilik

Mesaj tarafından aquahell Bir C.tesi Şub. 07, 2009 11:36 am


avatar
aquahell
WEBMASTER

Erkek
Mesaj Sayısı : 2781
Yaş : 42
Nerden : AQUATICFORUM
Lakap : AQUAHELL
Reputation : 59
Points : 3907
Kayıt tarihi : 22/01/08

http://www.hbgokhan.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: millet ve milliyetçilik

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz