AQUATICFORUM
AQUATICFORUM A HOŞGELDİNİZ.FORUMDAN DAHA ETKİN YARARLANMAK İÇİN LÜTFEN GİRİŞ YAPINIZ.
▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▓▓▓▒▒▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▓▓▓▒▒▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓ ▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓

DERİN DENİZ BALIKLARI

Aşağa gitmek

DERİN DENİZ BALIKLARI

Mesaj tarafından aquadmin Bir Ptsi Şub. 25, 2008 11:50 pm

[size=12]'Siyah Derinlik', Okyanusların 1000 metreyi aşan derinlikleri günümüzde bu şekildetanımlanıyor;çünkü burada kesinlikle ışık yok. Su sıcaklığı ise -2 ila 4 ºC arasında değişiyor. Bu karanlıkta 24 m uzunluğunda dev kalamarlar; suyun içindeki birikintileri emebilmek için vantuz biçiminde ağız yapısı geliştirmişlerdir, şekilsiz ve ürkütücü balıklarda buralarda yaşıyor. Son 20 yıl içinde gelişen teknolojiye bağlı olarak gerçekleştirilen dalışlardan önce, bu karanlıklarda hiçbir canlının yaşamadığı sanılıyordu. Oysa, bugün son elde edilen bilgiler ışığında bilim adamları okyanusların yeni bir dikey haritasını çıkarıyorlar. Bu haritaya göre 200 metre kadar olan derinliğe 'kıta platformu' adı veriliyor. Biyolojik faaliyetin en yüksek noktada olduğu bu bölgede çok sayıda bitki ve hayvan türü yaşıyor. 200 ile 2000 metre arasında kalan bölge ise 'derin bölge' olarak tanımlanıyor. Uzmanlara göre, bu bölgede bir zamanlar 2500 canlı türüyaşıyordu. Bugün ise bu canlıların sadece yüzde 10'unun yaşadığı tahmin ediliyor. 'Derin bölge' iki ana tabakaya ayrılıyor. 100 metre derinliğe kadar olan bölgeye 'Alacakaranlık bölgesi' deniyor. Buraya çok zayıf olsa da ışık sızıyor. Ne var ki, bu miktardaki ışık fotosentez için yeterli değil. Bu bölgede biyo-ışıklı balıklar yaşıyor. 1000 metrenin altında kalan bölge ise çok daha karanlık. Derin derinlik ya da 'Abyss' (abis) denilen bölge, 2000 ile 6000 metre arasında yer alıyor. Buradaki suda hiç hareketlilik yok ve sıcaklık eksi 2 ile 4 derece arasında değişiyor. Işığın kesinlikle ulaşmadığı bu bölgede basınç da çok yüksek derecelere ulaşıyor. Burada yaşayan canlı sayısı da, olumsuz atmosfere paralel olarak büyük azalma gösteriyor. Derin derinlikte yaşayan canlıların hemen hemen tümü etobur ve çok genişleyen bir mide yapısına sahip. Ayrıca çok büyük bir ağız yapıları ve gelişmiş sivri dişleri var. 6000 metre derinlikte okyanusların tabanına kadar inen ve 'Taban Bölgesi' adı verilen bölüm tüm okyanusların hacminin sadece % 2'ini oluşturuyor. Bu bölgede balık gibi canlıların sayısı azalırken, parazit otların oranında önemli artış gözleniyor. Son 20 yıl içinde okyanusların özellikle 'Derin Bölgesinden başlayıp tabanına kadar uzanan bölümünü keşfe yönelik çalışmalarda büyük bir artış var. Çünkü, bu bölgede flora ve fauna örtüsü açısından değil, dev kanyonları ve volkanik yapısıyla da bilim adamlarının ilgisini çekiyor. Hatta bazı bilim adamları, okyanusların derinliğindeki bu jeolojik yapıyı çözümleyerek gezegenimizin geçmişine ve geleceğine yönelik sağlıklı bir analiz yapılacağını savunuyor. Nitekim, bu son 20 yıl içindeki çalışmalar sonunda bu bölgede tam 50000 yeni canlı türü keşfedildi. Ama yine de bu konuda kat edilen mesafenin çok yetersiz olduğu iddia ediliyor. Gerçekten de bugün Mars gezegenini karış karış tanımaya başlayan insanoğlu, hala kendi gezegeninin derinlikleri konusunda son sözü söylemiş değil. Bugün, bu bölgenin en iyimser ifadeyle sadece % 3'ünün keşfedildiği sanılıyor. Bu keşiflerin güçlüğünde, okyanusun dikey yapısının da doğurduğu sorunlar yatıyor. Çünkü, okyanuslarda 200 metreye kadar derinlik belli kademelerle ve yavaş yavaş gerçekleşiyor. Bundan sonra derinlik birdenbire çok hızlı bir biçimde artıyor. Ve gerek dalgıç gerekse araştırma araçları, çok kısa bir süre sonra 1000 metre derinliğin eşiğine ulaşıyor. Okyanuslarda ışığın erimesi de bazı farklılıklar ve okyanustan okyanusa özellikler taşıyor. Derine doğru indikçe suyun rengi önce kırmızılaşıyor, ardından mora dönüşüyor ve daha sonra da portakal rengi oluyor. 100 metreye gelindiği de ise artık sadece koyu bir mavilik söz konusu. Ancak, bu her su kütlesinde aynı olmuyor. Örneğin, Akdeniz'de 90 metre derinlikte özellikle öğlen saatlerinde ışık görülebildiği gibi, yine bu denizde, 200 metreye inildiğinde yansıyan yüzey ışığınıderinliklerde görmek mümkün. Akdeniz'de ışığın en derine kadar indiği sular Sardunya Adası açıkları. Atlantik Okyanusu'nda ise ışık daha da derinlere inebiliyor. Bu büyük okyanusun bazı noktalarında 350 metre derinlikte bile ışığa rastlanıyor. Bilim adamları ışığın konumuna göre de okyanusları iki bölüme ayırıyorlar. Işığın ulaştığı bölüme 'öfotik',ışığın hiç gelmediği bölüme ise 'afotik' adını veriyorlar.Suyun ışık aldığı bölümlerde okyanusların temel besin maddesi olan yosunlar yetişebiliyor. Burada 'fitoplankton' yapısı oluşuyor ve buralara beslenmeye gelen balık türleri, 'öfotik bölgenin faunasını zenginleştiriyor.Işığın ulaşamadığı bölgede ise fotosentez gerçekleşmediğinden yosunlar üremiyor. Buradaki yaşam ve beslenme biçimi de bu nedenle çok farklı yol izliyor. Okyanusların dibi genellikle dev sualtı dağ zincirlerinden ve bunlar arasında kalan geniş bataklık, çamurlu bir tabandan oluşuyor. İşte bu çamur kütlesi 'Derin Derinlik' de yaşayan camlıların temel besin maddesi.Çünkü,bu çamurun önemli bir bölümü canlı hayvanların dibe çökmüş parçalarının birikmesiyle ortaya çıkıyor. Okyanusların derin bölümleri kıyıdan oldukça uzakta bulunduğundan, bu bölgelerde suyun yüzeyinde yaşayan canlıların ve organizmaların kalıntıları, dalgalarla kıyıya kadar taşınamıyor; suyun tabanına çöküp, orada birikmeye başlıyor. Suyun üst bölümlerindeki planktonların arasında yaşayan ve üreme döneminde kabuk değiştiren deniz kabukluları ve tek hücrelilerin attıkları kabuklar parçalanarak dibe oturuyor. Dipteki bu çamurlu çöküntü, daha çok kalker ve silis maddeleri içeriyor. Uzmanlar, okyanusların dibinde besin kaynağı olan bu çöküntünün her yıl bir santimetre kalınlaştığını söylüyorlar. İşte 'Derin Derinlik' teki canlılar, kalınlığı sürekli artan bu çamur çöküntü sayesinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Tabii, tek beslenme biçimleri bu değil. 'Derin Derinlik de tam anlamıyla bir orman kanunu da yaşanıyor. Özellikle de, burada yaşayan büyük memeli canlıların neredeyse tümü etobur. Yani, bir başka balığı yiyerek besleniyorlar. Bu zorunluluk, söz konusu hayvanların ağız yapısını da çok geliştirmiş. İri ağzında çok keskin ve sivri dişleri var. Deri renkleri genellikle koyu gri ya da siyah. Yüzgeçleri oldukça uzun ve uçlarında koku alma organları bulunuyor. Basıncın çok yüksek değerlere ulaştığı bu derinliklerde yaşayabilmelerini de sahip oldukları müthiş hücre yapısı sağlıyor. Dışarıdan gelen basıncı, hücre sıvılarının oluşturduğu iç basınç ile mükemmel bir biçimde dengeleniyor. Son yıllara kadar bilim adamları 'Derin Derinlik' teki bu canlıların görme organından yoksun olduğunu ve yönlerini içgüdüsel olarak bulduklarını ileri sürüyorlardı. Oysa bugün, bu hayvanların yönlerini diğer canlılardan gelen ışık sinyalleriyle buldukları anlaşılmış bulunuyor. Yapılan son çalışmalarda, bu canlıların vücutları boyunca ışık saçan organlara sahip oldukları görülmüş.Tıpkı ateş böceğinde olduğu gibi, bu ışık, 'lusiferin' isimli bir proteinin parçalanması ve aynı anda bir enzimin harekete geçmesiyle oluşuyor. Bazı hayvanlarda ise bu ışık, hayvanın derisinin üzerinde yaşayan bakteri kolonisinden kaynaklanıyor. Bu ışık sinyallerinin genellikle iki anlamı var; hem hayvanın av peşinde olduğunu gösteriyor, hem de çiftleşme zamanında karşı cinsi daha kolay tanımasını sağlıyor. Ayrıca bu ışık, bazı hayvanlarda bir savunma mekanizması fonksiyonu da görüyor. Örneğin, derin derinlik ahtapotu, tehlike anında tıpkı yüzey ahtapotu gibi davranıyor. Ancak, küçük bir farklılıkla. Türdeşi tehlike anında düşmanının üzerine mürekkebini salarken, böyle bir operasyon zifiri karanlıkta hiçbir işe yaramayacağı için, derin derinlik ahtapotu düşmanının üzerine vücuduna yapışık olarak yaşayan ışıklı bakterileri gönderiyor. Derin derinlikte yaşayan canlıların hangi ritimle üredikleri bugün hala bir bilmece. 1991 yılında Rodos Adası açıklarında bir balıkçı teknesi 4000 m. derinlikten çektiği ağda bir balık sürüsü yakalamış, ama bu yüzey balıklarının tıpkı derin deniz balıkları gibi ışık saçtığını görmüşlerdi. Önce pek önemsememişler, ama 24 saat geçtikten sonra ağda gördükleri karşısında şaşırmışlardı. Ağda bol miktarda 'Acanthephyra eximia' isimli derin derinlik karidesi vardı. Herhalde balıkların arasına birkaç karides karışmış;onlar da 24 saat içinde çok hızlı bir şekilde çoğalmışlardı. Bu olaydan hareket eden bilim adamları,'derin derinliğin keşfinde daha çok sayıda sayfa olduğunu gösteriyor. Gerçekten de sözü edilen derinliklerin keşfi oldukça yeni bir olay... İlk araştırmalar, 50'l, yılların sonuyla 60'lı yılların başında gündeme gelen daha çok bilimsel amaçlı çalışmalardı... Fransız ve Amerikalı mühendisler o tarihlerde 'FNSR II', 'Trieste I', 'Trieste II', 'Arşimed' gibi ilk batiskafları inşa ettiler. Ancak bu araştırmalar oldukça büyük paralar gerektirdiğinden, özellikle denizin derinliklerine içinde insan bulunan araçlar gönderilmesi düşüncesine her geçen gün daha soğuk bakılmaya başlandı. Örneğin, içinde insan taşıyan ve 4500 metre derinliğe kadar inebilen 'Alvin' isimli aracın bir günlük masrafı yaklaşık 25000 dolardı. Bu mali zorunluluk bir süre sonra insan faktörünün terk edilmesine yol açtı. Bugün, içinde insan taşıyan ve 6000 metre derinliğe kadar inebilen tek 'Derin Derinlik' araştırma aracı, Fransızlar' ın ünlü 'Nautille' deniz altısı... Günümüzde,söz konusu masrafları asgariye indirmek için, uzaktan kumandalı robotlar kullanılması fikri daha fazla taraftar topluyor. Bir de, yine uzaktan kumandalı 'ROV'ların (Remote Operated Vehicles) kullanılması düşünülüyor. Bu mürettebatsız derin sualtı araçları, tıpkı bir göbek bağı gibi, metal bir kordon ile su yüzeyindeki araştırma gemisine bağlı olarak çalışıyorlar. Ondan gelen talimatlar çerçevesinde hareket ediyorlar ve topladıkları tüm bilgileri anında ana gemiye ulaştırıyorlar. Ne var ki, bilim adamları bununla yetinmek niyetinde değiller. Bu kordonun sualtı aracına özgürlük tanımadığı iddasıyla kendi kendine hareket eden araçlar geliştirmeyi planlıyorlar. 'AUV' (Autonomous Underwater Vehicles) adı verilen bu araçların ilki olan 'Marius', bir Portekiz, Fransız ve Danimarka ortak yapımı. Geçen yıl faaliyete geçen bu araç bir ton ağırlığında ve 4,5 metre uzunluğunda. Marius, şimdilik 600 metre derinliğe kadar olan sularda kontrol görevi sürdürüyor. Derin denizlerin gerçeküstü sakinleri. Derin Denizlerde Yaşayan Balıklar ve Bazı Diğer Canlılar :

  • Anoplogaster cornuta
  • Caulophryne polynema
  • Chauliodus sloani
  • Cryptopsaras couesi
  • Eurypharynx pelecanoides
  • Gigantastik makronema (3000-5000 ft. derinlikte yaşar)
  • Gorgonocephalus arcticus
  • Grammatostomias flagellibarba
  • Harriotta raleighana
  • Himantolophus groenlandicus
  • Hydrocynus vittatus
  • Lasiognathus saccostoma
  • Linophryne arborifera
  • Melanoceyus johnsoni
  • Stylephorus chordatus
  • Thaumatichthys axeli
  • Vampyroteuthis infernalis
KAYNAK : Focus Dergisi.
avatar
aquadmin
SİTE YÖNETİCİSİ
SİTE YÖNETİCİSİ

Erkek
Mesaj Sayısı : 398
Yaş : 44
Nerden : AQUATICFORUM
Lakap : MrFish
Reputation : 25
Points : 533
Kayıt tarihi : 22/01/08

http://www.aquaticforum.tk

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz