AQUATICFORUM
AQUATICFORUM A HOŞGELDİNİZ.FORUMDAN DAHA ETKİN YARARLANMAK İÇİN LÜTFEN GİRİŞ YAPINIZ.
▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▓▓▓▒▒▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▓▓▓▒▒▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓

ACILAR KARLA KAPLANIRKEN

Aşağa gitmek

ACILAR KARLA KAPLANIRKEN

Mesaj tarafından vgokhan Bir Paz Ekim 26, 2008 8:13 pm



1964 yılı bir kış sabahı Sabiha ders çalışmak için erken kalkmıştı. Hafifçe
odasının perdelerini açarak dışarıya baktı. Her taraf karla
kaplıydı.Ders çalışmaktan vazgeçerek kışlık giysilerini giydikten sonra
sessizce dışarı çıktı. Annesi ve babasını uyandırmadan damları
üzerindeki karları kürüyecekti. Tehlikeli de olmasına rağmen kırık bir
merdivenle bir eline aldığı kar küreğiyle damlarının üzerine çıktı. 13
yaşındaki bu kız çocuğu soğuk rüzgarlar altında karları kürürken
ağzının içinde mırıldanarak derslerini tekrarlıyordu. Cıvıl cıvıl
haliyle hayata bağlılığı, her ne kadar kendi elinde olmasa da, onun
geleceğinin bir göstergesiydi.



Annesi Gülsüm uyanır uyanmaz kocasına :“ Bak bey! Sabiha’m yine dama çıkmış...
Her kar yağdığın da bizi uyandırmadan damlarımızdaki karları temizlemek
için çırpınır... Yatağını da toplamış... Biricik kızım kırık merdivenle
nasıl çıktı ki yukarıya?” dedi .Ve evlerinin giriş kısmının önünden
bağırarak:

“-
Kızım okula gideceksin biraz sonra... Yorulma sen! Gel önce karnını
doyur... Sonra çıkar ben karları temizlerim!” dedi. Sabiha :
“-Anneciğim
uyandınız mı? Siz beni düşünmeyin... Ben ne kadar da dikkat etmiştim;
sizi uyandırmadan şu işleri bitirmek için...” Gülsüm hanım :
“-Dama
çıktığını daha önce fark etmiştim ! Kürek seslerinden... Kızım, biraz
önce sesini de duydum... Konuşuyordun... Benden bir şeyler mi
istiyordun yoksa?”
“- Yok anne biraz yüksek sesle derslerimin tekrarını yapıyordum...”
“-
Sabahın bu kör saatinde dam başından kızımın ayakları kayar da düşer
diye, bir türlü uyuyamadım...Çıkayım da bir bakayım dedim kendi
kendime... Babanın bir erkek çocuk istemesi de işte bu yüzdendi. Sana
kıyamıyoruz kızım... İşini çabuk bitir de in aşağıya ...”
Tam kapıyı açıp içeriye gireceği sırada annesi aşağıdan tekrar seslendi
:
“-
Kızım az kalsın unutuyordum... İneceğin zaman bana haber ver yüksek
sesle de, merdiveni tutayım... Biliyorsun merdivenimiz çok sağlam
değil...”
Sabiha üşüdüğünü fazla belli etmeden :
“- Tamam
anneciğim sen hiç merak etme... Güneş doğmadan ben buraları temizlemek
istiyorum... Değilse su altında kalırız.Git biraz uyu...” dedi.

Bu sözlerinden sonra, bir an için gözleri daldı... uzaklara bakarak.“Annem
neden erkek evladı istediklerini bana anlatıyor... Sanki erkek
çocuğuyla kız çocuğunun bir farkı varmış gibi...Halbuki her ikisi de
evlat... her ikisi de can taşıyor?..Ben bir mana veremiyorum?” diye
zihninde annesinin sözleriyle ilgili yorumlar yaptı.

Sabiha
annesi ve babasının yorulmalarını istemediği için, zor da olsa bu
işleri seve seve yapıyordu. Bir taraftan derslerine çalışması diğer
taraftan da bu şekilde ev işleri yapması ona mutluluk veriyordu. Nisan
ayının ilk haftasında, şehir merkezine 4 km uzaklıktaki bağ evlerine
taşındılar. Orada hem meyveleri hırsızlara karşı koruyacaklar...
Hem de bağ işlerini yakından takip edeceklerdi! Her gün oradan okula gidip gelmek güç olsa da buna katlanmak zorundaydı...

Günlerden bir gün, okul sonrası yaya olarak elindeki ders kitaplarıyla dolu
çantasıyla bağ evlerine gidiyordu. Yollar ıssızdı. Arada sırada bekçi
düdüklerinin yankılanan sesleriyle çevredeki çekirgelerin sesleri
birbirlerine karışıyordu ! Bir ara, arkasından bir kişinin koşarak
kendisine doğru yaklaştığını fark etti ! Birden korkarak irkildi!
Geriye baktı. Bir okul arkadaşıydı! Titrek adımlarla gelen bu
kişi
Sabiha’ya :
“- Sabiha... Sabiha ben Ahmet... Çoktan beri seninle konuşmak istiyordum.
Şehirdeki evinizde otururken cesaret bulamamıştım! Ben seni çok seviyorum! Bunun için peşinden geldim!” dedi
Sabiha :
“-
Ama ben seni hiç sevmiyorum ki ! Sen sevgini kendine sakla! Sonra
peşimden gelmeyi de bırak! Bir gören olursa seni değil, beni
suçlarlar...”
Ahmet :
“ - Ama... “
“ - Aması maması yok...Beni rahatsız etme! “ diye karşılık verdi Sabiha.
Tam
bu sırada bağ bekçilerinden biri yandaki bağın yıkık duvarlarının
üzerinden atlayarak önlerine çıkmıştı! Sabiha ve ailesini tanıyan
biriydi...
Her ikisi de donakalmışlardı... Bekçi :
“ - Kız Sabiha... Kim bu peşindeki kırık?” (*)
Sabiha kıpkırmızı olmuştu. Sıkılgan bir şekilde :
“- Benim haberim yok... sınıf arkadaşım peşime takılmış... Ben de...”
Bekçi :
“ - Kes sesini! Sen fırsat vermezsen bu adam senin peşine takılmaya cesaret bulabilir mi? Bana maval okuma!”

Ahmet’e döndü sonra :

- Utanmıyor musun ulan tek başına gelen bir kızın peşine takılmaya?
Şunlara bak okuyacaklar da adam olacaklar şu vaziyetleriyle! Söyle
bakayım sen kimin çocuğusun?”
Tekrar Sabiha’ya döndü:
“ - Biraz
sonra babanı göreceğim... Anlatacağım olup bitenleri. Kızınız bağ
yollarından arkasında bir kırıkla buraya geliyor diyeceğim! Namussuz
seni! Bir de utanmadan konuşuyorsun benim karşımda! “ dedi.
Ahmet
konuşmalar devam ederken koşar adımlarla oradan uzaklaştı... Tek bir
cevap dahi verememişti. Bekçinin sözleri onu da oldukça etkilemişti?

Sabiha bekçinin söyledikleriyle endişeye kapılmıştı. Zihninden geçen bir yığın
soruya cevap arıyordu! İşin içinden nasıl çıkacaktı? Bekçi gerçekleri
çarpıttığı gibi, kendisine konuşma fırsatı dahi vermemişti!
Aksine
bir suçlamayla karşı karşıya kalmıştı! “Bor gibi küçük bir ilçede bekçi
kendi kafasındaki suçlamaları aleyhimde birkaç kişiye anlatsa benim
hayatımı karartmaya yeter...” diyordu içinden!
Bağ evine gelmişti. Kapıya bir kaç kez vurdu... Sonra :
“- Anne!.. Anne!..” diye bağırdı.
Ses gelmeyince yandaki iri bir taşın altına baktı. Dış kapının anahtarı oradaydı...
İçinden “ İyi ki annemler daha gelmemişler...” dedi. Kapıyı açtı ve arkasına bir taş koydu.
Sonra
bağ evinin anahtarını da her zaman koydukları yerden aldı. Kapıyı açtı!
İçeriye girdi. Karşısındaki raf üzerinde bulunan “folidol” isimli elma
kurdu zehiri birden dikkatini çekmişti!
Çantasını bir kenara attı.
Zehir kutusunu eline aldı. Çantasından bir kağıt çıkararak bir şeyler
yazdı. Sonra zehir kutusunun kapağını açarak birkaç yudum içti! Çok
geçmeden olduğu yere yığıla kalmıştı
Çekirge sesleri her zaman olduğu gibi çevreyi kuşatmaya devam ediyordu...
Bir saat sonra dış kapı vuruluyordu. Annesi ve babası gelmişlerdi.
Annesi :

Sabiha’mız gelmiş...” dedi kocasına! Biraz beklediler kapının
açılmasını.Ses gelmeyince babası öfkeli bir biçimde biraz daha kuvvetli
yumruklamaya başladı kapıyı :
“- Sabiha... Sabiha! Neredesin... aç kapıyı? “
Tahammül
güçleri kalmamıştı... Kapıyı zorlayarak ittiler arkadaki taşla
birlikte... Eşekleriyle içeriye girdiler... Kedileri acı acı
miyavlıyordu... İç kapı açıktı ve Sabiha ortada yatıyordu. Ağzında
köpükler vardı... Kenarda ağzı açık duran bir elma kurdu zehiri...
Önünde defter, yanında kalem bulunan bir kağıt parçası vardı. Üzerinde
ise şunlar yazılıydı :
“-Çok kıymetli anneciğim ve babacığım,
Hayatım boyunca korkuyla yaşadım... Sizi su ana kadar üzdüysem beni
affedin! Arkamdan herhangi bir suçlama olursa inanmayın! Ben suçsuzum!
Öğretmenlerimi ve arkadaşlarımı çok seviyorum... Bir kişi hariç. O ise,
benim hayatımı kararttı! Annesi ve babası gözyaşlarını tutamadılar!
Belki ölmemiştir diye eşeklerinin üzerine onu yüzükoyun yatırarak şehir
merkezine götürdüler!
Feryatları dayanılacak gibi değildi!.
Babası :
“İnşallah kızımız ölmemiştir...” diyordu hanımına.
............
Hastanede acil serviste kontrolden geçirildi! Doktorlar :
Sabiha için “ iki saat önce ölmüş ...” dediler.
Çevrede
bilinmeyen sınıf arkadaşının aşkı, gizli kalan bekçinin suçlamaları ve
ortaokul ikinci sınıf öğrencisi Sabiha’nın sona eren hayatı yönünde
yorumlar yapıldı! Arkasından okunan yüksek notları arkadaşlarına ve
öğretmenlerine hüzünlü anlar yaşatırken, sınıfında boş kalan yeri asla
doldurulamadı.
Çekirge seslerinin yankılandığı sokaklardaki acı
hatıralar gibi mevsimlerin ibresi kışları gösterirken damlarını örten
beyaz hüzünler yine onların önlerine serilecekti.

Acılar karla kaplanırken sadece damlar, kar küreği ve kırık bir merdiven olmayacaktı Sabiha’yı anlatan...

(*) Kırık : Bölge halkınca “züppe” anlamında kullanılmaktadır.

Bor - 1965
Üzeyir Lokman Çaycı[

_________________
avatar
vgokhan
SUPER MODERATÖR
SUPER MODERATÖR

Kadın
Mesaj Sayısı : 7113
Nerden : aquaticforum
Reputation : 94
Points : 7827
Kayıt tarihi : 23/01/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz